Kayıpların Gölgesinde: Tanrılar Ülkesine Yolculuk
7/10
·504 syf.··
2025 1. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2025 23:41
Öncelikle en sevdiğim yazarlardan biri kendisi. Birçok kitabını okumuş ve zamanında elimden düşürememiştim. Bana kitap okuma alışkanlığını kazandıran, polisiye türünü sevmeme yol açan yazarlardan biridir. Onun için bu platformda ilk incelememi bu yazarla başlamak benim için manevi bir yere sahiptir. Bununla birlikte; Kayıp Tanrılar Ülkesi’nin konusunu özetleyecek olursak, Berlin’de işlenen bir cinayeti araştıran Başkomser Karasu’nun, soruşturma sırasında mitoloji ve tarih ile iç içe geçmiş bir maceraya sürüklenmesini anlatır. Cinayetin izleri, eski Anadolu uygarlıkları ve mitolojik figürlerle bağlantılı bir gerçeği ortaya çıkarırken, kahraman geçmişiyle de yüzleşmek zorunda kalır. Kitapta bir yandan cinayet soruşturmasıyla ilerlerken bir yandan da Bergama Zeus Sunağı’nın üstünde yer alan kabartmalarını anlatılan titianların ve devlerin savaşı anlatılmaktadır. Kitapta bir dert yakınmasına şahidiz. Yazarın burada dikkat çekmek istediği en önemli olay, sahip çıkamadığımız tarihi eserlerin dünyanın her tarafında önemli müzelerde sergilenmesi. Bunlardan biri olan Bergama Zeus Sunağı’nı konu alıyor kitapta. Bergama Zeus Sunağı, M.Ö. 2. yüzyılda Bergama Krallığı tarafından inşa edilen, Helenistik döneme ait önemli mimari eserlerden biridir. Bergama Krallığı'nın gücünü simgeleyen muazzam bir sanat eseridir. Sunağın en dikkat çekici özelliği, ünlü Gigantomakhia (Tanrılar ve Devler Savaşı) kabartmalarıdır. Bu kabartmalar, Olimpos tanrılarının devlerle savaşını anlatan mitolojik bir sahneyi canlandırır. Bugün ise bu sunak Dünyanın 8. Harikası olarak adlandırılıyor. Sunak 19. yüzyıla kadar toprak altında kalmıştır. 1864'te Alman mühendis Carl Humann , Osmanlı'nın izniyle bölgesel incelemelere başlamış, 1878'de ise resmi kazılara giriş yapmıştır. Kazılar sırasında Osmanlı tahtında II. Abdülhamid bulunuyordu. II. Abdülhamid, Almanya ile yakın ilişkilerin sıkı olmasını istiyordu ve bu nedenle Bergama'daki kazılara büyük bir tepki göstermedi. O dönemde Osmanlı'nın Alman mühendislerine ve askeri desteklerine ihtiyaçları mevcuttu. Ayrıca, sunağın önemi tam olarak kavranmamıştı , çünkü Osmanlı antik eserlerin çoğunu İslami yapılar değerli görmüyordu. Kazılar sonucunda ortaya çıkan Zeus Sunağı parçaları, Osmanlı-Alman anlaşmalarıyla Berlin'e götürülmeye başlandı . Götürülmesinin sebebinin bir kısmı siyasi bir kısmı maddi. Osmnalı hükümetine bu kazıları almak için 20 bin frank ödedi. Bir kısmı da o dönemde Osmanlı, Batılı devletlere ekonomik olarak bağımlı olduğu için bu tür anlaşmayı yapması gerekiyordu karşı koyamazdı. 1886 yılında, sunağın büyük bölümü Berlin'e nakledildi ve burada yeniden birleştirilerek Bergama Müzesi içinde sergilendi. Bugün Bergama'da yalnızca sunağın kaidesi mevcut, ancak orijinal eser Berlin'de sergilenmeye devam ediyor. Türkiye uzun yıllardır sununun iadesini talep etmektedir, ancak Almanya bu talebi henüz kabul etmemiştir. Zeus Sunağı'nın Osmanlı'dan çıkması, dönemin siyasi ve politik dengeleri nedeniyle gerçekleşmiş ve kültürel mirasların kayıplarından biri olarak tarihimize geçmiştir. Aslında kitapta en çok anlatılmak istenilen olayda tam olarak bu konudur. İşlenilen cinayet soruşturması sadece bir araçtır. Yazarı burada gerçekten tebrik etmek gerekir. Çünkü tarihimiz için böylesine önemli bir olayı kadar iyi bir olay sırasıyla ve kurguyla yazmak ciddi emek ve özveri ister. Yer yer Zeus’un dilinden yazılmış yerler olsun yer yer kitabın karakterlerinden öğrendiğimiz bilgiler olsun bu konuyu bize doğru bir şekilde sunmuş. Kitapla ilgili olumlu bir şeyler söylemek gerekirse, sürükleyici ve yalın bir anlatıma sahip bir kitap olmuş. Özellikle Zeus’un dilinden yazılmış sahneleri büyük bir keyifle okudum. İlk başta gözüm korkmuştu çünkü Zeus’un tüm sülalesinden bahsedilmeye başlamıştı, isimleri ve olayları karıştırırım diye çekinmiştim ama öyle olmadı. Yalın bir dil kullanıldığı için okuması oldukça kolaydı. Şahsen cinayet soruşturmasından daha çok merak etmiştim Zeus’un hayatını. Bu arada hiçbir bilgi dahi bilmeseniz Zeus’un hayatına dair kitap size bir yol gösterici niteliğinde olmuş. Artık Zeus’un 7 sülalasini de öğrendim. Diğer beğendiğim bir şey de kitabın internet üzerinden yayınlanan tanıtım videosu. O kadar kitabın içinden ki izlerken dedim ki “keşke bir de dizisi olsaymış”. Enfes olurdu, tadından yenmezdi. Kitapla ilgili olumsuz yorumlarımdan bir tanesi de sonu her ne kadar mantıklı ve yerinde bitmiş olsa da ben bir 5 sayfa daha yazılmasını isterdim. Bence daha hoş olurmuş. Diğeri de yazarın “Türkiyeli” kavramını kullanması. Her ne kadar da kitapta tarih ve mitolojiden bahsedilse de Türklerin Almanya’da yaşadığı 2.sınıf olayına, faşizme, Neo Nazilere vurgu yapılmış ve kitapta da çokça yer almıştır. Yazar burada “ırkçılığa” vurgu yapmak istemiş ve gayette güzel, yerinde yapmış. Lakin ben yine de bu kavrama ısınmadım, ısınmayacağım da. Bir İngilize İngiltereli yahut Almana Almanyalı denmiyorsa hem kitapta hem gündelik yaşantı da Türk yerine de Türkiyeli denmemesi gerekiyor. Konu ne olursa olsun. Bu beni kitapta en çok rahatsız eden meseleydi. Birden fazla kez kullanılan bu kelime beni oldukça rahatsız etti ve her ne kadarda birkaç eksik dışında kitabı beğensem de buradan 2 puan kırmama neden oldu. Genel olarak baktığımızda; Bergama Zeus sunağını, Zeus’u, mitolojiyi, tarihi ve faşizmi bu kadar iyi anlatan bir kitap olamazdı. Şans verilip okunmasını gerektiğini düşündüğüm bir kitaptı. Mutlaka da kitabı okumadan önce kitabın tanıtım videosunu da izlemenizi tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar dilerim. Kendinize iyi bakın. Hoşça kalın Son olarak: (Spoilerlı Yorum) Yıldız Karasu’nun Türkiye’ye öyle habersizce gelmesi çok saçmaydı. Katili bulduysan ve Türkiye’ye gittiğini düşünüyorsan neden polisi aramadın? Artık FBI mı arardın İnterpolu mu bilemem. Adam hemen yakalanırdı ondan sonra artık sorguya mı çekerdin eziyet mi ederdin beni hiç ilgilendirmezdi. Hatta Kerem Ölmez bile ölmeyebilirdi. Burada tutarsızlıklar vardı. Normal soruşturma sırasında da vardı. Cinayet soruşturması kısmı da basit mantık hataları vardı. Şu da var ki Yıldız’ın arada yaşadığı içsel bunalımların bazılarını okurken de “hadi bitse de gitsek” mooduna girdim. En aklımda kalıcı olanı da Tobias’ın Yıldız’a kendisini açıklarken, neden yalan söylediğini anlatırken Yıldızın bir anda çocukluğunu anlatmasına anlam veremedim. Anlattıktan sonra bu da böyle bir ders olsun gibisinden bir şey söylemesi anlamsızdı. Verdiği örnekte derste konuyla tamamen alakasızdı. Bunun gidişata hiçbir katkısı yoktu. Onun dışında Zeus’un kısımlarını yavaş yavaş okudum. Hatta bazen Yıldız’ın kısımları gelsin istemedim. 3. Cinayeti öğrenirken de katil kim acaba diye düşünürken de bile o kısımları okumak için can atıyordum. >_<
1000Kitap
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,1bin okunma
·
213 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.