İnsanın insan olmaya giden süreci...
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2025 21:43
Engin Geçtan, 1983 yılında bu kitabı kaleme almıştır. İnsanın, insan olma yolculuğunu psikolojik açıdan sade ve akıcı dille yazarak, hâlâ 40 yılı aşkın süredir güncelliğini koruyan, bu yolculuğun devam ettiğini de, edeceğini de bir 40 sene daha geçmiş olsa bile fark ettiren bir kitap. İlkel atalarımız toplumu oluşturmadan önce yemek, barınma ve o günü atlatabilme gibi kaygılarla yaşamlarını sürdürüyorlardı. İçsel dünyaları henüz karmaşık değil, bir anlam arama çabası içerisinde değillerdi. Yavaş yavaş toplumu oluşturmaya başlayan insan, samimiyetsizliği öğrenmiş, doğadan, özünden uzaklaşarak içinde boşluğun, yalnızlığın ve tanımlayamadığı bin bir türlü duygu çelişkisiyle var olmaya, kendi içinde savaş vermeye başlamıştır. Bu boşluğu doldurmak için hep arayış içerisinde savrulan insan, alışverişe, batıl inançlara ve daha bir sürü şeye bel bağlayarak, hem ailede hem de toplumda var olma çabası içerisindedir. İşin garibi de, toplumu oluşturan insandır; yasaları koyan da, ama onlara ayak direten, karşı gelen de insandır. Çelişkiler yumağı olan insan, içindeki kargaşayı ve savaşı topluma da yansıtmaya başlamış ve hâlâ da yansıtmakta. Bir zamanlar korunma, yemek ihtiyacı için can alan insan, toplumlar ilerledikçe güç, para, şan, şöhret için can almaya başlamıştır. Teknolojiye, yeniliğe ayak uydurmaya çalışırken kendinden geri kalmıştır. Dünyayı mahveden insan, şimdilerde başka yaşanır dünyalar arayışında, maalesef. Canlı türünde insan kategorisindeyiz. Kitabın ismi de İnsan Olmak... İnsan, insan olma sürecinden geçen bir varlıktır. Gelişen, öğrenen... Ki bu, bizi diğer canlılardan ayıran bir özelliktir. İnsan olma yolculuğunda aile ve topluma ayak uydurmaya çalışan insan, özellikle kendine yabancı kalmıştır. Uyumlu olmak adına hayata karışamamış, yaşamını icra edemeden, kendi tanıyıp gerçek anlamda var olmadan yok olup gitmiştir ve yaşanmamış bir ömür sürmeye de günümüzde devam etmektedir. İnsan, insan olamadan, iç dünyasını kavrayamadan, içindeki düğümleri çözmeden, dahası sorgulamadan yaşamı, kendini, içinde bulunduğu aile ve topluma uyumlu olmaya çalışarak, kendisine de, çevresindekilere de dünyayı yaşanmaz/çekilmez yer haline getirmiştir. Çoğunlukla geleneksel aile yapısında büyüyen bireyleriz; çağdaş aile yapısı hâlâ eksikleriyle yeni bireyler yetiştirmeye çabasında olsa da iki arada kalan çoğunluk çok fazladır. Uyumlu olma çabası ailede başlıyor, ilk ailemizden kabul görmek için uyumlu davranmaya başlıyoruz. Sonra toplum ve çevre geliyor. Elbette azımsanamayacak kadar fazla insan, olma yolculuğunda bu uyuma karşı çıkarak kendini tanıma farkındalığına sahip. Ama ötekileştirilip, dışlanarak bu savaşı vermek zorunda kaldı ve günümüzde de hâlâ bu savaşı veriyor. Sanırım bu savaş da bitmeyecek. Kendini tanımayan, uyumlu olmaya çalışarak içindeki duygu karmaşasını düğüm haline getiren insanlar, aile kurup yeni bireyler yetiştirerek, kendi iç dünyalarındaki karmaşayı onlara da aktararak kısır döngüde dönüp duruyor. Bunlar da her türlü ilişkiye sirayet ederek (iş, ikili ilişki, arkadaşlık, dostluk) neden hep böyle oluyor diye sorgulamasına ya da kader diyerek kabul edip kısır döngüde devam etmesine sebebiyet veriyor. Ailede, çevrede görüp duyduklarımıza koşullandırılıp büyüyoruz, bunu kişiliğimiz, karakterimiz sanıp ya yakınlarımıza ya da kendimize bu hayatı çekilmez hale getiriyoruz. Tasavvuf ve psikolojide, insanın insan olma yolculuğunda kendini bilmesi ve tanıması esas alınır. Belki çoğu ruhsal sorunların çözümü olmasa da bir nevi farkındalık ve sağlıklı bir ruh haline evrilmeye doğru bir adımdır. Sınırlı bir zaman dilimde var olacağız; zamanın sonsuz olduğu gafletine düşülebiliyor. Gelip geçen zamanın, ne yazık ki telafisi mümkün değildir. Öyle ki ertelemek, birilerinin yoldaşlık ve yardım etmesini beklemek, zamanın kıymetini bilmemek, ölümlü bir dünya için çok vahim bir şey olsa gerek. Hayat ve içinde yaşadığımız toplum her ne kadar zor olursa olsun, yürekli olup, cesaretle kendimiz olmalıyız ki özgür olabilelim, yaşamın seyircisi değil, içinde karışıp var olabilelim. İçimizde çoğunluğumuz devrilmeye meyilliyiz ve bazen insan, kendini, bazen de hayatında olanların kendisini bilerek/bilmeyerek devirmesine izin veriyor. Sevgi, dengeli şekilde paylaşmak, yaşamı, yaşamda olan-olabilecek her şeyde bir arada saygı içinde bir arada kalarak o sürecin içinde kalabilmek. Kendini tanıyıp değer veren insan ancak başkasına değer verip, sağlıklı ilişkiler kurup gerçek sevgiyi yaşayabilir; bunu davranışlarıyla da hayata aktarabilir. Kitapta da geçtiği gibi: İnsan hem yapan, hem bozan, hem seven, hem kıran bir varlıktır. Bir çiçeği sevip koparıp onu evimizin güzel köşesine koyuyoruz. Doğayı seviyoruz, oraya evler inşa edip pencere kenarlarını çiçeklerle süslüyoruz. Her şeye sahip olmak istiyoruz ama elimizdekinin değerini bilmiyoruz ya da görmüyoruz. Dünyayı yaşanmaz hale getiren insan, şimdi de daha yaşanılır bir yer olsun diye çabalıyor. İnsan işte, insan olmak adına yaptığı eylemlerde, yaparken bozuyor, severken de yok ediyor. İnsan, çelişkiler yumağı, iç savaşını dış dünyaya yansıtarak insan olmak adına, olmayacak eylemler icra ederken insanlıktan çıkıp, insanlık bekliyor... İnsan Olmak Engin Geçtan
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,6bin okunma
··
372 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.