·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Şubat 2025 00:24 Sıradan bir kentin, sıradan insanlarını bir vebayla tanımak ve onların bu salgına karşılık edimlerini ve duygulanımlarını okuyabilmek ne iyi. Bu okuma eyleminin yerini, yazarın anlatım gücünden ötürü dönüşerek kentin insanları arasında yürüyormuş hissinin alması ne iyi...
Camus bir çok kitabında vebadan bahsetmiştir. Onun bu salgına bakış açısı, insanın varlık arayışındaki sarsıcı bir tokat; bir metafor, gizil bir ışıktır. Eserlerinde kısmi olarak vebadan söz etse de "Veba" eseriyle geniş çaplı bir inceleme sunmuştur okuruna. Doktor Rieux karakterinin etrafında şekillenen birkaç fare ölümünün ardından, kentte üst üste gelen fare ölümleri vebanın başlangıcını oluşturan güçlü bir söylentiye ve romana dönüşür.
14.yüzyılda "Kara ölüm" lakaplı veba salgını, Avrupa nüfusunun 3'te 1'ini öldürmüş olsa da Afrika ve Asya kıtalarının bazı bölgelerinde hâlen görülmektedir. Şu an görülmeyecek olsa dâhi veba, insanlık tarihinde kendisine epey yer edinmiştir. Filmlere, kitaplara, bilime, sanata, politikaya, dinlere..Yaşamın neredeyse tüm alanlarına sinmiştir. Daniel Defoe'nun "Veba Yılı Günlüğü", Giovanni Boccaccio'nun "Decameron", Jack London'ın "Kızıl Veba" kitabında da zemini oluşturan aynı salgındır.
Bu salgın, tüm dünyayı etkisi altına alarak bazı bölgelerde nüfusun azalmasına, bazı bölgelerde ise nüfusun tamamen yok olmasına yol açmıştır. Öncelikle, vebanın en büyük darbesi inanç sistemlerine olmuştur. Salgının ilahi bir cezalandırma olarak görüldüğü toplumlarda bu kanı yaygınlaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında, "Kara ölüm" tanrının bir öfkesi olarak değerlendirilmiştir.
Camus'nün Veba'sında da şiddetli bir yağmurun katıksız bir sessizlikle birleştiği vaazları kesitler hâlinde dinleriz.
"Evet, düşünme zamanı geldi. Günün ağırlıklarından kurtulmak için pazar günleri Tanrı'yı ziyaret etmek yeterli sandınız. Diz çöküp birkaç yakarma bu canice kayıtsızlığın bedelini rahatça öder, diye düşündünüz. Ancak Tanrı tutku sever. Bu uzak ilişkiler onun ateşli şefkatine yetmez. Sizi daha uzun süre görmek ister, onun sizi sevme tarzı böyledir ve gerçeği söylemek gerekirse, onun tek sevme biçimi budur. İşte bu yüzden, sizin ziyaretinizi beklemekten sıkılıp insanların bir tarihin olduğundan beri, felaketin tüm günah kentlerini gezdiği gibi, sizi de ziyaret etmesine göz yumdu.... /...... Kardeşlerim, her şeyin içine iyiyi ve kötüyü, öfkeyi ve acımayı, vebayı ve kurtuluşu katan Tanrısal bağışlayıcılık işte burada kendini gösteriyor. Sizi yaralayan, sizi yücelten ve size yol gösteren işte bu felaketin kendisidir../...Tanrı'dan daha aceleci olmamak gerekir ve onun kurduğu değişmez düzeni hızlandırdığını ileri süren her şey sapkınlığa yol açar. Ama en azından, böyle bir örnekten alınacak ders vardır. Yalnızca daha bilinçli ruhların, her acının derininde yatmakta olan sonsuzluğun görkemli ışığını görmesini sağlar. Bu ışık kurtuluşa giden alacakaranlık yolları aydınlatır. Eksiksiz biçimde kötüyü iyiye dönüştüren Tanrısal iradeyi açıklar. Bugün bile, bu ölüme, acıya ve uğultuya doğru gidişin içinden bizi esas sessizliğe ve her yaşamın ilkesine doğru yöneltiyor. İşte kardeşlerim, buradan işkence eden sözlerle değil, huzur veren sözlerle çıkmanız için, size sunmak istediğim sonsuz teselli işte bu."
Camus'nün Veba'sının merkezinde Cezayir'in Oran kentinin insanları yer alır. Bu kent sakinlerinin bu vaazlara olumlu dönütler verdiğini söylemek güç. Kimileri hayatlarının monotonluğunu sürdürürken, kimileri ise bu salgın hapishanesinden kaçmaktan başka bir şey düşünmez oldu. İnsanlar bazen umutsuz edimler içine itilmiş gibi hissetseler de genel anlamda bazı alışkanlıklardan vazgeçip geçici bir sıkıntının içinde kalmak zorunda olduklarının bilincindeydiler. Vebanın içinde kalan Oranlılar için çok fazla detay vermek istemem. Psikolojik durumları, sosyal ilişkileri, aşkın ve diğer hislerin esnekliğini, toplumun ekonomik anlamdaki süreçlerini baştan sona, anonim bir anlatıcının keskin gözlemlerini içeren bir anlatımla okuyacaksınız.
Kitabın olaylarından pek bahsetmeden, genel bilgiler ve kendi fikirlerimi vererek incelemeyi bitirmek istiyorum. Her ne kadar kitaptaki veba, sessiz ama keskin bir gölgece insanları usulca yok ederek gelişi gibi gizli bir ayrılışla Oran kentini bırakmış olsa da, bu felaket sadece o kentte değil tüm insanlığın yazgısında unutulmayacak bir felaket olarak kalacaktır. Bu felaketin kötü bir kadere dönüşümü ise insanlığın ortak noktada oluşturduğu büyük bir mesele olarak daim olacaktır. Oran kenti halkı önce ümitsizlik içinde kıvransa da; Doktor Rieux, Grand ve Tarrou üçgeninin oluşturduğu sağlık kurulları sayesinde bir nebze güç ve ışık kazanmışlardır. Bu güç, bu ışık, bu umut kaynağının oluştuğu aşamanın alt zemininde ise Albert Camus'nün insana olan kuvvetli inancının ayırdına varırız.
Salgın deyince aklımıza son yaşadığımız covid dönemi gelecektir muhakkak. Covid'in ülkemizdeki olumsuz etkilerini hâlâ içimizde yaşıyoruz. Bu salgında insanlık adına bir şeyler öğrenebildiysek ne mutlu ama yine de Camus'nün Veba'sını okuyarak kendinize yeni pencereler açabilirsiniz. Genel hatlarıyla olay bakımından sade bir ilerlemesi olmasına rağmen Camus'nün şiirsel dili ve betimsel anlatımı sayesinde akıcı bir ilerleme kaydedecek, Oran kentine bir seyahatta bulunmuş gibi hissedeceksiniz. Hem bu kitabı hem de kitaptan bağımsız olarak vebayla ilgili Bergman'ın "Yedinci Mühür" filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.