Bu kitabı okuduğunuz zamanki ruh hâliniz, bu yaşınıza kadar başınızdan geçen ve sizi tetikleyen olaylar; doğrudan kitabı sevip sevmeyeceğinizi belirliyor aslında!
Ana karakter ve psikoloğu arasında geçen konuşmalara tanık olurken kendinizi çoğu zaman o koltukta hayal ediyorsunuz. Eğer karakterin anlattığı problemlerden biri (ki mutlaka olacaktır) sizin de yaşadığınız bir problemse çok daha yoğun bir anlatıma sahip oluyor ve hikâyenin daha da içine çekiyor sizi.
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum oldukça akıcı ve sade bir anlatımla yazılmış, özellikle reading slump'a düştüğünüz dönemler için çok iyi bir kurtarıcı olacağını düşünüyorum.
Baek Se-hee 'nin okuduğum ilk kitabıydı. Anlatımını sevdim, sadece kitabı daha derin ve anlamlı bir sona bağlayabilirdi diye düşündüm. 1 puanı buradan kırıyorum. Muhtemelen çevirinin de etkisi vardır. Orijinal dilinde okumak çok daha vurucu bir etki bırakıyordur, buna eminim.
Sohbetler oldukça akıcı ve çoğu sahnede düşünme biçiminize ilişkin farkındalık kazanmanızı da sağlıyor. Ama sanırım bu kitabı ben yazsaydım bir 'kendime mektup' bölümüyle bitirebilirdim.
Kendim de terapi alan biri olarak söylemeliyim ki bu gibi seanslar veya kitaplar, x olayının tek bir düzlemde incelenemeyeceğini anlamamız için müthiş fırsatlar. Kaygılarımızı ve korkularımızı gidermek için buna ihtiyacımız var. Daha geniş bir perspektiften baktığımızda doğal olarak düşünme biçimimizi de etkiliyor.
Özellikle bir sahnede, daha önce kimseyle paylaşmadığım için bunu yalnızca benim yaşadığımı düşündüğüm bir problemi ana karakterden duymak bana sıcacık bir battaniye hissi uyandırdı.
Ayrıca kitabın ismi ve kapak tasarımını da çok başarılı buldum. İçeriği daha iyi anlatılamazdı. Eğer bu gibi okumalar yapmayı seviyorsanız Vücudunuz Hayır Diyorsa kitabını okumanızı da önerebilirim.
Ve yazar haklıydı, bazen insan ölmek istese bile tteokbokki de yemek isteyebilir :) İnsan olmak, en özet şekilde böyle ifade edilebilirdi.
Sevgilerle.