·168 syf.····Okunma: 23 Ocak 2018 20:33 Kitabı uzun yıllar önce, lisedeyken Edebiyat öğretmenimin tavsiyesi üzerine okumuştum. Kitapla ilgili zihnimde ta o zamanlardan öyle güzel bir tat kalmıştı ki tek hatırladığım buydu ve etkilenmiş olmalıyım ki son sayfasını unutamamıştım. Şimdiyse öğrencilerime aldım, onlarla birlikte tatilde okuyacağımıza ve okul başlayınca uzun uzun konuşacağımıza dair söz verdik. O günleri sabırsızlıkla bekliyorum :) Çünkü onların okuyup da anlam veremediği o kadar şey olacaktır ki (lisede okuduğumda benim öyle olmuştu) bunlara bir bir değinmek istiyorum. Bunun yanı sıra Cengiz Aytmatov'un kültürüne bu denli sahip çıkması, her kitabında mutlaka bir efsaneye yer vermesi de yazara olan hayranlığımı kat be kat artıran noktalardan.
Nedendir bilinmez okuma esnasında kulağımda sürekli ''Bana bir masal anlat baba. İçinde deniz ve balıklar...'' şarkısı çınladı durdu. Dürbünüyle Beyaz Gemi'yi gözetlediği kayalardan birine ''Tam da tank ha!'' diye seslendiği cümlede ise bu sefer gözümün önünde ''Hayat Güzeldir'' (La Vita e Bella) filmindeki Josue canlandı. Erkek çocuklarının tanka olan ilgisi her yerde aynı zannımca. Bunun yanı sıra edebiyatımızda çoğu yerde olduğu gibi Beyaz Gemi'de de ''gemi'', ayrılık ve kavuşma unsuru olarak ele alınmış. Tıpkı Yahya Kemal Beyatlı'nın ''Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. '' mısralarında olduğu gibi...
Çocuğun dürbünü ve çantası ile olan konuşmaları ise her defasında gülümsememe neden oldu. Ne varsa çocuklarda var diye düşündüm. Masumluk, gerçeklik, koşulsuz sevgi ve daha nicesi...
Son olarak da yazarın düşündüğü gibi kazanan; mutlu olamasalar da, kötüleri cezalandıramasalar da her zaman ''iyiler''dir.