·876 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Şubat 2025 17:31 ''...insanın yüreğinde neyin gizli olduğunu bilemeyiz; yüreğimizde camdan pencereler olsaydı, bazılarımızın panjurları kapalı tutması gerekirdi.''
Herkese merhabalar. Öncelikle uzun zaman sonra inceleme yazma hevesime beni tekrar döndüren bu kitabın yaratıcısı Dickens’a sevgi ve saygılar.
İncelememe biraz kendisinden bahsederek başlamak istiyorum.
İngiliz Edebiyatı, bünyesinde gerçekten birbirinden değerli yazarlar ve şairler barındırıyor. Dönemsel olarak ele alırsak eğer bana en çekici gelen dönem Viktorya Dönemi. 19.yy’ın ortası ve 20.yy’ın başına kadar devam eden bu dönemin birbirinden kıymetli temsilcileri var. Dickens ise bana göre kesinlikle zirvede. Yarattığı birbirinden güzel, farklı, derin, maceracı karakterlerle bize muazzam eserler sunan Dickens’ı okumak çok büyük bir keyif.
Dickens deyince tabi aklımıza Oliver Twist, İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar gibi dünyaca ünlü eserleri geliyor. Zaten onun yazıp da popüler olmayan bir eserine denk gelmek neredeyse imkansız. Ancak bir eseri var ki hiçbir zaman gereken ilgiyi görmemiş. Sadece bizim ülkemizde mi ilgisiz kalındı diye araştırdım ancak İngiltere’de de çok konuşulan bilinen bir eser olmadığını öğrendim. Dickens’ın bu kitabı parça parça aylık taksitler halinde yayınlanmış. 1.5 senelik bir yazılma sürecinden geçmiş. İlk parçaların yeteri ilgiyi görmemesinden sonra Dickens, hikayede değişikliğe gitmek ve biraz heyecan katmak için Amerika detayı eklemek istemiş ve Amerika’ya gidip orada gözlemlerde bulunup, hikayesinin bir kısmına Amerika’yı eklemiş.
Peki, gelelim kitaba. Bu kitap neden bu kadar güzel?
Öncelikle şu bir gerçek ki Dickens, bu kitaba müthiş çalışmış. Karakter tahlilleri kusursuz. Her karaktere ayrı bir kitap yazılabilir. Öyle ki, bazı karakterler sinir katsayımızı yükseltiyor ve bazen kendimi karakterlerle tartışırken buldum, özellikle Pecksniff isimle karakterle.
Dickens, içten içe her karaktere karakteristik özellikler verirken bu karakterler arasında geçen diyalogları öyle güzel işlemiş ki, sohbetlerde olay akışının ritmine kapılıp gidiyoruz. Karakterler birbirlerine öyle güzel üzeri örtülü cümleler kuruyor ki, kimin iyi kimin kötü kimin çıkarcı olduğunu anlamak çok zor. Çıkarcılık demişken kitabın ana temasının bencillik ve çıkarcılık üzerine olduğunu belirterek incelemeye devam edelim. Hicivli bir anlatımla aktarılan bencillik ve çıkarcılık temalarının tam arasına dalıyoruz bir anda.
Evet, kitaptaki en net tema bencillik ve bu bencilliğin içinde kusurlar da var. İyisinden kötüsüne her karakterin kusurları var. Bazıları kusurlarıyla mutluyken bazı karakterler kusurlarını şahane örtüyorlar, özellikle manipülasyon yetenekleriyle. Özellikle Pecksniff isimli karakter manipülasyonda öyle usta ki okurken çıldırmamak elde değil. Kitaptaki karakterlerin neredeyse tamamı çıkarlarının peşinde can yakmaktan, kalp kırmaktan, acık çektirmekten asla çekinmiyorlar. Öyle güzel takıyorlar ki maskelerini, gerçek karakterlerini ayırt etmek çok zor oluyor. Ne güzel demişti Dostoyevski ‘’maskeyi sadece balolarda takarım, insanların arasında dolaşırken değil.’’
Kitap, yazıldığı dönemin ışığı resmen. Dickens, karakterlerin giydiği kostümlere kadar öyle detaylı anlatmış ki anlatılan her satırı zihnimde görebiliyorum. Özellikle diyaloglardaki coşkuları çok sevdim.
Romandaki karakterlerden birisi Amerika’ya gittiği anda oradaki insanları öyle hicivli bir dille gömüyor ki, sırf bu yüzden bir dönem Amerika ve İngiltere’nin arası açılmış hatta. Düşünsenize bir yazarın, romanını yazarken verdiği birkaç detay, kısa çaplı da olsa koca iki ülkeyi birbirine kırdırıyor.
Amerikan halkından bahsederken tabiri caizse ‘’bunların allahı dolar olmuş’’ diyor. Bayrakları dolar olmuş, namusları dolar olmuş, onurları dolar olmuş, diyor. Paraya ve sahtekarlığa olan düşkünlüklerini sert bir dille aktarmış.
Kitabın akışından biraz bahsedecek olursak, sezonlarca sürecek bir dizi tadında. Her karakterin yolculuğunu detaylı bir şekilde okuyoruz. Akıcılık en üst safhada, durağanlık asla yok. Kitap akıp gidiyor ve kaçıncı sayfada olduğunuza bakmak aklınıza gelmiyor hiç.
Kitabı bitirdiğinde bu kitabından herkese ‘’en iyi kitabım’’ diye bahsetmiş. En iyi kitabı mı değil mi bu tartışılır elbette ama kitabın muazzam bir eser olduğu kuşku götürmez.
Bu kitaptan aldığım tat, çay içmekten aldığım tat gibi. Fazla hoş. Ilık bir yaz günü, elimde çay, dışarıyı seyrediyorum gibi bir şeydi bu kitabı okumak. Hani balkonda keyif yaparken, mahallede top oynayan çocukların sesini, mahallenin bir noktasında bir araya gelmiş yaşlı teyzelerin muhabbetlerini, ağaçlardaki kuşların sesini duyarsınız ve bu farklı bir tat verir. Bu kitabı okumak da böyleydi işte. Asla doyamadım okumaya. Genelde gece okudum, kafamın içi sakinken kitaptaki karakterlere yolculuklarında eşlik etmek öyle iyi geldi ki bana. Tom Pinch adında yüreği tertemiz bir arkadaş edindim mesela. Benim güzel dostum, seni tanımak, satırlarına eşlik etmek, kalbinden geçenlere şahit olmak çok güzeldi.
Teşekkürler Dickens. Beni İngiltere’nin bol yeşili olan çayırlarında, loş ışıkta sohbetlerin döndüğü hanlarında bıraktığın için teşekkürler. Çok keyifli bir yolculuktu.
Dickens okumak gerçekten ayrıcalık. Onu okuma şansıma sahip olduğumuz için çok şanslıyız…