Bu kitap bittiğinde elimde sadece rahatsız edici bir sessizlik kaldı. Bu kitabı okumak, derin bir kuyuya bakmak gibi. Önce yüzeyde sadece yansımalarınızı görüyorsunuz ama ne kadar uzun süre bakarsanız, o kadar derine çekiliyorsunuz. Marquis de Sade, yalnızca bir hikâye anlatmıyor; zihnimizle, ahlaki değerlerimizle ve dünya algımızla oynuyor. Okurken, adeta bir uçurumun kenarında duruyormuş gibi hissettim. Bir yanda Justine’in saf, kırılgan erdemi, diğer yanda onun masumiyetini acımasızca ezen bir dünya vardı.
Kitabın merkezinde saf ve erdemli bir kadın var, ancak onun masumiyeti bir tür lanete dönüşüyor. Sürekli iyiliği seçmesi, karşılığında ona acı ve hayal kırıklığı olarak geri dönüyor. Hepimize iyiliğin karşılıksız kalmayacağı öğretildi, değil mi? İşte Marquis de Sade bu noktada bizi çırılçıplak bırakıyor: Ya yanlış öğretilerle büyüdüysek?.. Kitap ilerledikçe kendimi Justine’e bazen kızarken, bazen ona acırken, bazen de onun kadar çaresiz hissederken buldum.
Marquis de Sade’ın anlatımı sert, zaman zaman mide bulandırıcı, ama aynı zamanda büyüleyici bir şekilde sorgulayıcı. Bu, rahatlatıcı bir okuma değil; aksine insanın düşüncelerini altüst eden bir deneyim. Ama tam da bu yüzden değerli. Çünkü bizi her zaman kabul ettiğimiz doğruları yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Erdemin çöküşünü görmek, insanı ister istemez kendi ahlaki değerlerini sorgulamaya itiyor. Marquis de Sade, Justine’in yaşadıkları üzerinden hepimizin sorgulamak istemediği bir şeyi yüzümüze çarpıyor: Erdem gerçekten bir ödül mü getirir, yoksa insanı sadece zayıf mı kılar? Kitabı okurken defalarca durup düşündüm: Gerçekten de bu dünyada kötülerin kazandığına mı inanıyorum? Yoksa içimde hâlâ Justine gibi naif bir taraf mı var? Bu düşüncelere beni sürükleyen Marquis de Sade . Çünkü onun dünyasında adalet yok, iyilik güçsüzlük anlamına geliyor ve kazananlar genellikle en acımasız olanlar.
Ama bu, erdemli olmanın yanlış olduğu anlamına mı geliyor? Aslında mesele Justine’in seçimleri değil, ona dayatılan dünya. O, içinden geldiği gibi davranıyor ama karşısındaki sistem onu ezmek için var. Bu yüzden, Justine’in hikâyesi bizi hem erdemli olup olmamak konusunda hem de dünyayı nasıl değiştirebileceğimiz üzerine düşündürmeli. Eğer iyilik hep cezalandırılıyorsa, belki sorun erdemde değil, onun var olmasına izin vermeyen dünyadadır. Mesele tam da bu alıntıda bahsedilen #266644777 "ötekilerin yolundan gitmeyenin kaçınılmaz bir biçimde yok olması"nda.
Bu kitap kolay sindirilecek türden değil. Kimi zaman öfkelenerek, kimi zaman tiksinerek okudum. Ama en sonunda fark ettim ki Erdemle Kırbaçlanan Kadın, sadece edebi bir metin değil, aynı zamanda insan ruhunun en karanlık köşelerine bir yolculuk. Eğer bu yolculuğa çıkmaya cesaretiniz varsa, sizi sarsmaya yetecek bir kitap.