·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Şubat 2025 09:09 Niall Ferguson'ın Türkçe'ye çevrilen tüm kitaplarını edindikten sonra nihayet okumaya başladım. Ekonomi tarihçiliği ve imparatorluklar üzerine yaptığı çalışmalarıyla ön plana çıkıyor. Sanırım en az heyecan verici kitabını okudum.
Colossus, ABD'yi bir imparatorluk olarak değerlendirip yükseliş ve çöküş sürecini anlatan bir kitap. Tabii ABD tarihini daha kapsamlı anlatan, daha iyi kitaplar var. O yüzden bu kitapta bilmediğim ya da yeni gün yüzüne çıkan argümanlardan bahsedilmiyor. Aslında kitabın 2004 yılında yazılıp neredeyse 20 yıl sonra Türkçe'ye çevrilmesi de bu durumda etken olmuş olabilir. Çünkü kitap yazılırken Irak'taki süreç henüz çok yeniydi. ABD'nin orada ne kadar kalacağı ve neler yaşanacağı belli değildi. Afganistan'dan çekilme planı henüz ortada yoktu. Ferguson'ın bazı tahminlerinin boşa çıktığını okuyunca görebiliyorsunuz. Fakat Mortgage krizinin geleceğinden bahsediyor kitapta.
Niall Ferguson, 21. yüzyılda bir imparatorluk olarak ABD'nin varlığını önemsiyor. Çünkü tarihe baktığımızda her dönem dünya siyasetini ve ekonomisini yönlendiren bir hegemon güç olmuştu. Güç boşluğu olduğunda ise anarşi ve kaos oluyor. Tıpkı Roma İmparatorluğu dağıldıktan sonra Avrupa'da yaşandığı gibi. Çünkü büyük hegemon güçler sadece işgal ve fethetme üzerine kurulu olmuyor. Diğer uygarlıklarla etkileşim sayesinde kültürler kaynaşıyor, ticaret yolları ve sistemleri genişliyor, güvenlik ağı oluşuyor. Pax Romana, Pax Britannica, Pax Ottoman ve Pax Americana akla gelen örnekler. Hatta Kubilay Han döneminde Moğollar Çin'i fethettiğinde de kısa bir süreliğine Asya'da barış dönemi yaşanmıştı.
Ferguson'ın kitabı asıl yazma amacı ABD'nin bir imparatorluk olarak kendisinden önceki selefleriyle karşılaştırılması. Başarılı olduğu ve başarısız olduğu yanlar nedir? Örneğin II. Dünya Savaşı'na kadar imparatorluklar fethettikleri yerlere büyük miktarda askerlerle gidiyordu. Savaştan sonra oraya yerleşiyor, oranın kurumlarını dönüştürüyor, vergi tahsil ediyor, kaynaklarını sömürüyordu. Fakat Ferguson'a göre ABD'nin imparatorluk döneminde bu durumlar değişti.
Ferguson'a göre; ABD kendisini bir emperyal güç olarak görmüyor. Fethetme güdüsüyle hareket etmiyor. Kendi ekonomik sistemini ve demokrasiyi götürmek için diğer ülkelere müdahale ediyor. Ve sonrasında işi bitince hemen kendi ülkesine geri dönüyor. Tabii ki sizler daha farklı düşünebilirsiniz. Günümüzün teknolojik ve kültürel imkanlarından dolayı ABD eski imparatorluklar gibi hareket etmek zorunda da kalmıyor. Uçaklar, atom bombaları, havasız araçlar, füzeler sayesinde istediği yeri anında vurabiliyor. Kara harekatını sadece kurumlarını inşa etmek istediğinde yapıyor. Ki geriye dönüp baktığımızda ABD'nin başarılı olduğu üç örnek var. Almanya, Japonya ve Güney Kore... Bunlar da zaten ABD'nin gücünü kabul ettiği ve onun vereceği ekonomik yardıma muhtaç olduğu içindi. Diğer örneklerin hepsinde başarısız oldular. Örneğin Irak, Afganistan, Vietnam, Kamboçya, Küba, Lİberya, Filipinler gibi yerlerde dirençle ve mücadele ile karşılaştılar.
En nihayetinde şu bir gerçek. 21. yüzyıl demokrasiler çağı. Toplumun ve kamuoyunun desteğini arkanıza almadan istenilen askeri harekatlar başarılı olamıyor. ABD'nin geçmişteki imparatorluklara göre çok fazla avantajı var. Teknolojik olarak hâlâ tüm dünyaya öncülük ediyor. En zeki ve işe yarar insanları kendi ülkesine göçmen olarak çekebiliyor. Kültürel endüstrisi çok kuvvetli. Yemek alışkanlıkları, sinema sektörü, cinsellik, spor müsabakalarıyla tüm dünyanın ilgisini çekiyor. Askeri güç olarak gücünü koruyor.
Peki bu gücü ne tehdit edebilir. Son olarak ondan da bahsedelim. Ferguson'a göre ABD'ni tehdit edecek güç ne Batı'da ne de Doğu'da. Bu tehdit kendi içinde. Çünkü ABD vatandaşlarında imparatorluk zihniyeti yok. Fethetmek, öncülük etmek, geleceği tasavvur etmek gibi gayesi yok sıradan Amerikalının. Onlar için önemli olan sadece tüketmek... Eğer bir gün ABD parasının rezerv olma gücünü kaybederse; ki bu en önemli tehdit. İşte o zaman her şey tersine döner. Borçlarını ödeyemez, ticaret sistemini yönlendiremez. Askeri, teknolojik ve kültürel harcamalarını finanse edemezse hegemon güç olma yetisini kaybeder.