·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Şubat 2025 00:14 Kanıt olmaksızın dile getirilen inancın, söyleyen kişiyi küçük düşüreceği bir zamana doğru yol almalıyız. Dünyamızın şu anki haline baktığımızda arzulanmaya değer başka bir gelecek görünmüyor. Dinsel inançlarımızın çoğunun ne kadar saçma olduğu hakkında hiç çekinmeden konuşmaya mecbur olsak da, korkarım bunun zamanı henüz gelmedi.
İspanyol Engizisyonu, kafirleri idam etmeye 1834 yılına kadar son vermemiştir (son otodafe, 1850'da Meksika'da gerçekleştirilmiştir) ve bu da, Charles Darwin'in Beagle'la yelken açtığı ve Michael Faraday'in elektrikle manyetizm arasındaki ilişkiyi keşfettiği zamanlara denk
düşmektedir.
"Sonrasında ise mahkumlar, derhal, idam yeri olan ve yakılacakların sayısı kadar kazıkların dikili olduğu Riberia'ya taşınır. Kötüler ve fena yola sapanlar, önce boğulur ve sonra da yakılır; inançlılar onların kazıklarına birer merdiven dikerler ve Cizvitler, kiliseyle barışmaları için onları birkaç kez tekrarlayarak uyardıktan sonra, onları sonsuz işkence çekecekleri yere götürmek için bekleyen zebanilere teslim ederler. Bunun üzerine, büyük bir haykırış ve feryat yükselir: ''A.lazlayın köpeklerin sakallarını!". Uzun sopalara bağlanmış ve saldırgan alevlerle tutuşmuş karaçalı demetleri, kazıktakilerin sakallarını tutuşturur; yüzleri yana yana kapkara olana dek, çevreleyen kalabalığın en gürültülü, neşe dolu alkışları sarar etrafı. Son olarak da, üzerinde kurbanların zincirli olduğu kazığın dibindeki karaçalılar ateşe verilir; kurbanlar öylesine yüksekte oturuyorlardır ki, alevler oturdukları oturağı nadiren aşar ve kurbanlar yanmaz, kızarırlar. Bu içler acısı görüntüye ve kurbanların edebildikleri kadar, "Tanrı aşkına merhamet!" diye feryat etmelerine rağmen, bu görüntü, tüm çağlarda ve her cinsiyetten insan için bir eğlence ve hoşnutluk kaynağı olmuştur."
(The Percy Anecdotes'tan, alıntılandığı yer: Swain, Pleasures, 181.)
* * *
Aklı başında olan tüm kadın ve erkeklerin ortak düşmanını tanımamızın vakti geldi. Bu düşman bize öylesine yakın ve öylesine aldatıcı ki, o, tam da insanlığın mutluluğu ihtimalini yerle bir ederken, biz onun nasihatlerini dinliyoruz. Bizim, inancın kendisinden başka bir şey değildir.
Yazarın İslam diniyle ilgili yaptığı açıklama bana oldukça ilginç geldiği için o pasajı da aktarıyorum :
İslam, sivil bir toplumla uyumlu mudur? İyi bir Müslüman olmak için neye inanmanız gerekiyorsa ona inanıp, askeri ve ekonomik güce sahip olmak ve başkalarının sivil toplumlarına ölçüsüz bir tehdit yöneltmemek mümkün müdür? Ben, bu soruya verilecek cevabın, "Hayır,'' olduğuna inanıyorum. Eğer İslam ve Batı arasında istikrarlı bir barış hüküm sürecekse, İslam, radikal bir dönüşüm geçirmek zorundadır. Bu dönüşümün, onlar için de makbul olabilmesi adına, bizzat onların içerisinden gelmesi gerekmektedir. Uygarlığın kaderinin büyük oranda "ılımlı" Müslümanların elinde yattığını söylemek, pek de abartmak olmaz gibi geliyor. Dinlerini, temelde yumuşak başlı bir ideolojiye dönüştüremezlerse İslam ve Batı'nın, sayısız cephede durmaksızın süren.
Diğer taraftan eğer dinî inanca sahip ülkelerin ellerinde nükleer silah olmasının medeniyete öldürücü bir darbe vuracağına belirtiyor yazar:
Bir savaş durumuna düşmekten kaçınacağı günleri zor görürüz. Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların icat edilmiş olduğu gerçeğini değiştiremeyiz. Martin Reese'in de ifade ettiği gibi, bu silahların küçük miktarlarla yaygınlaşmasını durdurmak konusunda, yasadışı uyuşturucularda olduğumuzdan daha başarılı olabileceğimizi düşünmek için hiçbir sebep yoktur. Eğer bu doğruysa, yakında, kitle imha silahları, onlara sahip olmak isteyen herkes için satın alınmaya müsait olacaktır. Belki de Batı, dışarıdan bir baskı uygulayarak, bir dönüşüm geçirmeye zorlayabilir. Ancak, Avrupa'nın geri kalanı ve Asya, önüne gelene "çift işlevli" nükleer reaktörler satmaya devam ederse, ABD ve birkaç Avrupa ülkesinin sert tutumu yeterli olmayacaktır. Bu fikirler savaşında barışçıl yöntemlerle bir şansa sahip olmamız adına, gerekli olan ekonomik kalkınmayı başarabilmek için, alternatif enerji teknolojilerinin gelişimi, yeni bir Manhattan Projesi'nin odak noktası olmalıdır. Bunu yapabilmek için ekonomik ve çevresel sebeplerin gerekli olduğunu söylemeye gerek yoktur, ama aynı zamanda politik sebepler de vardır. Eğer petrol değersiz bir hale gelecek olursa, en göz önünde bulunan toplumların işlevsel bozuklukları da gün gibi ortaya çıkacaktır. O zaman, o toplumlar da düşüncelerini bir başlıklar yelpazesi altında ılımlılaştırmanın bilgeliğini görecektir. Aksi takdirde, dünyadaki çıkarlarımızı sürekli olarak güç yoluyla korumak zorunda kalacağız. Bu durumda ise, gazetelerimizin gün geçtikçe Vahiyler kitabına daha da fazla benzemeye başlayacağı kesin gibi görünmektedir.
Diğer yandan yazar "yaratılış" konusunda bazı "hatalara" temas ediyor:
Biyolojik gerçekler, tasarımcı bir tanrıya, hatta iyi bir tanrıya bile uygun değildir. Evrimin huysuz kerameti şudur: canlı dünyanın inanılmaz güzelliğini ve çeşitliliğini yaratan o mekanizmalar, vahşeti ve ölümü garanti etmektedir. Uzuvları olmadan doğan çocuklar, kör sinekler, nesli tükenen türler ... tüm bunlar, Doğa Ana'nın toprağı yoğurma biçiminin ürünüdür. Hiçbir mükemmel tanrı, bu tür tutarsızlıkları sürdüremez. Eğer tanrı dünyayı ve içindeki her şeyi yarattıysa, çiçek hastalığını, vebayı ve bağırsak kurdunu da onun yarattığını hatırlamak faydalı olacaktır. Yeryüzüne kasıtlı olarak bu tür korkular salan herhangi bir insan, işlediği suçlar yüzünden hapiste çürütülürdü. Ama "Tanrı" bu suçu işleyenci tam tersi dünyada sınanma olarak adlandırılıp ona biat ediliyor.
* * *
Son olarak, din :
Din, iyi kavramların yerini sürekli kötülerin doldurmasından başka bir şey değildir. İnsanoğlunun aynı anda hem umut, hem de korkuyla dolu cehaletinin enginliğini reddetmektir.
Dinin özünde bazı insani ihtiyaçlar yatar, çünkü ruhani deneyim, ahlaki davranış ve güçlü cemiyet bağları insanoğlunun mutluluğu için
esastır. Ne var ki dinsel geleneklerimiz entelektüel açıdan çağın gerisinde kalmıştır ve siyasi açıdan felaketlere gebedir. İnsan zihni, ruhsal deneyimlere meyilli olmakla beraber, bu meylimizi doyurmak için yeterli kanıt bulunmayan şeylere inanmak zorunda değiliz. Dünya üzerine olan düşüncelerimizde mantığımızı, maneviyatımızı ve ahlakımızı bir araya getirmenin bir yolu şüphesiz olmalıdır. Bu, en derin kişisel kaygılarımıza mantığımızla yaklaşmaya başladığımız noktayı oluşturacaktır. Aynı zamanda inancın da sonu olacaktır.
Dini farklılıklarımız sonraki dünyada ne anlama geliyor olursa olsun, bu dünyada yalnızca tek bir hedefleri vardır: cehalet ve katliam dolu bir gelecek.
Eğitimin ve zenginliğin, akılcılık için yeterli güvence sağlamadığını gördük. Elbette, Batı'da bile, eğitimli insanlar, bir önceki çağın kanla boyanmış yadigarlarına sadık kalmaktadır. Bu sorunu hafifletmek, kökten dinci bir azınlığı dizginleme meselesi değildir; bu, etik ve manevi deneyime karşı, inanca hiçbir şekilde başvurmayan yaklaşımlar bulma ve bu bilgiyi herkese yayma meselesidir.
Bu dünya, kötü fikirlerle kaynamaktadır. Hala insanların, (kafirlik gibi) hayali suçlardan ölüme mahkum edildiği veya bir çocuğun eğiti
minin tamamının, antik bir dini kurgu kitabını ezberlemekten ibaret olduğu yerler hala bulunmaktadır. Kadınların, üreme özgürlüğü dışında, neredeyse tüm insani özgürlüklerden mahrum bırakıldığı ülkeler vardır. Ama yine de bu toplumlar hızla, gelişmiş silahlardan oluşan
cephaneler edinmeye devam etmektedir. Eğer gelişmekte olan dünyayı, özellikle de radikal İslam dünyasını, küresel uygarlıkla uyumlu amaçları takip etmeye ikna edemezsek, hepimizi karanlık bir gelecek beklemektedir.
Son nokta:
Yaratılışın güzelliği ve enginliği karşısında huşu içinde yaşamak için hiçbir kişisel tanrıya tapmaya gerek yoktur. Günün birinde aslında komşularımızı sevdiğimizi, mutluluğumuzun kendinden ayrılamaz olduğunu ve birbirimize bağlılığımızın tüm insanlara ilerleme fırsatı sunulmasını gerektirdiğini fark etmemiz için, hiçbir kabile hikayesini prova etmemize gerek yoktur. Dini kimliklerimizin günlerinin sayılı olduğu açıktır. Uygarlığın günlerinin sayılı olup olmadığı ise daha çok bunu ne kadar yakın zamanda fark edeceğimize bağlı gibi görünmektedir.