İstanbul mu ?
Masal ve aşk şehir... Hüzün,ayrılık ve yıllara meydan okuma, biraz da postmodern en çokta içten samimi ve yalınayak...
Uzun bir süredir okuduğum ve her sayfasında sanki olayları bizzat yaşıyormuş gibi hissettiğim,ailenin çocukluktan yaşlılığa her anına ortak olduğum ve duygusal olarak bağ kurduğum bir okuma sürecim oldu.Yazarlarımızın bizi ne kadar güzel anlatabildiğini bir kere daha okumuş oldum.
Pamuk adeta okurun elinde tutup bizi kendi dünyasında dolaştırıyor.Konuşmalara bizzat şahit, olayları yaşıyormuş gibi , karekterler ise komşularımızdan sanki.
Kitap sadece bir roman değil aynı zamanda dünyanın en güzel şehri olan İstanbul'un değişim ve dönüşümün de hikayesi.Bir çok tarihi ve toplumsal olaylara yer vermesi okuyan herkesin kendine arkadaş ya da dost edinebileceği yazarın neden Nobel aldığını anladığımız bir eser.
Eserin sürükleyici olması okuru sıkmayacak ve zaten ilk sayfalardan Mevlütün kız kaçırması ile kendinizi hemen kitabın içinde bulacaksınız.Peki Mevlüt doğru kızı mı kaçırdı kitabın sonuna kadar anlayamayacaksınız. ( Spoiler )
Psikolojik ve sosyolojik tespitlerle yazarın kalemini beğendiğim daha önce okuduğum Kırmızı Saçlı Kadın eserinde de gördüğüm yazarın rasyonellikten uzaklaşmadan hikayeyi postmodern bir tarzda yazması hayret verici.
İlk sayfadaki soy ağacı çok karışık gelmişti ama eserin bu kadar açık ve her karaktere bu kadar güzel yer vermesi soy ağacının kafamda bir tuhaflık olmadan oturmasını sağladı.
Başkarakterimiz Mevlüt aslında bir kimlik arayışında ve kafasındaki tuhaflık ise onun psikolojik olarak kendisine vermesi gereken cevaplar ama cevaplar o kadar kolay dükülmüyor dilden maalesef.İşte bu yüzden geceleri kimsesiz İstanbul sokaklarında boo-zaaa diye bağırıp boza satıyor.Ömrümün sonuna kadar satacağım diyor ve şöyle ekliyor ben bu alemde en çok Rayiha'yı sevdim....
Keyifli okumalar dilerim.