Bu kitabı ilk yarısı ve ikinci yarısı olarak ayırıyorum ve ilk yarısıyla başlıyorum. Uzun süredir bu kadar haz aldığım bir kitap olmamıştı. Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah apayrı şekilde hayranlık duyduğum ve okumaktan çok keyif aldığım insanlar. Amin Maalouf'da bu eserinde Ömer Hayyam'ın hayatından, Nizamülmülk'ün iktidarından ve Hasan Sabbah'ın Haşhaşi tarikatını kurma sürecinden bahsediyor. Ele alınan birçok konu kısaca anlatılmış ama ustaca işlenmiş. Kitabın dili de çok güzel, akıcı ve çok hoş cümleler var. Hayyam'ın rubaileri yazma süreci, bazı rubailerin yazılmasına neden olayları okumak çok keyifliydi. Ömer Hayyam ve Cihan'ın ilişkisini okumak da öyle. Hasan Sabbah'ın daha detaylı incelenmesini isterdim, Nizamülmülk ise tadında işlenmişti bence.
Kitabın kalan yarısında ise diğer ana karakterimiz Benjamin O. Lesage'in Rubaileri arama sürecini ve İran'ın siyasi yapısını okuyoruz. Kitap bu yarıda zirveden büyük bir düşüş yaşadı benim için. Zaten birçok konu ve karakter işlenirken zaman aşımı yaşanıyor ve karakterler birden değişiyor, çok keskin bir geçiş yaşanıyor. Kitabın burada bitmesini ya da ilk yarının daha detaylı işlenmesini isterdim. İran'ın siyasi yapısına dair hiçbir bilgisi olmayan biri için çok ağırdı bu kısım, İran yeterince karmaşık bir yapıya sahipken yazar bunu basitleştirmemiş ve konuya hakim insanlara göre yazmış. Bir de çok hızlı geçişler vardı gerçekten.
Ömer Hayyam ve Cihan'dan sonra Benjamin ve Şirin'in hikayesinin de hiç kendini okutmadığı söylemek isterim. Kitabın bu yarısı Zülfü Livaneli okuyormuşum gibi hissettirdi neden bilmiyorum.
Kitabın sonunda ise Titanic'in batışından bahsediyorsak ve o gemiyle Hayyam'ın el yazması Rubailer'i de batıyorsa çarpıcı bir son okumalıydık. Ben bu olayı bilmediğim için etkilendim ama çok daha etkileyici olabilirdi. Kitap ben de garip izler bıraktı şüphesiz, okuduğum için çok memnunum ve bu kötü yarıya rağmen okunması gerektiğini düşünüyorum.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma