anlık olarak kitabı bitirmiş bulunuyorum. uzun zamandır kitaplığımda duran ancak bir türlü elimin gitmediği bir kitaptı. reading slump’tan çıkabilmek amacıyla ve ince olmasının da verdiği rahatlıkla başladım. sevilen bir kitap olduğu için beklentilerim yüksekti ve açıkçası benimkini karşıladı.
kitabın konusu başlarda beni çok içine almamıştı ama sonrasında olaylar, diyaloglar aktı gitti. toplumsal konulardan özellikle ırkçılık, işçi hakları, insan ilişkileri gibi alanlarda bana empati kurduran ve bir şeyler hissettiren anlar yaşadım kitabı okurken. gereksiz hiçbir bölüm yoktu bence, hepsinden güzel şeyler katabildim kendime. okumayı düşünenlere tavsiye ederim.
*SPOILER*
son bölümde yaşananlar neydi öyle ya, ah zavallı lennie.. sanırım olabilecek en dramatik final oldu. george silahı cebinden çıkartıp lennie’nin ensesine doğrulttuğu an içimde bir şeyler kıpraştı, candy’nin çok sevdiği köpeğini kendi vurmadığı için yaşadığı pişmanlık geldi aklıma. gerçekten çok nadir bulunan bir dostlukları vardı; birlikte hayal kurdukları, birbirlerinin umutları oldukları bir dostluk. george bu yaşadıklarını atlatabildi mi, lennie olmadan da hayallerini gerçekleştirebildi mi merak ettim.
“insanın iyi olmak için akla ihtiyacı yoktur” dilerim ki lennie gibilerini hayat hiç üzmesin.