Kendini yetişkin zanneden ama aşırı ergen bir çocuğun hikayesi. Kitabın başlarındaki zorbalığı ve pedofili davranışları o kadar rahatsız etti ki kitabı bırakmayı düşündüm. Ancak bir yandan da elimden bırakamadım. Çünkü bu hikaye evriliyor ve Oliver’ın planlarının etrafında şekilleniyordu. Jordana ile olan tuhaf ilişkisi ve bunu sürdürmeye çalışırken takındığı tavır ve hareketleri, aslında ne kadar liseli bir ergen olduğunun kanıtı. Ergenler sadece ilişki düşünen, tek hücreli canlılarmış gibi lanse edilse ve Oliver’la ilgili düşündüğümüz şey bu olsa da ailesinin geleceğini kurtarmak konusunda en çok o adım atıyor. Kendi ebeveynlerini yüzleştiriyor ve bu yüzleştirme ailesine gerçekten iyi geliyor. Kendi aldığı aksiyonlar ve yaptığı planlar çok özgüvenli ama Jordana’nın annesi hastayken ona gerekli özeni gösteremeyip kendi ailesiyle ilgilendiğini Jordana’ya söyleyemiyor. “Benim aile içi meselelerim var” diyemiyor. Her şeyi kendi sırtlanmak zorunda. Okulunda iyi notlar almak ve ailesini kurtarmak. Amacı bir zaman sonra buna dönüşüyor.
Zoe’yu aşırı zorbaladıkları bölümde, kitabın başlarında, içim cız etti. Sonrasında Zoe’nun karakter dönüşümü de oldukça ilginç olmuş aslında. Güzel gelen kısım Oliver’ın zamanın aktığını fark etmesi. Bazen insanları bıraktığımız yerde kalır sanırız ama işin aslı öyle olmaz. İyi ya da kötü Zoe da kendini eski kimliğinden kurtarmış ve aksi yöne geçiş yapmış. Bu durum Oliver’ı üzüyor, çünkü kurban olanın kurban kalması gerektiğini savunuyor. Bir ergen bunu neden savunur?
Ailesiyle olan ilişkisinde annesinin Graham ile ilişki yaşamasını önlemek için elinden geleni yapıyor ve babasının daha aktif biri olması ve duygularını ifade etmesi için zorluyor. Bu durum sanki ailesinin üstündeki bariyeri kaldırıyor ve annesi de Graham ile artık görüşmüyor ve eski sporlarını yapmıyor. Bu durum Oliver’ın başarısı. Gerçekten iyi düşünülmüş bir karakter.
Jordana ile tuhaf ve rahatsız edici ilişkisinin bitmesine bir yorumda bulunamıyorum. Jordana oldukça duygusal boşlukta bir karaktere geliyor bir noktada. Oliver ne kadar umursamaz bir ergen gibi görünse de aile ilişkilerine kafayı takarak kendini feda ediyor. Ayrıca onu öldürmeye çalıştığı köpek için asla affetmeyeceğim. Bazen insanlıktan nasibini almamış kötü bir çocuk gibi.
Sonuç olarak kitap vakit kaybı mıydı bilmiyorum ama okumaya ara verdiyseniz tekrar dönmek için güzel olabilir.
Kapanışta bir konudan bahsetmek istiyorum. Oliver babasına “eğer bir yangın çıksaydı beni mi kurtarırdın annemi mi?” diye soruyor. Babası da “anneni kurtarırdım, böylece seni beraber kurtarırdık” cevabını veriyor. Annesine aynı soru gelince “seni kurtarırdım ama baban adına da üzülürdüm” diyor. Yani aslında ailesini kurtarıyor gibi görünse de, görünmez bir perde ardında yine de Oliver’ın görmekten hoşnut olmayacağı şeyler yaşanıyor belki de.
DenizaltıJoe Dunthorne