Gönderi

7/10
·156 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2025 20:51
Daha en başında meşhur Oedipus ile açıyoruz sahneyi. 8 yaşındayken babası ölmüş, şu anda 13 yaşındaki genç karakterimiz Noboru kendi odası ile annesinin odasını ayıran bir mobilyadaki küçücük bir delikten annesinin odasını gözetliyor. Bu delik bir kuytuda, Noboru’nun odasındaki dolabın çekmeceleri çıkarılınca oluşan küçük bir boşluğun arkasında. Noboru bunu ilk defa, aldığı bir cezaya karşılık odasına kilitlenmişken yapıyor. Burada iç içe geçmiş bir kaç tema var: Alınan cezaya karşı annesinin cezalandırılması, yaşam alanının içinde kimsenin erişimi olmayan bir özgürlük alanına sahip olma ve aslında her gün girdiği annesinin odasında sadece bir çocukken, şimdi bu kendi özgürlük alanındayken o odaya gözetlediğinde yaşadığı, oda ve annesinin bedeni üstündeki iktidar duygusu. Burada henüz Oedipus değil, tabunun ihlalinin hazzı söz konusu. Noboru ve arkadaşlarının küçük bir çetesi var. Bunlar Şef adını verdikleri biri tarafından yönetilen nihilist bir grup çocuk. Belki de yazarın en önemli falsosu diyeceğim bu grup yaşlarına uymayan bir felsefeyi takip eden çocuklar. Dünyanın anlamsızlığı, üremenin ve babalığın gereksizliği, duyguların saçmalığı, dünyanın kanla arındırılabileceği gibi bir çok ham fikre inanan bu çocuklar duygularını yok etmek için birbirlerine numarayla hitap ediyor, kedileri vahşice öldürüp iç organlarını parça parça ayırmak gibi şiddet eylemleriyle kendilerini sürekli deniyorlar. -- Zamanla Noboru’nun annesi Fusako bir denizciyle tanışır. Güçlü kuvvetli, son derece maskülen bir erkek, dünyayı fethetmeye çıkmış bir denizci. Noboru onu anında bir kahraman gibi görüyor. Çünkü bu erkek toplumun cenderesine sıkışmamış, evlenmemiş, ürememiş, şan ve şeref peşinde dünyanın çeperlerinde gezmiş. Hiçbir yerde durmamış, gemisi nereye giderse oraya gitmiş. Tam da Noboru’nun çetesinin seveceği türden bir kahraman. Bu kahraman, Ryuji annesiyle yatıyor ve evet, Noboru tüm sahneyi gizli bölmesinden izliyor. Annesinin cinselliği Noboru için bir tabu değil, çünkü çetesinden bunun bayağı, biyolojik bir insan zaafı olduğu doktrinini almış. O daha ziyade Ryuji ile ilgileniyor. Bu kahraman annesini de fetheden bir erkek ve iki güne yüne buralardan gidecek, arkasına da bakmayacak. Fakat Ryuji ile annesi ertesi akşam da buluşuyorlar, hem de evin dışında. Yani Noboru’nun onları küçük iktidar alanından dikizleyebileceği yerin uzağında, yalnız başına bırakılarak. O noktada Noboru “Ryuji’nin günahları” başlığıyla günlüğünde bir bölüm açıyor ve hem gün içinde Ryuji’nin kendini irrite eden hareketlerini, hem de gece yalnız bırakılışını yazıyor. Fakat bu sonuncuyu duygu içerdiği gerekçesiyle sonradan siliyor. Burada bir çatışma yaşadığını artık biliyoruz: ilk Oedipal kıskançlık. Gitmesi gereken kahraman erkek, annesini ele geçiren bir rakibe dönmeye başlıyor. Neyse ki, ertesi gün gidiyor. Erkek gider, dünya ile savaşır, arkasına bakmaz. Kadın da geride kalır ve ağlar. Ama yapacak bir şey de yoktur, her şey böyle olmalıdır. Aylar sonra Ryuji artık iyice olgunlaşmış, dünyada hiçbir yerde şan ve şeref olmadığının ayırdına varmış, yıllar önce kaçtığı karaya artık yerleşmek için geri dönmek isteyen bir insanın zihin yapısıyla, seferden geri geliyor. Tabi kahraman Noboru’nun gözünde kahraman Ryuji giderek siliniyor, annesine ortak olan “yeni baba”ya dönüşüyor. Babalık: ölümcül günah! Kahraman Ryuji ölüyor. Üstelik artık odasının kapısını da kitlemiyorlar. Yani rahat rahat onları dikizleyeceği, her şeyi kontrol altında tutmasını sağlayacak iktidarı da elinden alıveriyorlar. İşin bundan sonraki akışını çetenin felsefesi belirliyor. O da okumayanlar için sürpriz olarak kalsın. -- Bu romanı okuyanlar yer yer rahatsız edici bulabilirler. Zira roman oldukça karanlık, kanlı ve şiddet dolu. Hiç kuşkusuz güzel yazılmış; denizin, limanın, tepelerin, vadilerin ve bunların üstündekilerin ayrıntılı tasvirleriyle ve insanların anlık gibi görünen tepkilerinin arkasında yatan itkilerin analizleriyle dolu bir metin. Bununla birlikte anlatının her yerine sinmiş olan ölüm, mecazi ve biyolojik ölüm, kullanılan bu güzel dilin boşluklarından irin gibi sızıyor. Şu çete konusu romanda çok kritik bir öneme sahip. Zira bu çete yazarın hayatı ve içinde yer aldığı paramiliter bir çeteyle son derece benziyor. Bana kalırsa burada hayatın salt kendi başına anlamsızlığı fikrinden ziyade, Mişima’nın kendi hayatında siyasetini güttüğü Japon gelenekselciliği ve yeni milliyetçi akımının içindeki fikirlerin doğrudan yansıması var. 20.yy., Geleneksel Japon maskülenliğinin ve yaşama biçimlerinin hızla dönüştüğü bir çağ, batı dışındaki dünyada hemen yerde olduğu gibi. Tüm bu yeni şehir hayatı düzeni baştan sona batılı. Nomoru’nun kendi evi de, annesinin işlettiği Rex isimli lüks giyim mağazası da öyle. Bu binalarda ve yaşayış tarzında, yılbaşında yedikleri geleneksel bir Japon yemeği haricinde Japonya’ya ait bir tane iz bulunmuyor. Her şey, tük erkeklik ve kadınlık kalıpları yıkılarak çirkin bir şekilde çürüyorlar. Dolayısıyla bu ufak çetenin fikri altyapısında salt felsefeyle beraber Japon insanının hayat tarzının hızlı değişiminin yarattığı öfke ve bu öfkeye dayalı reaksiyoner siyaset de var. Tek sorun, kitapta bize tanıtılan ve her biri 13 yaşında olan bu çete üyelerinin üzerinde bu felsefi ve ideolojik gömleğin bir kaç beden büyük durması. Roman son derece durgun akıyor. Betimlemeler bazen insanı sıkabilecek kadar uzun ama bunda son derece bilnçli bir tercihin rol oynadığına inanıyorum. Bu tasvirlerde estetik hiçbir şeyden bahsedilmiyor. Uzun uzun anlatılan şeyler son derece durağan, günlük hayata ait şeyler. Bir başka deyişle yazar sanki bize “ölü” bir kara parçasını aktarıyor. Dalgalı, sürekli değişen denize karşıt olarak, ölü gibi görünen doğa. Bu açıdan, maksadını tahmin ederek okuyunca bu betimlemeler biraz daha anlam kazanıp okunabilir hale geliyor. -- Bu romanı daha iyi değerlendirebilmek için Japon tarihine hakim olmak gerektiğini çok hissettim. Burada kocaman bir toplumsal değişim travması var. Bazı yerlerde buna yönelik simgeler kullanıldığını da hissettim ama bunları elbette açık bir şekilde yakalayamadım. Fakat bunlar bilinmese de Noboru, Fusako ve Ryuji’nin arasındaki ilişkinin, özellikle de Noboru tarafından gözlenen ve giderek değişen doğası psikolojik olarak tahlil edilebilecek açıklıkta ve merak uyandırıcı. Bu tür çatışmalara meraklı (ve biraz vahşete dayanabilen!) okur için fazlasıyla tatmin edici olacaktır.
Denizi Yitiren DenizciYukio Mişima · Can Yayınları · 20173,211 okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.