Bir serüven daha bitti. Bu kitap bana her duyguyu yaşattı desem yeridir. Heathcliff'e küçüklüğünde ne çok acırdım. Sonra büyüdü ve korkunç bir insana dönüştü, ondan tüm hücrelerimle nefret ettim. Kitabın içine dalsam da şu adamı pataklayıversem diye düşündüm. İçindeki bu kin bu öfkeyi anlamlandıramıyorum. Hareton mesela çocuk tüm mal varlığından ediliyor soyluyken hizmetçi muamelesi görüyor ama yine de o altın kalbinde bir öfke kırıntısı yok. Hem babası bile nefret ederdi ondan. Ama Heathcliff ölünce nasıl da ağladı.
O yüzden Heathcliff şunu bunu yaşadı diye empati kurmayacağım. Kendisi şeytan çünkü. Yaşadığı şey günlük hayatta yaşanabilecek kadar basit bir şey olduğu halde herkesi yok etmeye ant içmiş. Etti de ama kendisi de yok oldu. Ona merhamet göstermiş, evine almış bir adamın çocuklarına, torunlarına çektirmediği kalmadı. Yine de sonlara doğru derin bir üzüntü duydum onun için. Beni en çok etkileyen şey Catherine ve kendi tabutunun yan kapaklarını söktürüp seneler içinde birbirlerine karışmalarını sağlamasıydı. Bu aşk değildi tabii ki ama neydi kestiremiyorum. Aşk romanı diyemem bu kitaba. Aşkı sadece Hareton'da gördüm o da çok detaylı işlenmemişti. Aşk sevdiğine zarar verememektir. Heathcliff kötü kalbinin ızdırabı içinde öldü.
Okunur mu? bence kesinlikle okunur. Acıma, nefret duygusunu hissediyor her karakterden tam olarak nefret edemeyip onlarla empati kurmaya başlıyorsunuz.