Öfkenin, nefretin, ölümün ve karanlığın kollarına atıldım yine Bernhard ile birlikte. Yazardan okuduğum on ikinci kitap Amras-Watten, farklı yıllarda yazılmış iki ayrı eser aslında. Amras 1964’te, Watten. Bir Miras ise 1969 yılında yazılmış. Bu iki anlatı da yazarın erken dönem eserleri arasında bulunuyor.
Amras: İki erkek kardeşin içine düştükleri çukurda yaşadıkları ya da yaşamaya çalıştıkları anlatılıyor. Ebeveynlerini kaybeden ikili; dayılarının yardımıyla, daha çok dışlama diyebiliriz, bir kuleye yollanıyorlar. Toplumdan kopularak kendileriyle baş başa bırakılan kardeşlerin mücadelesini okudum yani. Aslında onlar da tıpkı ebeveynleri gibi bir nevi ölümü yaşıyorlar. Soyutlanmanın, ötekileştirilmenin gazabına çok erken yaşlarda tanık olmaları onları nasıl bir sona ya da başlangıça götürecek? İki kardeşin müzikle ve bilimle olan ilişkileri onları bu dışlanmanın kirinden arındırabilecek mi? Tahmin edilmesi güç, insanın yüreğinde derin yaralar açan bir anlatıydı.
Watten: Bu bir kart oyunu demek. Adı o kadar çok geçiyor ki, ilk olarak bunu belirtmek istedim.
Vahim bir olaydan ve ölümden sonra kendini kulübeye kapatarak izole olan doktor ile onu ziyarete gelen kamyoncu arasında geçenler, bu anlatıda buz dağının yalnızca görünen bir kısmı. İç içe geçen ve grift bir şekilde sunulan anlatı insanların doğası hakkında inanılmaz ve güçlü tespitlere sahip. İnsanlığın doğumundan ölümüne kadar başına gelenler hakkında çarpıcı hatlara sahip bir anlatı bu.
Bernhard’ın diline ve üslubuna alışık olduğum halde kitabı kısa bir sürede bitirmem mümkün olmadı. Yaklaşık altı gün sürdü. Kışın soğuk günlerinde onu okurken içimi daha da soğutması pek vurucu oldu. Beni böyle derinden etkileyen kitaplardan edebi anlamda daha çok haz alıyorum. Anlatılardan kısaca bahsettim, daha fazlasını yazara aşina olan okurlara tavsiye edebilirim ancak. Neden hikâye değil de anlatı diyorum peki? Çünkü monolog tarzında yazılmışlar. Belirli bir kurgu ve olay örgüsü yok. Kenarları ince hatlarla çizilmiş ama içi keskin cümlelerle dolu. Bu nedenlerle herkese hitap etmeyebilir, ama ben seviyorum.
O kasveti, acımasız gerçeklerden bahsetmesini, boğucu atmosferini, karanlığı, huzursuzluğun yoğunluğunu, varoluşsal sancıları… Hepsini yüreğimde hissederek okuyorum. İnsanların yalnızlığını onun kadar iyi anlatabilen bir yazar okumadım daha.
Kitabın tamamının altını çizdim neredeyse. Çok etkilendim her birinden. Thomas Bernhard’ı ölüm yıl dönümünde okuyarak andım: İyi ki varmış, iyi ki yazmış.
Yazarı okumaya başlamak isteyenlere otobiyografik beşlemesini önerebilirim.
İncelememi yayınladığım platform:
instagram.com/p/DGVlMBIoZUW/?...
Çok aydınlatıcı, güzel bir inceleme olmuş. Kalemine sağlık. 🌸🙏 Farklı yazarları okumak farklı anlatımları tanımak istiyorum. Konu olarak ilgimi çekti, özellikle ilk kısım. Listeme aldım hemen. 🙂😁
Ayy çok teşekkür ederim ♥️, herkese önermem ama gerçekten çok sevdiğim bir yazar. Anlatım tarzı her okura hitap etmiyor tabii, otobiyografik beşlemeden başlarsan daha güzel olabilir. İyi okumalar şimdiden. 😊❄️