12 Eylül darbesinden sonra hapishanelerin kadın koğuşu profili gözler önüne getiriliyor. Burada düşünce suçlarından, özgürlük suçlarına, hayatında sınırların dışına çıkmak isteyen kadınlarla birlikte kalan bir küçük Barış vardır. Demirden duvarları, tel örgülerden sınırları olan bu hapishane kadardır onun dünyası. Bir sürü anlayamadığı ve anlam veremediği şey vardır Barış'ın. Ama onun sorularına uygun bir yer değildir orası. Sadece sorulara değil tabii ki çocuklara da uygun bir yer değildir. Barış onu dünyaya getiren iki akılsız insanın cezasını çekmektedir ve burada tahmin edersiniz onun masumluğunu. Onun saflığı, arkadaşlığı içimizi ısıtsa da olmaması gerek yerde büyüyen çocuklar kadar üzücü bir şey yoktur. Keşke başka bir hayat mümkün olsa onlar için başka türlü yaşamak mümkün olsa çünkü böyle yaşamak yaşamak değil sadece ölmemektir. Bir çocuğun yanı kesinlikle annesinin yanıdır ama anne dediğimiz böyle bir anne midir? Sefiller (2 Cilt Takım) 'de Cosette'nin annesinin yanında kalmasını çok istemiştim ama Barış için öyle düşünmedim. Çocuklar şeker de yiyebilsinler diye düşünen bizlere uçurtmaları vurulan çocuklar bırakıyorlar. Gökyüzünün hapishane avlusundan göründüğü kadar olmadığını anlatmamız lazım onlara. Uçurtmanın her renginin olabileceğini, gökyüzünün kocaman ve masmavi olduğunu, kuşların bize hiçbir zaman küsmeyeceğini anlatmamız lazım.
Kitap Barış'ın, hapishaneden çıkan en iyi arkadaşı İnci'ye yazdığı mektuplardan oluşmuştur. Bu mektuplar çoğu zaman İnci'ye ulaşmamıştır ama Barış'ın samimiyeti hiç eksilmemiştir. İçeri ve dışarı arasındaki bu eksik bağ bile Barış'a bir sürü soru bırakmıştır.
Bu hayatta alışamayacağım tek şey varsa o da çocukların acı çektiği, sınırlandığı ve korkutulduğu bu düzensizlik olacaktır. Ve bende "ölünceye kadar, çocukların işkence gördüğü şu yaradılışı reddedeceğim." Veba