Modern Alman edebiyatından devam...
Yine bir yurtsuzluk,köksüzlük hikayesi okudum. Bu aralar tesadüfen hep bu temadan okumalar yaptım.
Austerlitz bir mimarlık tarihcisidir.
1967'de romanın anlaticisi ile Anvers'te, garda tanışır ve arkadas olurlar.Otuz yıllık bu arkadaşlık aralara mesafeler ve uzun zaman dilimleri girerek aynen kaldığı yerden devam eder.
Kapitalist mimari sistemi eleştirirlerken bir süre sonra Austerlitz kendi yaşam hikayesini anlatmaya başlar.
Jacques Austerlitz, Hitler'in Nazi rejiminin tehdit ettiği Çekoslovakya'dan Kindertransport yoluyla kaçarak 1939'da Britanya'ya çocuk mülteci olarak gelmiştir. Galler'de yaşayan bir din adamı ve eşinin evlatlık edindiği dört buçuk yaşındaki Austerlitz, çocukluğunu Bala'da geçirir. Yaşlı üvey anne babası öldükten sonra Austerlitz geçmişinden ilk kez haberdar olur. Oxford Üniversitesi'ne gider ve Avrupa mimarisi hakkında çalışmalarına başlar. Geçirdiği bir hastalık sonrası Prag'ı ziyaret eden Austerlitz, burada kayıp ailesini bulmaya çalışır. Annesinin yakın arkadaşı Vera'nın yardımıyla gerçek kimliği hakkında bilgi sahibi olmaya başlar. Austerlitz'in aktris ve opera sanatçısı olan annesi toplama kampına gönderilmiş ve 1944 yılında orada ölmüştür.
Babası ise Paris'te toplama kampına gönderilmiştir.
Roman cok uzun cümlelerden oluşuyor. Bölümler yok. Uzun uzun paragraflar var. Yine konu ile ilgili bir sürü fotoğraf da mevcut. Yazarin farklı bir tarzı var,bu açıdan.
Gerçek bilgi ile kurgunun birleştiği roman biyografi havası da taşımaktadır.