Bu Zweig eseri incelemesinde, ben de Zweig gibi kısa keseceğim, dolandırmadan, sözün özünü diyeceğim. Kitapta 4 hikaye bulunmakta.
Kitaba adını veren Mürebbiye hikayesiyle başlıyor maceramız. İki küçük kız kardeşin, henüz saf ve kirli düşünceler karışmamış dünyalarından seyreyliyoruz olayları. Ahlâki değerlerle kafayı bozmuş bir toplum ve haliyle o toplumun bir aynası olan ortalama üstü bir ailenin evindeyiz. Bu katı ahlâk muhasebesinden ebeveynlerimiz de payını almıştır. Bu uğurda masraftan kaçınmamış, devrin modası olan eğitimci rolü mürebbiyeyi tutmuşlardır. Nitekim bir zaman sonra tüm evin keşfedeceği ve mürebbiyenin istese de gizleyemeyeceği minik sırla, çocukların dünyası alt üst olur. Yaşlarını düşünmeksizin yaşama, aile, ahlâk olgusuna karşı olan tutumları birden yön değiştirir. Yazarın da dediği gibi artık o çocukluk çizgisini geçmişlerdir bir kere ve geriye dönüş yoktur. Sorgulamaya başlamışlardır çünkü. Zira kişisel fikrim de şudur ki; herhangi bir şey kişisel olarak da olsa sorgulanmaya başlıyorsa, o şey her neyse gayri sonsuz tatmin vermez olur. Su bir kere bulanmıştır çünkü. İki kız kardeşin, birkaç gün içinde nasıl büyüdüğüne ve kendilerini nasıl bir zihniyetin ortasında bulduklarına onlarla birlikte şahitlik edeceğiz. Hikayenin sonu bana kalırsa açık bırakılmış. Öylesine yazmak istiyorum ki, ama yazamıyorum. Mürebbiyeyi düşündükçe cız ediyor bir parçam.
İkinci hikayemiz, Bir Yaz Novellası adında. Yaptığı seyahatler esnasında tanıştığı bir centilmenin küçük çapkınlık oyununu anlatışına tanık oluyoruz. Bu hikayede benim ilgimi çeken, beyefendinin yaşadığını iddia ettiği şeyleri anlatması değil de Zweig’ın ya da hikayede bahsi geçen birincil kişili ağzın edebi bir eserin nasıl verilmesi konusunda aktardığı minik ipuçlarıdır. Hatta bana kalırsa yazar, bu kısımlarıyla birçok edebiyatçıyı da eleştiri oklarına tutar.
Üçüncü hikaye -ya da bir başka deyişle benim kitapta en ilgimi çekeni- Geç Ödenen Borç isminde. Kitabın arka kapağında geçen minik cümle olayın nasıl geliştiği hakkında bir fikir veriyor zaten: yıllar öncesinden kalan gönül borcunu hiç sezdirmeden usulca ve nazikçe ödeyen bir kadın.... Eskilerde esip gürleyen, güneş gibi parlayan fakat şimdilerde esamesi bile okunmayan, gülüp alay edilen bir aktör eskisi... Aktörün, kadının hayatını bir anlamda kurtarması... Çok özel bir hikaye benim nezdimde. Belki daha sonra uzun uzadıya düşüncelerimi yazarım tekrar.
Son hikaye, okurlar arasında genellikle çok tercih edilmeyen Kadın ve Yeryüzü isimli bir hikaye. Konusu hakkında bir şey demeyeceğim ama gerek üslubu, gerek olay örgüsünün fantastikliği bu hikayeyi yeterince rahatsız edici yapıyor ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Zweig’ın bu hikayede okuyucusuna tamamen hissettirmek istediği ana duygu bence rahatsızlık. Her bir satırında sanki o ortamdaymışım gibi terledim, gerildim ve hatta damarlarım çekildi. Öykünün ‘hoppalaaa’ diye bitişi tek olumsuz yönü sayılabilir diyeceğim ama vardır bunda da Zweig demekle yetiniyorum.
Tek oturuşta bitirdiğiniz ama sonra ismi bile aklınıza gelmeyen kitaplardan değil, edinin, okuyun!