Gönderi

Puan vermedi·192 syf.··
2025 4. kitabı
Hepimiz birbirimizdeki yansımamıza vuruluyoruz. Güzellik; başkasının aynasında gördüğümüz "kendimizdedir" temalı bir giriş hikayesiyle başlıyor kitap. Santiago, dünyayı gezmek isteyen bir gençtir ancak babasının onun için farklı düşleri vardır. Santiago, cesur davranıp kendi hayallerini yaşamayı seçer ve babası da bu konuda ona mani olmaz. ancak yılların deneyimine sahip olan baba ona bir nasihatte bulunur ve bu nasihat okuyucuya şöyle yansır: " Ne kadar gezersen gez, ne ararsan ara; aradığın uzaklarda değildir. Aradığın tüm güzellikleri yine kendine bulacaksın " İnsanoğlu hep bir şey arar bu dünyada, tam olarak ne aradığını bilemeden.. Aslında aradığı kendindedir , kendi'dir.. Santiago'nun kendini arayışı da böylece başlar ve okuyucu da onunla beraber kendini arar.. Babasından aldığı parayla bir koyun sürüsü alıp çoban olur. Böylece dünyayı gezebilecek aynı zamanda geçimini sağlayabilecektir. Çobanlık yaparken koyunları çok iyi gözlemler ve koyunlardan çok şey öğrenir. Santiago'yu bu yolculuğunda başarılı kılan en büyük özelliği de çok iyi bir gözlemci olmasıdır zaten. Koyunları gözlemlerken çok şey fark eder. Mesela hayvanlar sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için günlük yaşamlarını şekillendiriyorlar ama insan yaşamını sürdürürken her şeyi fark edebilme yeteneğine sahip. Bu farkındalığı kaybederse hayvandan farksızdır. Neyi hedefliyorsan O'nu yaşıyorsun. Koyunların derdi karınlarını doyurmak olduğu için gittikleri yerlerde otlarla alakadar oluyorlardı. Oysa gittikleri yerde çok güzel manzaralar vardı ve bunu fark edebilecek olan, lezzetine erişebilecek olan sadece insanoğludur. Koyunlarla olan bu faydalı ilişkileri devam ederken bir gün Santiago bir rüya gördü ve rüyasını bir çingeneye yorumlattı. Mısır Piramitlerine gitmesi gerektiğini ve orada bir hazine bulacağını söyledi çingene. Bu çingene sonrası Santiago, bir Şalem Kralı ile rastlaşır. O'ndan bilgece şeyler öğrenir ve bu gördüğü rüyanın peşinden koşması için onu daha da kamçılar. Hepimiz bu dünyaya kendi kişisel menkıbemizi gerçekleştirmek için geliyoruz. Bunu yapmak için içimizde büyük bir heyecan taşıyoruz. Ama sonra bir takım engellere rastlayınca çok kolay bir şekilde vazgeçiyoruz. Oysa yürekten istersek; evren bunun için bizimle işbirliği yapacaktır. Yürekten istemeli ve bunun için bedelini ödemeliyiz Santiago bir süre kararsız kaldı ve düşündü. Konfor alanını terk etmek ve belirsizlik tüm insanlar için kaygı vericidir. Hayatımızdaki olaylar , bizim kişisel menkıbemizin menzilleridir oysa. Ve o menzil yerlerinde yapmamız gereken şey, karar vermektir. Alıştığım gibi yaşamak mı yoksa çok istediğim ve arzu ettiğim şekilde mi yaşamak? işte herkesin Santiago gibi kendisine sorması gereken soru tam olarak budur. Allah, hepimizin yolunu ve yönünü belirlemiştir. Yapmamız gereken , bizim için yazdığı yazgıyı okuyabilmemizdir. Mutluluk, konfor alanımızda değildir. Mutluluk; tüm kainatı dolanıp bu güzellikleri fark ederken elinde bulunan kaşıktaki iki damla yağı dökmemektir. Rüyasının peşinden gitmek istiyordu ama kalbindeki kaygıyı atamıyordu. Sonra yine koyunlar geldi aklına. Koyunlar iç güdüleriyle hareket edip yaşıyor tüm hayvanlar gibi.. Bunu onlara öğreten Allah, bizim de nasıl yaşamamız gerektiğini bize öğretecektir yeter ki önümüze çıkarttığı simgeleri iyi okuyalım. Santiago bütün koyunlarını sattı ve bu parayla Mısır yoluna çıktı. Önce bir okyanusu geçti ve liman şehrine vardı. Buradaki insanlar arapça konuşmaktaydı ve kendisi bir Avrupalıydı , bu dile aşina değildi. Hiç ummadığı bir anda bir hırsız tarafından yağmalandı. Hiç dil bilmediği yerde tek başınaydı ve koyunlarını da kaybetmişti. Tüm bunlar bir rüya yüzünden başına gelmişti ve kendisini bir aptal gibi hissediyordu. Sonra yine düşündü ve bir karar vermişse bunun sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini anladı. Başımıza hangi felaket gelirse gelsin her durum ve şartta yaşayabileceğimizi anladı. Herkesin düşleri var. Kimileri düşlerini gerçekleştirmekten korkar ve sadece düş kurmakla yetinir. Santiago yetinmemişti.. Hayat ırmağının yönüne uymak zorundayız ve Santiago o yöne uydu, şer görünen bu hadise karşısında yeise kapılmadı. Evrenin ortak bir dili var ama insanlar bu dili unutuvermiş oysa o dille herkes birbiriyle anlaşabilir. O dili fark etti Santiago. Bir billuriyeci de çalışmaya başladı. Hem arapça öğrendi hem de çobanlık dışında bir meziyet elde etti. Sonra anladı ki; bu olumsuz sandığı hadise bile onun menkıbesine hizmet ediyordu. Simgeleri iyi okumalı, fırsatları değerlendirmeliyiz. Başımıza gelen her şey bizim için bir fırsat.. Bir insan kişisel menkıbesi için yola çıkarsa ona bir acemi şansı verilirdi. İşte öyle bir acemi şansı yaşadı ve billuriye dükkanında bir yıl içinde kaybettiği paradan daha fazlasını kazandı. bir yılın sonunda hem parası hem elinde bir zanaatı hem de bir dil bilgisi vardı. Ya kendi ülkesine dönüp tekrardan bakacaktı bu parayla ya da Mısır'a gidecekti. Tekrardan hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordu ama sonra şöyle düşündü: " Ne kaybederim ki? Başıma bu olumsuz durum gelince hayatım yok olmadı, tekrar başıma bir şey gelirse yine çalışır kazanır ve koyun alabilirim ama belki bir daha Mısır'a gidecek imkana sahip olamayacağım" Ve Santiago, Sahra çölünden geçip Piramitlere ulaşabilmek için bir kafileyle anlaşır. Bu kafilede bir arkadaş edinir. Arkadaşı da bir arayıştadır. Sahra çölünde yaşayan bir Simyacıyı aramaktadır. Bu Simyacıdan bakırı altına çevirmenin sırrını öğrenmek istemektedir. Simyacılar felsefe taşına ve abı hayat iksirine sahip olan bilge kişilerdir. Avrupalı yolculuk boyunca hep çeşit çeşit kitaplar okumuştur ama hiç etrafına bakmamıştır. Santiago ise hep çölü izlemiştir. Koyunlardan bir şeyler öğrenebildiği gibi çölden de bir şeyler öğrenebileceğini düşünmüştür . Bir süre sonra bu iki arkadaş birbirilerinin ne öğrendiğini merak edip öğrenme araçlarını değiştirmişlerdir ancak ikisinin de öğrenme araçlarının farklı olduğunu fark etmiş yine aynı usulle öğrenmeye devam etmişlerdir. Santiago çölle beraber kendini okurken, Avrupalı sadece kitap okuyup ilmin yüzeyinde kalmıştır. Oysa yaşadığımız her an büyük bir öğretidir, okumasını ve anlamasını bilene.. Her şeyin bir ruhu var, her şey bir tek ve aynı özdendir. Kendi ruhumuzla evrenin ruhu uyum içinde olunca nice olmazlar oluverir. Bir gün Avrupalı,, Santiago'ya simya ilmini anlattı. Bir maden yıllarca pişirilirse kendine özgü bütün niteliklerinden kurtulur ve onun yerine Evrenin ruhu kalır. Ve bu ruh iki halde açığa çıkar. Katı haline Felsefe taşı, sıvı haline abı hayat iksiri adını vermişler. Felsefe taşının küçücük bir zerresi bile madenlerin altına çevrilmesi için yeterlidir. Abı hayat iksiri ise hastaları iyileştirir ve ölümsüz kılar. İşte Avrupalının öğrenmek istediği ilim böyle bir ilimdi. Çölde kabileler arasında bir savaş vardı ve yolculuk iyice zorlanınca bir kabilede durup beklemeleri gerektiğini düşündüler. Bu kabilede simyacıyı aramaya koyuldular. Santiago arapça bildiği için orada yaşayanlarla konuşup Simyacıyı Avrupalının bulması için yardımcı olmaya çalışıyordu. Bir çeşme başında çok güzel bir kadınla karşılaştı ve Simyacının yerini ondan öğrendi. Avrupalı istediğini bulmuştu, Santiago ise hazinesinden vazgeçmişti çünkü aşık olmuştu. Oysa hakiki aşk , dünyanın bütün gizlerini insana açar.. Şimdi ki öğretmeni de aşk olmuştu. Avrupalı Simyacıyı bulmuştu. Ancak Simyacı ona felsefe taşından ve abı hayat iksirinden vermemişti. 10 yıldır okuduğu kitaplardan öğrendikleriyle deneme yapması gerektiğini söylemişti. Avrupalı emek vermeden bu bilgiyi elde etmek istiyordu oysa her şeyin başı emekti.. İnsan sevince, bütün nesneler daha anlamlı oluyordu; Santiago o kıvamdaydı. Uzunca çölü seyrediyor ve sevdiği kızı düşlüyordu. Tam o anda bir serap gördü ve düşman kabilenin saldırı için geldiğini gördü. Bunun serap değil gerçek olduğunu ise simgelerden anladı. Kendine geldiği anda iki atmacanın birbirine zarar verdiğini gördü, bu bir işaretti. Bu kehanette bulununca simyacının dikkatini çekti Santiago. Kehaneti gerçekleşince Simyacı, onu Piramitler için geriye kalan sahra çölünden geçirebileceğini söyledi. Santiago; sevdiği kıza hayat yolculuğundan bahsetti, adı Fatıma idi. Fatıma ona hayallerinin peşinden gitmesi gerektiğini söyledi. Gerçek aşk kişinin menkıbesini aksatmazdı aksine kişisel menkıbeye hizmet ederdi aşk. Onu bekleyeceğini söyledi. Kehanet sonrası bu kabilede itibar görmüştü. Yine bir yol ayrımındaydı. Ya burada kalacak evlenecek ve zengin bir şekilde yaşayacaktı ya da rüyanın sonucunu elde edecekti. Yine rüyasının peşinden gitmeyi tercih etti Santiago. Arkada bıraktıklarını düşünmemeye çalıştı. Yazgısında varsa döndüğü zaman arkada bıraktıklarını geri bulacaktı. Yazgısında yoksa tüm bu yaşadıkları hoş bir hatıra olarak kalacaktı. Değmez miydi? Değerdi.. Böylece Simyacı ile bir yolculuğa daha merhaba dedi. Simyacı ona Zümrüt bir levhadan bahsetti. Bir levhada kısa bir cümle ile Simya ilmi tanımlıymış. Ancak insanlar bir cümleden sayısız kitaplar çıkarmış. İlim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı sözündeki hakikat gibi.. Bu yolculukta Simyacı, Santiago'ya yüreğini dinlemesini salık verdi. Santiago hep yüreğini dinledi ancak bir süre sonra yüreğini kaygılı, ümitsiz ve sıkıntı içinde olduğunu fark etti. Simyacı ona; Yüreğin hala yaşıyor demek ki, buna sevinmelisin çünkü yüreğin neredeyse hazinen oradadır, dedi. Ne büyük bir farkındalık.. Kaçtığımız depresyonlarımız, kaygılarımız aslında yüreğimizin ölmediğinin ve hayata karşı kayıtsız kalmadığının, hala bizim için de bir ümit olduğunu göstermekte.. Kişisel menkıbe yolculuğu acemi şansıyla başlar ama sonra çok çetin olur her şey. İşte bu yüzden yürek kaygı ve sıkıntı ile dolar. O an cesur kalabilenler bu yolculuğu tamamlayabilir ancak. Yolun zorlaşması yolcunun güçlü ve bilge bir kişi olabilmesi içindir. Zaman geçtikçe Santiago'nun yüreği sessizleşiyor ne geçmiş ne gelecekle alakadar olmamaya başlıyor. Artık Evrenin ruhunu hissetmekteydi. Evren'de her şey evrim geçirmekteydi ve en çok evrim geçiren maden ise altındı. Simya ilmini gerçekleştirenler de evrilmekteydi elindeki maden gibi. Bilgece devam etmekte olan yolculukta çölün haydutlarıyla karşılaştılar ve esir düştüler. Haydutlar onların kim olduğunu sorgulamaya başlamışlardı ki Simyacı kim olduklarını aşikar etti. Bir simyacı isterse rüzgar olup hepinizi yutar dedi. aslında amacı Santiago'yu test etmekti. Haydutlar onlara 3 gün verdi ve 3 gün sonra rüzgar olamazlarsa öleceklerini söylediler. 3 gün boyunca Santiago büyük bir ümitsizlik içindeydi çünkü nasıl rüzgar olacağını bilmiyordu. Simyacı ona dedi ki; umutsuzluk, yüreğimizle konuşmaya engel. Yüreğinle konuş. ve bir düşün gerçekleşme olasılığını başarısızlığa uğrama korkusu baltalar.. Simyacının amacı onu umutsuzluk ve başarısızlık korkularından arındırmaktı. Santiago 3 gün boyunca sadece çölü izledi ve Evrenin ruhuyla konuşmaya çalıştı zerreden kürreye bir yolculuk gibiydi bu.. Başardı da..Sözsüz, kelamsız konuştu Yaratanla.. Olmayacak iş böylece oluverdi. Yaratılan her şey bizde mevcut ve hepimizin ruhunda aynı öz var. Hepimizi aynı el yaptı. Biz "BİRİZ". O yüzden biz dönüşüp evrilince elimizdeki bir kurşun da altına evrilebiliyor. Sır bizim değişimimizde.. Asıl altın biziz.. Haydutların elinden kurtulduktan sonra Simyacı elindeki bir madeni altına çevirdi ve bunu Santiago'ya hediye etti. Bundan sonra yolculuğunda tek başınaydı. Yüreğini dinlemeyi öğrenmişti. Piramitlere vardığında yüreğinin duygulanıp ağladığı noktayı işaret bildi ve orayı kazmaya başladı çünkü hazinesi oradaydı. Epey kazdıktan sonra hiçbir şey bulamamıştı ki başına harami kılıklı adamlar üşüştü ve onun bir hazine avcısı olduğunu anladılar. Hazinenin yerini öğrenmek için onu hırpaladılar. Santiago gördüğü rüyayı anlatınca ele başları bu duruma hayret etti ve onun bir ahmak olduğuna kanaat edip canını almaktan vazgeçti. Yıllardır kendisinin de görmekte olduğu bir düşden bahsetti bu adam. gördüğü rüya Santiago'nun bir zamanlar çobanlık yaptığı köyün kiliseyi tarif ediyordu. "Ben de orada bir hazine olduğunu gördüm de hiçbir zaman çölü ve okyanusu aşmadım. İşte senin en büyük cezan bir rüyaya inanacak ahmaklığa sahip olman" dedi adam, ne kaybettiğini ve Santiago'ya ne kazandırdığını bilmeden.. Santiago, bunca yolu kendi köyündeki hazine için almıştı ve yine aynı yolu geri dönmek için almıştı. Hazinesine erişince bu sefer de aşkı için yollara düşüp çöle gidecekti. Kitabın sonu bize en baştaki sözü hatırlatıyor.. Aradığın uzaklarda değil.. Santiago da hazineyi uzaklarda aramış ancak yanı başında bulmuştu.. Belki de gerçek hazinesi bu hakikati öğrenmesidir.. Kitap muazzam öğretilerle doluydu ve okurken gerçekten çok keyif aldım. Herkes kendi menkıbesi için bu kitabı muhakkak okumalı. Kitabın sonunda gönlüme düşen bir sözü paylaşmak istiyorum. Çünkü kitap bana HAcı Bektaşi Veli'nin sözünü hatırlattı ana fikir itibariyle.. "Her ne arar isen kendinde ara Kudüste Mekkede Hacda değil" Bu inceleme Kişisel Menkıbenizi yazmanıza hizmet etsin dileğiyle... iyi okumalar..
Edebiyat
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,5bin okunma
·
260 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.