10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2018 6. kitabı
"Bir düş, Josef K. bir düş görüyordu." Düşünde gün çok güzeldi. Fakat bu güzellik pek uzun sürmedi.Yürüyordu, Josef'in iki adım atmasıyla etraf birden karardı ve kendini bir mezarlıkta buldu. Etraf o kadar ürkütücü, yollar o kadar karışıktı ki. Önünde bir çok yol ve yolları bilmediği için hiç olmayan kurtuluş seçenekleri vardı. Bütün zorluklara rağmen en sonunda bir yola sapabildi. Yolun sonunda yeni ölmüş birinin mezarı vardı. Etrafındaki insanlar sanki biri ölmüş gibi değilde, bir düğün varmış gibi sevinçliydi. Bu bayram havası Josefin de içini kıpır kıpır etti ve birden mutlu oldu. Şimdi vakit cenaze törenini izleme vaktiydi.Birden gözü iki adamın elinde olan mezar taşına kaydı, isim yazılmak üzere bir ressam bekleniyordu. Evet, evet işte ressam orda elinde kalemiyle taşa doğru ilerliyor ve geldiğinde ufak rutüşlarla mezar taşını doldurmaya başladı. K. meraklıydı, acaba kimin adı vardı? Ressam bi an duraksadı. K. bunu farketse de istifini bozmadan taşı izliyordu. Henüz sadece "burada yatan" yazıyordu. Devamını getirmesini bekleyen K. göz ucuyla ressama baktı. Ressamın gözlerinde hüzün vardı. Ve bayram şenliğine bürünen ruhu bir anda kabzedildi, sanki bedenine ağır bir yük binmiş gibiydi. Ressam K.'ya "adını yazmak üzere olduğum kişi sensin, sen öldün" der gibi bakıyordu. K. Ufak bi korku ve hüzün seansından sonra birden toparladı kendini ve normal bi insanda görülmeyen bir halde öldüğüne alıştı hemde çok kısa sürede. Ressam taş'ın üzerine yazmaya devam etti. İşte bir "J" harfi kondu taşa. Artık herşey kesindi. Sonunda taşın üzerinde bir şimsek gibi kocaman kıvrımlarla adı geçiyordu. Bu görüntüye hayran kalarak uyandı, evet doğru duydunuz Josef K. ölümünü gördüğüne hayran kalarak uyandı. Kitapta neden düş görüyordu ve neden ölümüne hayran kaldı karakter? Aslında ölüm bizi insanlar için düş değil kabus, hayran kalınacak bi olay değil dehteşe düşülecek bir olay. Neydi bu adama ölümü bile hayran kıldıran, yaşamı zindanlaştıran olay? Kitabın içeriğinden bahsetmeden önce yazarımız Franz Kafka'nın sözünü değineceğim ilkokulda bize sorulan "Siz olsaydınız bu kitaba hangi başlığı düşünürdünüz?" Sorusunun cevabı hiç düşünmeden "Ölüm hürriyet yaşam mahkumiyettir" olurdu. Kısaca kitapta; Josef K. bir sabah uyandığında mahkeme görevlileri tarafından siz davalısınız bildirisini aldı. Artık yaşamının mahkumiyeti hayata gözlerini açmıştı, bu sabah da mahkumiyetin ilk günüydü. K. Ülkesinin mahkemelerine güvenir suçsuz olduğu anlaşılacağına inanırdı. Fakat işler hiç öyle olmadı, kendilerine nazi mahkemeleri denilen sanık olduğu yerde "adalet" kavramı çok uzaklardaydı. K. Bunu çok geç farketti. Suçsuz olduğu için yargıçlara ve mahkeme görevlilerine sert çıkışan Josef K. bu davranışıyla bütün mahkeme görevlileri taranfından davası sonsuza kadar sürecek gözüyle bakılıyordu. Şimdi soracaksınız bu kadar önemli olan dava neydi peki? Hemen söyleyeyim tabiki de bir hiçti. Mahkemede dava akışı tamamen şöyleydi. Önce bir insan seçilir, bu insana sen suçlusun denir ve bu insan sonsuza dek suçlu olur. Ne kadar saklasa da çevresinde bir çok kişi tarafından davası duyulan K. Artık bir suçlu psikolojisine yavaş yavaş girmişti. İnsanların da ona o gözle baktığını çok iyi biliyordu. Amcasının yardımıyla avukat tutsa da nafileydi. Çünkü mahkeme sanığa yardımcı olan hiçbir şeyi sevmez onu iyi yere getircek olanakları olabildiğince kısıtlardı. Çünkü o sanık daima suçlu kalmalıydı bütün bu çabalar oldukça iyi giden banka şefliği görevinde K. ' yı yordu. Kaldığı yer de sorunluydu. Bu yolda ona yardım etmek isteyen insanlarda vardı tabi. Önce bir ressamla karşılaştı. Uzun süre geçmesine rağmen ona "suçsuz musunuz?" Diye ilk defa soran bir adamdı bu. Sana yardım edeceğim benim mahkeme yargıçlarıyla aram kuvvetlidir diyen ressam okurlara bir umut ışığı olmuştu adeta. Davadan kurtulabilirdi josef k. Fakat bu sevinç çok uzun sürmedi ressamın söylediği yöntemler hayal kırıklığına uğrattı Josef'i . İlki gerçek aklanmaydı ki bu mahkeme boyunca hiç olmamıştı. Olanaksız bir sonuçtu diğer ikisinin ise tek bir ortak yanı vardı sanığın mahkum edilmesini önlemekti. Oysa davası daima devam eden bir sanık zaten mahkumdur. Daha sonra davası olan bir tüccarla karşılaştı K. Tüccarla karşılıklı konuşurken tüccar "beklemek boşuna değildir, boşuna olan davaya bizzat karışmaktır." Dedi ve Josef K.'nın bütün umutları bir bir yerin dibini boyladı. K. Avukatla görüşürken avukat tüccarı çağırdı, avukatın yanına çağırılan tüccar Josefle karşılıklı konuştuğundan biraz daha farklıydı. Sanki avukatın köpeği gibiydi. Beyni mahkemelerle yıkanmış bir sanıktan başka birşey değildi tüccar. Bu utanç verici labirentte davanın sonuna kadar sürünmek dışında umudu yoktu. Tüccara Josef acıyarak baktı. O böyle olmamalıydı. Ölürdü de başkasının köpeği olmazdı. Sonunda bir rahiple karşılaştı K. Uzun konuşmalar ardında rahip ona "Herşeyden önce özgür olan kişi bağımlı olandan üstündür" dedi. Josefin aklına yatmıştı bu söz. "Hayatım boyunca davaya bağımlı olacağıma, ölüp özgür olurum" diye düşündü. "Bir düş, Josef K. bir düş görüyordu" ve evet düşünde ölümüne hayran kalmıştı çünkü "ölüm hürriyet yaşam mahkumiyettir" Mahkemeden iki dilsiz adam geldi ve K.'nın yüreğine iki kez bıçak saplayıp onu öldürdü. Ölmeden önce düşündü "hiç görmediği yargıç neredeydi? Hiçbir zaman ulaşamadığı yüksek mahkeme neredeydi? Ellerini kaldırıp parmaklarını açtı. "Bir köpek gibi!" Dedi sanki utanç kendisinden sonra da yaşamalıymışcasına.
Hukuk
DavaFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202163,9bin okunma
·
14 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.