Gönderi

Disconnectus Erectus
9/10
·724 syf.··
2025 2. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2025 00:00
Tutunamayanlar hakkında bir şeyler yazmak çok zor. Romanın kendisi gibi bir inceleme yazmayı düşündüm, muhtemelen ben istemesem de tıpkı romanın kendisi gibi parçalanmış bir inceleme okuyacaksınız. Romanı okumaya başladığım ilk andan itibaren karşıma çıkan şey parçalanmış, bölünmüş, olay örgüsü diye bir şeyden bahsetmenin pek mümkün olmadığı koca bir metindi. Oğuz Atay bunu bilinçli olarak yapmış; geleneğe aykırı, yepyeni bir şey ortaya koymuş. Atay, eskinin klasik roman anlayışını yıkmak için dev bir adım atmış, armut piş ağzıma düş mantığıyla okura her şeyin altın tepsinde sunulduğu, okurun kafasını yormaya hiç gerek duymadığı, olayların birbiri ardına sıralandığı, çatışmanın kuvvetli olduğu, net bir sona bağlanan o bildiğimiz romanlardan bambaşka bir şey yazmış. Nitekim onu kimse anlamamış. Korkuyu Beklerken’de de dediği gibi, “Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.” Evet, Oğuz Atay’ın eserleri o dönem anlaşıl(a)mamış, kitabını güç bela yayımlatmış, onu anlayan azınlık da Oğuz Atay’a yetmemiş. Anlaşılamamaktan da fazlasıyla yakınmış. Kitabını yayımlatabildikten 6 yıl sonra da vefat etmiş. Oğuz Atay’a ve eserlerine olan ilgi ise 80’li yılların ortasından itibaren artmış. Ömer Madra’nın gayretleriyle eserleri tekrar basılmış, Oğuz Atay ve eserleri üzerine incelemeler yapılmış, tezler hazırlanmış. Ne yazık ki Atay, eserlerinin şöhretini göremeden çok erken bir vakitte göçmüş. Türk edebiyatında Tutunamayanlar benzeri bir başka roman bulmak çok güç. Kullanılan teknikler düşünülürse benzerliklerin olduğu eski dönem romanları var. Fakat bunların hiçbiri Tutunamayanlar gibi değil. Abdülhak Şinasi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan gibi isimlerde modernizm özellikleri olsa da Tutunamayanlar hem yapı hem üslup bakımından tam bir modernist roman örneği. Tutunamayanlar modernist mi yoksa postmodernist mi, buna ileride Hakan Sazyek Hoca’nın Hece dergisinin Oğuz Atay için hazırladığı özel sayısındaki yazısını referans alarak değineceğim. Başta da dediğim gibi Tutunamayanlar paramparça bir roman. Roman daha ilk sayfasından itibaren üstkurmaca ile başlıyor. Modernist romanda kurgu her şeydir. İşte yazar üstkurmaca tekniği ile bunun roman olduğunu okuruna direkt söyler. ‘‘Sonun Başlangıcı’’ adlı bölümde romanın yazılış hikâyesini öğreniriz. Kurgu içinde kurgu vardır yani. İsimsiz gazeteciye gelen büyük bir zarfın içinden üç yıl önce ortadan kaybolmuş olan Turgut Özben’in romanı çıkar. Gazeteci iki senedir yurt dışında bir görevde olduğundan, Turgut’tan gelen bu büyük zarfı çok geç görür. Bu roman dediğimiz de daha doğrusu el yazması sayfalardan ibarettir, bastırılırsa roman olacaktır. Romanın bu müsveddeleri ile birlikte bir de Turgut’un mektubu vardır. Gazeteciden bu romanın bastırılmasını ister. İşte biz, Turgut Özben’in yazmış olduğu bu romanı okuruz. Turgut, romanda yakın arkadaşı Selim Işık’ın intiharını anlatır. Selim’in intihar haberini bir mektupla öğrenen Turgut, âdeta yıkılır. Haberi aldığı andan itibaren artık Turgut başka biridir sanki. Arkadaşının izini sürmeye başlar. Bir arayış başlar ki bu Selim’i aramak gibi görünse de aslında Turgut’un kendini arayışıdır, soyadı da boşuna Özben değildir. Turgut, Selim’in arkadaşlarını bulmaya çalışır. Metin, Esat, Burhan, Günseli, Süleyman Kargı ve diğerleri derken hepsiyle vakit geçirmeye, onlardan Selim’i dinlemeye çalışır. Romanın karmaşık yapısı da kısa sürede kendisini gösterir. Turgut da Selim gibi mühendistir, evli ve iki çocuk babasıdır. Hâliyle sorumlulukları olan biridir. Fakat Selim’in intiharı sonrası sanki sorumluluklarını unutur, sadece Selim’in izini sürmek için yaşar. Bu süreçte Turgut’un psikolojisi üzerinde çokça durulur. Turgut’un psikolojik çöküşü, çevresine yabancılaşması hatta en sonunda ailesini bırakıp ortadan kaybolması bir süreç olarak verilir. Modernist romanın en temel özelliği de bu yalnızlık, yabancılaşma, bunalım kavramlarıdır diyebiliriz. İşte bunlar anlatılırken bol bol iç monolog ve bilinç akışı tekniklerini görürüz. Turgut’un Süleyman Kargı’yla tanışması ile roman bambaşka bir boyuta geçer. Süleyman Kargı’nın evinde Selim’in yazdıklarını bulan Turgut, bunları okumaya girişir. Selim, ‘‘Dün, Bugün, Yarın’’ adlı oldukça uzun bir şiir yazmıştır. Şarkı adını verdiği bölümlerden oluşan bu şiiri, Turgut okumaya başlar ve artık bu bölümden itibaren postmodern teknikleri sıkça görürüz. Pastiş ve parodi gibi teknikler bu uzun şiirde fazlasıyla kullanılmıştır. Pastiş, üslup taklidi iken parodi içerik taklidi olarak açıklanabilir. Bu teknikler, başka bir sanatçının eserini taklit etmek olarak da açıklanabilir. Bu taklidi sahtekârlık olarak düşünmemek lazımdır çünkü yazar bunu bile isteye, okur fark etsin diye yapar, gizleme yoktur. Bu taklit üslupta olursa pastiş; konuyu da kapsar, alaylı bir şekilde ele alınırsa parodi olur. Genellikle bu alay söz konusudur ancak bir zorunluluk da değildir. Şiirin ardından yine uzun bir açıklama bölümü gelir ki burada Süleyman Kargı’nın Açıklamaları başlığını görürüz. Aslında bu açıklamalar da Selim tarafından yazılmıştır ama Süleyman Kargı yazmış gibi görünsün istemiştir. Muhtemelen Tutunamayanlar’ı yarım bıraktım diyen okurların büyük bir kısmı romana işte bu bölümlerde havlu atmıştır. Evet, bu romanda net bir olay örgüsünden bahsetmek imkânsız. Fakat yine de belli bir çerçevemiz var. İşte bu çerçeveden çıkılan bu uzun bölümde romanı okumaya devam etmek bir hayli güç. Bu bölümden sonra Turgut’un sırasıyla Metin, Esat ve Günseli ile olan ilişkisini görüyoruz. Özellikle Günseli önemli bir karakter ki kendisi Selim’in sevgilisidir. Günseli’nin içini döktüğü, bir yerden sonra başka karakterlerin de dâhil olduğu, hiç noktalama işareti olmayan bir bölüm vardır ki romanın belki de ikinci zor bölümüdür diyebiliriz. Hiçbir noktalama işaretinin olmadığı bu bölümde Günseli Selim’i anlatır. Çocukluğu, arkadaşları, babası derken en sonunda Selim’in kendisini öldürmek istediğini Günseli’ye açıkladığı mektupla bu bölüm sona erer. Noktalama işareti yoktur çünkü modernist roman geleneğe karşıdır. Noktalama işaretleri de geleneğin ta kendisidir. Ayrıca bu bölümü, bilinçaltının kesintisiz verildiği bir bölüm olarak düşünürsek o kesintisizliği sağlamak adına herhangi bir noktalama işaretinin kullanılmadığını da söyleyebiliriz. Bu konuda Bâki Asiltürk Hoca’nın güzel bir tespiti var: Bilinçaltı kesintisiz bir şekilde veriliyorsa imla kurallarına da dikkat etmemek lazımdır. Fakat Atay, bu bölümde özel isimlerin yazımına ve bu isimlere gelen eklerin kesme işareti ile ayrılmasına dikkat ederek bu tekniği kusurlu bir şekilde uygulamıştır. Duydukları, okudukları neticesinde Turgut artık iyice durgunlaşır. Eşine olan tavırları da değişir ve en sonunda kaçıp gitme isteğiyle yanıp tutuşur. İş için il dışına çıkacağını söyleyerek bir sabah evden çıkar. Tabii yanında Selim’in yazdıkları ve Olric de vardır. Sahi, Olric’i konuşmadık hiç. Romanın mistik kahramanı Olric. Olric hayalî bir kahramandır, Turgut’un bir nevi benliğidir. Özben belki de Olric’tir desek yanlış olmaz. Romanın belki de en ilginç özelliklerinden biri de bu Olric meselesidir. Turgut Olric’le romanın başından itibaren konuşmaz. Onun varlığından haberdar bile değildir. Ne zaman ki Selim hayatının merkezine oturur ve Selim’in peşinden gitmeye başlar, işte o zaman Olric meydana çıkar ve Selim’i ararken Olric’i bulur. İşte ailesinden ve insanlardan sonunda kopar ve Olric’le beraber kaçıp gider. Olric’in farklı eserlerde ismen de benzerlik gösteren karakterlerden esinlendiği hususunda ciddi fikirler var. Onlara ayrıca değinmiyorum. Ancak nereden bakarsanız bakın hayalî bir karakter olarak ele alınması diğer romanlardaki Olricvari karakterlerden ayrılan bir özelliğidir. Turgut bir daha geri dönmemek üzere evinden ayrılmıştır. Kasabaların birinde artık Selim’in günlüğünü okumaya karar verir. Bu son bölümde artık Selim’in çok da düzenli yazılmamış günlüklerini okumaya başlarız Turgut’la beraber. Selim’in yalnızlığını, insanlardan nasıl farklı olduğunu, kendisini anormal görüşünü, nasıl herkes gibi olamadığını ve olmak da istemediğini tüm çıplaklığıyla okuruz. Selim tutunamamıştır, ta çocukluğundan beri. Bu hayat ona göre değildir. Normal olması için çok çabalanmıştır aslında. Kendisi de şöyle der: ‘‘Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da, anormal dediler. Ben de kendimi anlamadım: bütün hayatım boyunca normal bir adam olmaya çalıştım.’’ Selim anormalliğini kabul etmiş, bununla 28 yaşına kadar bir şekilde yaşamıştır. Aslında kendisiyle barışıktır fakat artık yaşamak ona zor gelir. Romanda sinmiş, ezilmiş, hayatta başarısız olmuş bir karakter olarak karşımıza çıkar Selim. Küçük yaştan itibaren kadınları küçümser, okuduğu birkaç yazar haricinde diğerlerini de küçümser. İnsanlarla da zor anlaşır. Bunda baskıcı bir baba figürünün de etkisi vardır. Romanda özellikle aile kavramı ile ilgili ciddi eleştiriler görmek mümkün. Turgut’un ailesinden tutun da Selim’inkine kadar aslında bu karakterler neden bu hâlde, geçmişlerine bakarak anlayabiliyoruz. Selim’in romandaki rolü çok önemlidir. Romanı katmanlara ayıracak olursak Tutunamayanlar kitabının öyküsü-Turgut Özben’in öyküsü-Selim Işık’ın öyküsü şeklinde iç içe geçmiş bir durum söz konusudur. Berna Moran, bunu Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 adlı kitabında da şematik olarak göstermiştir. Selim romanda merkez kişidir. Romanda fiziki olarak bulunmaz, artık bir ölüdür. Fakat duygu ve düşünce yönünden romanda her an varlığını hissettirir ve her şey onun etrafında şekillenir. Romanda kanlı canlı bir kahraman olarak bulunmamasına rağmen romanın merkezinde olması önemlidir. Turgut, günlüğü okuduktan sonra işte bu romanı yazmaya başlar. Başka kasabalara gider, kaldığı motelden günlerce çıkmaz ve sürekli yazar. İşte yazdığı da bu okuduğumuz romandır. Tutunamayanlar’ın yani ‘‘disconnectus erectus’’un romanıdır. Turgut, en son arabasını da ardında bırakır, tren bileti alır ve bilinmez bir yolcuğa çıkar. Yolculuğu sırasında trende bir gazeteciyle tanışır. İşte bu gazeteci de en başta bahsettiğimiz, Turgut’un yazdıklarını bastırsın diye gönderdiği gazeteciden başkası değildir. Son bölüm Turgut Özben’in Mektubu adını taşır. Selim’in günlüğünde bahsettiği Tutunamayanlar Ansiklopedisi’nde Turgut yoktur. Tabii Turgut bu duruma üzülür ve kendisinin de burada olmasını ister. Neticede Turgut Özben maddesi de bu mektupla birlikte ansiklopedideki yerini alır ve roman biter. Romanın yapısına bu şekilde kısaca bölüm bölüm değinmek istedim. Biraz daha teknik detaylardan bahsetmek istiyorum. Romanda kullanılan tekniklerden yukarıda biraz biraz bahsetmeye çalıştım. Modernist tekniklerin yanında belki de ilk kez bu kadar net bir şekilde postmodernist tekniklerin olduğu bir roman görüyoruz. Başta Hakan Sazyek’in yazısından bahsetmiştim. Bu yazıda hocanın özellikle üzerinde durduğu kavram, yabancılaşma kavramıdır. Modernist romanlarda yabancılaşma ana problem olarak ele alınır. Yine karakterlerin duygu dünyası, yalnızlığı ve bunalımı da tam olarak modernist romanın derdidir. Bunun yanında romanın başından sonuna kadar kullanılan birçok postmodern teknik mevcut. Özellikle Metinler arasılık dediğimiz tekniğin alt teknikleri olan alıntı, anıştırma, pastiş ve parodi çokça kullanılmış. Yine aynı tekniğe bağlı olarak asıl metnin içine şiir, tiyatro, deneme, günlük, ansiklopedi, menakıpname, mektup, kutsal kitap anlatımı da yerleştirilmiş. Bu bölümlerde çok ince göndermeler, eleştiriler de var. Bu eleştirilerin bir kısmını okurken ben de anlayamadım. Araştırdıkça, farklı kaynaklardan incelemeler okudukça aydınlandım ve Oğuz Atay’ın zekâsına hayran kaldım. Romanda söz oyunları da ironi kapsamında sıkça karşımıza çıkıyor. Söz oyunları yer yer zorlama kullanılmış gibi hissettim. Okuduğum inceleme yazılarında da özellikle buna değinildiğini gördüm. Roman kurgusunda oyun kavramı da dikkat çekici. Turgut ve Selim, hayatı bir oyun olarak düşünürler ve kendi aralarında da minik oyunlar oynarlar, bu oyunları da çok ciddiye alırlar. Romanda yine dikkat çeken konulardan biri de birden fazla bakış açısının kullanılmasıdır. Yer yer Turgut kendi kendisine konuşur, bilinç akışı ve iç monologlar eşliğinde Turgut’u okuruz. Yer yerse dış bir ses, farklı bir anlatıcı -belki de Oğuz Atay’ın kendisi- devreye girer. Kitabın parçalanmış ve çok katmanlı yapısı bu çoklu bakış açısına müsaade eder ve romanı zenginleştirir. Tutunamayanlar’ın zor bir dili var. Türk edebiyatının ilk postmodernist romanı olarak tanımlansa da birçok farklı tekniğin başarılı örneklerini barındıran yapısıyla -bana göre- çok da sınıflandırma çabasına girmemek lazım. Konunun işlenişi ve başat teknikler düşünüldüğünde romanın modernist olduğunu söylemek mümkünken edebiyatımızda ilk kez gördüğümüz postmodernist tekniklerin görece başarılı bir şekilde uygulanmış olmasıyla da postmodernist olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu bağlamda söz oyunları, kelime gruplarının bir bütün hâlinde yazılması ve arada boşluk bırakılmaması, yer yer kullanılan Arapça-Farsça kelimeler, birçok yazara ve esere yapılan atıflar ve göndermeler önemlidir. Yine Türk romanı üzerine önemli incelemelerde bulunmuş, edebiyatımızın önemli eleştirmenlerinden Berna Moran da Tutunamayanlar’la ilgili olarak şöyle der: ‘’19. yüzyıl gerçekçiliğine sırtını dönmüş, bir ayağı modernistlerde bir ayağı postmodern bir roman.’’ Edebiyat, müzik, resim, tiyatro, felsefe, din, cinsellik vb. birçok konuya romanın akışı dışında yer verilmesi de okuru zorlayan unsurlar olmuş. Tutunamayanlar’ı okurken yer yer ‘‘Biz ne okuyoruz?’’ diye durup kendimizi sorguladığımız anlar mutlaka olmuştur. Özellikle bazı bölümlerin çok uzatıldığını düşündüm ki bu düşüncem acaba yanlış mı, yazarın yapmak istediği şey tam olarak bu değil mi diye öz eleştiri de yaptım. Fakat gördüm ki bu, eleştirmenlerce de değinilen bir konuymuş. Özellikle Selim’in şarkılarından oluşan bölümün çok uzun olduğu kanaatindeyim. Özetle, Tutunamayanlar derdi olan bir roman. Toplumla, bireyle, normalle, gelenekle, klasikle, herkes gibi olmakla, kurallarla derdi olan bir roman. Normalin içine sıkışmış anormallerin, tutunamayanların, toplumda yerini bulamayanların, kurallara uyamayanların, mış gibi yapamayanların romanı.
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
··
976 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.