Öncelikle en sevdiğim yazarlardan biri kendisi. Birçok kitabını okumuş ve zamanında elimden düşürememiştim. Bana kitap okuma alışkanlığını kazandıran, polisiye türünü sevmeme yol açan yazarlardan biridir. Onun için bu platformda ilk incelememi bu yazarla başlamak benim için manevi bir yere sahiptir.
Bununla birlikte; Kayıp Tanrılar Ülkesi’nin konusunu özetleyecek olursak, Berlin’de işlenen bir cinayeti araştıran Başkomser Karasu’nun, soruşturma sırasında mitoloji ve tarih ile iç içe geçmiş bir maceraya sürüklenmesini anlatır. Cinayetin izleri, eski Anadolu uygarlıkları ve mitolojik figürlerle bağlantılı bir gerçeği ortaya çıkarırken, kahraman geçmişiyle de yüzleşmek zorunda kalır. Kitapta bir yandan cinayet soruşturmasıyla ilerlerken bir yandan da Bergama Zeus Sunağı’nın üstünde yer alan kabartmalarını anlatılan titianların ve devlerin savaşı anlatılmaktadır.
Kitapta bir dert yakınmasına şahidiz. Yazarın burada dikkat çekmek istediği en önemli olay, sahip çıkamadığımız tarihi eserlerin dünyanın her tarafında önemli müzelerde sergilenmesi. Bunlardan biri olan Bergama Zeus Sunağı’nı konu alıyor kitapta.
Bergama Zeus Sunağı, M.Ö. 2. yüzyılda Bergama Krallığı tarafından inşa edilen, Helenistik döneme ait önemli mimari eserlerden biridir. Bergama Krallığı'nın gücünü simgeleyen muazzam bir sanat eseridir. Sunağın en dikkat çekici özelliği, ünlü Gigantomakhia (Tanrılar ve Devler Savaşı) kabartmalarıdır. Bu kabartmalar, Olimpos tanrılarının devlerle savaşını anlatan mitolojik bir sahneyi canlandırır. Bugün ise bu sunak Dünyanın 8. Harikası olarak adlandırılıyor. Sunak 19. yüzyıla kadar toprak altında kalmıştır. 1864'te Alman mühendis Carl Humann , Osmanlı'nın izniyle bölgesel incelemelere başlamış, 1878'de ise resmi kazılara giriş yapmıştır. Kazılar sırasında Osmanlı