Çocuk kitaplarının yeri her zaman bende ayrıdır. Zira hayatı hem onların gözünden değerlendirmeye başlarsın. Hem de çocukların olaya bakışları bambaşkadır. Hayal dünyalarında sınırlar yoktur herşeyden önce. Yetişkinliğe girerken kaybettiğimiz en güzel özelliklerden biri bu bence. İş hayatı ve özel hayata o kadar bağlantılı ve takıntılı oluruz ki, yaşamın verdiği sınırsızlığı ve özgürlüğü unuturuz. Bir nevi kısıtlanmış oluruz. Eski çağı bilgeleri çoğu alanda uzmanlaşırken, yeni dönemlerde bu hep tek konu veya yan dal üzerine olur. Gerisi ile ilgilimiz azalır/yok olur. Çocukluktan yetişkinliğe de geçiş böyle maalesef. Alice harikalar dünyasından, basit hayatlara evrilen bir tek yönlü yol gibi…
Günlük hayatta ne kadar meşgul olursak o kadar daha az yaşamış gibi hissederiz. Zira sevdiğimiz aktiviteler değil de dayatılanlara yöneliriz. Verdiğimiz zaman karşılığı aldığımız ise sadece maddiyat ya da etikettir. Yiyemeyeceğimiz, giyemeyeceğimiz ya da harcayamayacağımız kadar biriktirir sonra da yetersiz zamana laf atarız. Yaşamayı bırakıp, erteler ve ucu belirsiz hayaller kurarız. An’lar uçup gider, biriktirdiklerimiz ya değersizleşir ya da başkasın yâr olur, gider!
Denge üzerine bir yaşam ise daha makul bir mutluluk adayıdır. Zira hayat da ying/yang gibi denge üzerine kuruludur. Kaybedilen zamanın tek yönlü/dönüşümsüz olması bu yüzden bu kadar değerlidir. Hedonist bir yaşam değil sözü edilen; ‘yaşarken yaşa’dır. Zira ertelenmiş hayat belirsizlikten ibarettir. Geçmiş, bitmiştir yapılacak tek şey iyi bir ders almaktır! Gelecek belirsizlik doludur, belki de bize ait değildir. Zira ölümünü bilene henüz rastlanmamıştır(kameralar çıktıktan sonra kanıtlayanı görmedim, önceki tarihi/dini masallar ayrı bir konudur. İtibarım yoktur). Carpe diem’den kasıt hayatı yaşadır. Ama hedonist