Kendi ismim olmasından dolayı hep okumak istemek istediğim bir kitaptı, nihayet okuyabildim. Okurken Suphi isimli karaktere çok benzeyen birini tanımamdan ötürü bu iki kişiyi kıyaslamadan edemedim. “Suphi, erkeklerin özetisin” cümlesi durmadan aklımda cereyan etti. Burada tüm erkekleri zan altında bırakmıyorum elbette. Gördüğü her potansiyel kadınla beraber olan ve özellikle Zehra ile Sırrıcemal’in hayatlarını karartan bu karakter gerçekten sınırlarımı zorladı. Öte yandan kitabın başlarında adeta bir melek gibi tasvir edilerek Zehra’nın zıttı gibi lanse edilen Sırrıcemal’in aslında Zehra’dan çok da farklı olmadığını gördük. Zehra en azından karakterini gizlemiyordu, diye düşünmüştüm bu sayfalarda ama Sırrıcemal’in de Zehra gibi detaylı bir intikam planı içerisine girmeden intihar etmesi de yüreğimi burkmuştu ve kitabın son sayfasına kadar Suphi’nin bunu öğrenip vicdan azabı çektiğini görmeyi çok beklemiştim, ne yazık ki böyle bir şey olmadı. Zehra hırsının, Suphi uçkurunun, Sırrıcemal aşkının ve Üryani ise kibrinin kurbanı oldu. Üryani’nin ölümü beni hiç şaşırtmadı ve günümüzde kadın cinayetlerinin hala aynı hastalıklı ve doyumsuz ruhlara sahip Suphi gibi yaratıklardan kaynaklı olduğunu gösterdi. Ve en
ironik olanı da kitapta herkesin ölüp de bu “hastalıklı ruhun” hala bir yerlerde öyle ya da böyle yaşamaya devam edecek oluşuydu. Olan zavallı anacığına oldu..