10/10
·190 syf.··
2025 3. kitabı
Tanrının varlığınının ve insan ruhuyla bedeni arasındaki gerçek ayrımın açık biçimde kanıtlandığı İlk fesefe hakkında meditasyonlar: Tüm bölümlerini tek tek inceledigim bu kitabinda Descartes önsözde daha önceki yazılarında kendi çıkarımlarına karşılık niteliğinde yazılan metinlere cevap vereceğini bildiriyor. İlk olarak kendisini takip eden kitleye; "Düşünen bir şey ya da düşünme yetisine sahip bir şey olmam dışında özüme ait sayılabilecek hiçbir şey bilmediğimi kastediyorum." diyerek kendisine yöneltilen ifadeleri agnostik denilebilecek bir tarzla topyekûn karşısına alıyor ve tüm bölümlerin okunmadan karşılık verilmemesini rica ediyor. Tanrıtanımazları ise genel itibariyle tanrı figürüne insani özellikler (antropomorfik) yükleyip anlamlandırmaya çalışarak veya mevcut akılla bu gücün varlığının kavranabileceği önyargısıyla reddediş halinde bulundukları dolayısıyla kendi fikirleriyle uyuşmayan bir yönelimde olduklarını ifade ederek ayrı bir çerçeve içine alıyor ve bölümler başlıyor. Birinci meditasyon: Kuşku konusu edilebilecek şeyler hakkında Descartes’e göre duyularımızla var olmaktayız fakat duyuların bizi bazen yanıltabilmesi dolayısıyla tedbiren bu özelliklerimize güvenmememiz gerekiyor. Yine de vücut gibi fiziki bir yapıya sahip olduğunun ve bu yapının belli bir konumda bulunduğunun yadsınamayacağını kabul ediyor. Ancak var oluşunu ayni şekilde uykudayken de tecrübe edebiliyor ve bunu gerçek hayattan ayırt edemiyor olması dolayısıyla uykuda olmadığı halinin de bir çeşit yanılsama olabileceğinin kuşkusunu ifade ediyor. Fizik, astronomi, tıp gibi bilimlerin varlığından da kuşkulu ve bu tarz bilimlerin kesinlikten uzak olduğunu ancak bunları yapabilmek için kullanılan matematik ve geometrinin kesinliği üzerinde duruyor. Bu halde bile tanrının veya üzerindeki baskın gücün onu her seferinde 2 ile 3’ün toplamının 5 etmesi gerektiği konusunda kendisini yanıltabileceğini bununla beraber tanrının yanıltmaya gerek duymayacak şekilde mutlak iyi olduğundan bahsederek yaratıp biçimlendiren bir tanrı varlığına inancını kuşku yolunu açık bırakarak vurguluyor. Ancak söz konusu vurgudaki varlık kendine has bir düşüncenin ürünü, nitekim başkalarının Tanrı varlığını yadsıması yahut dış bir kaynaktan kendi varlığını oluşturduğuna dair salık veren bir Tanrı modelini kabullenmesi konusunda daima kuşkucu olunması gerektiğini, bu şekilde hakikatin bilgisine giden yolda kalınabileceğini, doğru veya yanlış olduğu kanısına varmadan yargıları olabildiğince askıda tutabilmenin hatadan uzak durulabilecek en mümkün yol olduğunu öğütlüyor. Bununla beraber hakikatin bilgisine ulaşmanın o anki bilinmez durumundan iyi olup olmayacağı konusunda da emin değil ve günlük hayatın kişiyi sürüklediği o kabullenişe kendisinin de dahil olmasının daha iyi olabileceği ihtimalinin aksi durumunda daha içinden çıkılmaz bir duygulanım içerisine girebileceğinin endişesini taşıyor. İkinci meditasyon: İnsan ruhunun doğası ve onu tanımanın bedeni tanımaktan daha kolay olduğu hakkında Düşünmenin ne demek olduğunu detaylandırarak kendi varlığını, düşünebiliyor olması üzerinden sorguluyor. Kafamızdaki yerleşik kalıpları örneğin bir insan suretini, bir insan gördüğümüzde bu insandır yargısına vararak zihinde yerleşik olan yargılama gücüyle kavradığımızı; bir balmumunun var olduğunu algılamamızın bizi de mecburen var ettiğini tanıtlıyor. Üçüncü meditasyon: Tanrı hakkında; Tanrı'nın varlığı hakkında Nedensellikten yola çıkarak Tanrı varlığını kanıtlama yoluna gidiyor. Bir idenin nedeninin kendisi olmaması durumunda kendinden başka varlıkların da bulunması gerektiği, eğer ki bir idenin nedeni bulunmuyorsa kaynağını hiçlikten almış olabileceği üzerinde duruyor. Sonsuzluğa doğru yol alan bu nedensellik zinciri de bu kavramın bilgisini ortaya koyabiliyor olmasının ancak sonsuz bir kuvvet tarafından zihnine yerleştirilebileceğini, sonsuzluğu ise sonluluğun tersi olarak değil, sonlu olan kendisinden önce daha yetkin bir varlık olarak sonsuz gerçekliğe sahip Tanrı ideasının düşünülmesi gerektiği sonucuna varıyor. Sonsuzluğu ise kendi sonluluğunun doğası gereği tam olarak niteleyemediğini belirtiyor. Tanrı ideasını duyularıyla elde etmediği dolayısıyla hayal gücünde var ettiğini belirterek bir önceki meditasyondaki "Bir şeyin hayalini kurmak cisimsel bir şeyin suretini veya imgesini seyredalışa konu etmekten başka bir şey değildir." tanıtlamasına gönderme yapılabilir. Tanrı var olmasaydı böyle bir fikir ortaya atılamazdı diyerek kendi kendini doğrulayan bir önermeyle bir sonraki meditasyona geçiyor. Dördüncü meditasyon: Doğru ve yanlış hakkında Bu bölümde doğruyu yanlıştan ayırma gücünün kendisine Tanrı tarafından verildiğini, bu yetinin Tanrının imge ve suretini taşıdığını kendisine bildiren irade ya da özgür seçim yetisi olduğunu, yargıda bulunma ya da bulunmama özgürlüğünü doğru kullanmayışının kendisinde bir yetkinlik noksanlığı olduğunu açıklıyor. Tam olarak özgür olabilmesi için ise neyin iyi neyin doğru olduğunu her zaman açıklıkla bilebilmesi gerektiği dolayısıyla hangi yargıya varması hangi seçimi yapması konusunda akıl yürütmesi zahmetine gerek kalmayacağını belirtiyor. Bu durumda Descartes'in bu iki çıkarımını birleştirdiğimde özgür iradenin özü bakımından özgür fakat yanlış olanı seçme ihtimali dolayısıyla asıl belirsizlik/tutsaklık olduğu sonucuna varıyorum. Yetkinlik noksanlığı olarak ifade ettiği ise iyi ya da doğru olanı her zaman bilemeyecek olmamızdan ileri geliyor; bu özelliğin ancak Tanrı’da bulunabileceğini ifade ediyor. Beşinci meditasyon: Maddesel şeylerin özü hakkında ve yine Tanrı hakkında, Tanrı'nın var olduğu hakkında Düşüncesinde var ettiği Tanrı ideasının yine hayal ettiği diğer soyutluklar gibi var olup olmayacağına dair kesin bir hüküm veremeyeceğini açıklıyor. Fakat bu ideanın var olması durumunda Tanrı'nın her açıdan en yüksek yetkinlikte olacağını, vadi veya dağ olmayabilir ancak vadiyle dağ var olması durumunda birbirinden ayrı olamaz örneğinden hareketle çeşitlendiriyor. Daha basitçe Tanrı'nın varlığından kuşku duyulsa bile var olması durumunda onun mutlak gücünden "en yüksek yetkinliğe sahip olmasından" kuşku duyulamayacağını ifade ediyor. "Her türlü bilginin doğruluk ve kesinliği sadece doğru Tanrı'nın bilinmesine bağlıdır, öyle ki onu tanımadan önce hiçbir şeyi tam olarak bilemezdim." sözüyle soyut ve somut tüm bilginin kaynağını Tanrı varlığına dayandırarak inancını yineliyor. Altıncı meditasyon: Maddesel şeylerin varlığı ve insanın ruhu ile bedeni arasındaki gerçek ayrım hakkında Üçgen ve bingenin geometrik iki tasarım olmasına karşın hayal gücünde üçgeni oluştururkenki imgelem yetisini bingen için kullanamadığını ifade ediyor. Dış dünyanın bir parçası olan maddi varlığının dışarıdan gelecek etkilerle kendisini acı elem keder keyif gibi duygulanımlara sokmasından ötürü vücuduyla iç içe geçmiş bir ruhu olduğunu aynı zamanda imgelem tasarlayabiliyor olması özelliğiyle de bu bölünebilir vücudundan bağımsız bölünemez bir öze sahip olduğunu, bedensel ihtiyaçlarımızın bedenin ruhta yarattığı etkiyle anlaşılabildiğini açıklıyor. * * * Baştan sona septisizm felsefesiyle değerlendirdiği ifadelerinde yalnızca düşünebildiğini mecburen kabul ettiğini ve diğer her şeyden kuşku duyduğunu iddia ediyor ancak “kuşku duymaktan kuşku duymayı” unutmuş olduğunu zannediyorum zira kuşku duymamayı bir seçenek olarak ele almaması bu eylemin sorgulanmadan ilke haline getirilmesi demek oluyor; kendi içinde çelişiyor. Doğanın bedenine zarar veren yanlarını "doğanın hatası" olarak nitelendiriyor fakat doğa devinim halinde ve bu çarkın dönüşü tüm varlığın değişmesi ve sonunda başka bir surete dönüşmesi şeklinde işliyor dolayısıyla doğanın varlığımızı tehdit altında bıraktığını düşündüğü olaylar aslında bir yaşam süreci oluşturuyor ve insanlığı yaşamın odağına koymak fazlaca bencil bir yaklaşım. Tanrının mutlak iyi olduğu çıkarımı da bir yanılsamadan ibaret; iyinin tanımı kendi menfaatine dayalı ortaya konuyor halbuki doğa bizim hayatta kalmamız için çalışmıyor, kendi hareketini her surette başka bir amaca hizmet için devam ettiriyor, bir denge hali söz konusu değil dolayısıyla varlığımızı devam ettirebilmekteki zorlukları "doğanın aldatmacası" olarak görmekle dolaylı olarak Tanrı'yı da bu çelişkiye dahil etmiş oluyor. Dayanağını düşünebildiğinden aldığını iddia eden Descartes aslında nedenselliğe dayalı olarak aklın kendisinden kuşku duymak için yine aklın gerekli olduğu bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde kısır döngüye girmektedir. Kendini düşünmek üstün bir gücün bilincine varmada atılan ilk adımdır ancak düşündüğünü düşünmek, hayal gücünü hayal etmek, kendilik bilincini kendinde aramak, ilk nedeni sorgulamaya götüren dipsiz çukurun sadece başlangıcıdır; yani Descartes’in düşünüyor olma dayanağı aslında çoktan hareketine başlamış bir paradoks zinciridir. Ayriyeten bir yaratıcı varlık olduğunu düşünmek, dayanak kendin olduğun için onu varlık sahasına getirenin de sen olduğu anlamına geliyor. Bu durumda Descartes bana göre Tanrı varlığına değil yalnızca kendi varlığına kesin olarak inanıyor. Kitap modern felsefeye geçişin dönüm noktasıdır. Yalınlığıyla herkesçe okunabilir. Buraya kadar okuduysanız kitabı da mutlaka okuyun; kendi felsefenizi oluşturacak zihinsel atılımlar yaşadığınızı farkedeceksiniz. René Descartes Meditasyonlar
MeditasyonlarRené Descartes · Bilgesu Yayıncılık · 20071,425 okunma
·
1 +1'leme
·
184 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.