Gönderi

Halley'in kuyruğuna tutunan İstanbullular
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2025 22. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2025 20:22
1900'lerin ilk çeyreğindeki erkeklik ve kadınlık kavramları açısından feminist eleştiriye beşi bir yerde kıymetinde bir hazine sunan bu kurgu, yazarın yazma sanatı açısından hayranlık uyandıran maharetinin bir semeresi ve haikaten okunmayı hak eden bir eser. Dahası; ilgilisine, İstanbul'un kendisine mahsus kültürünü, dönem ağzını ve gündemlerini takip etmek için oldukça verimli malzeme de sağlıyor. Baştan sona kadın-erkek eşitsizliği sorununu kurgunun merkezine koyan yazar, hicivci üslubuyla ulaşabildiği diğer tüm dönem aktörlerine oklarını yönelterek memleketinin bir resmini de çizmektedir: Komşu hanımların dedikodusuyla salgınlaşan korku, geleneksel hanımların genç kızların hiçbir şeyini beğenmeyip iftiraya varmaları, tahsil görmüşün kibri ve faydasızlığı, zengin-fakir sınıfı arasındaki uçurum, dinî hükümleri kullananlar, belediye hizmetlerinin berbatlığı, yanlış batılılaşma vb. Üstelik bunlar metne öyle güzel yedirilmiş ki çok zaman gözden bile kaçabilir. Belki de eser, bir Meşrutiyet devri ürünü olsa da bu kıyıda köşede bahsetmeler, çok değil daha birkaç sene evvel hafiyelerle başı fena hâlde derde giren çağdaşlarının akıbetinden kaçınma içgüdüsünün neticesidir. Yine de, yazarın, malzeme konusunda oldukça cüretkâr davrandığını söylemek gerek. Kurgu, İstanbul'un o tariheki gerçek gündemi olan Halley kuyruklu yıldızından yola çıkarak yapılan konferans ve ortaya çıkan mektuplaşmalar üzerine inşa edilmiş. Konferans kısmı, İrfan Galib'in tahsilinin bir kutsama ayini olduğu kadar kadınlardan nefret etmesinin altında yatan sebebin bir intikamıdır. İstanbullu hanımların cehalete dayanan korkularını istismar etmenin bir aracıdır. Mektuplaşmalar ise aradığı tipteki kadının ruhu üzerinde yarattığı gerilimleri vermektedir. Bu iki unsurun ortak noktası ise kahramanların kurguladığı rüyaların anlatımıdır ki birbirinin devamı olan bunlar kurguya apokaliptik bir hava katmaktadır. Bu anlamda, metnin, biri kısa dahi olsa, iç içe geçmiş iki kurgudan oluştuğunu söyleyebiliriz. Konferansta anlatılan rüyanın bir parçası olarak gerçekliğini artırmak için gazete haberlerinin montajı da söz konudur. Böylece, devrinin basını da hicvedilmiş olmakta. Konferans metnine özel bir paragraf ayırmakta fayda var. Halley kuyruklu yıldızının bilimsel izahının yapıldığı bu konferansın ilk oturumunda, tiradına sarılmış bir oyuncuya dönüşen İrfan Galip'in konuşması hakikaten uzun tutulmuş. Bilimkurgularda karşılaştığımız türden olan bu konuşma metninin, kuru ve sıkıcı olduğunu söylemek kolay değil. Çünkü tahsil görmemiş ev hanımlarının anlayabileceği şekilde bilgileri basitleştiren, sıklıkla teşbihlerden yararlanan, bol bol toplum eleştirisi yapan İrfan Galip'in okurun ilgisini de çektiği söylenebilir. Ancak şayet bu kısma, kitabı açan komşu kadın dedikoduları yahut onların doğrudan İrfan Galip'le yapacağı bir muhavere de dahil edilseydi, konuşmacının "cahil kadınları aşağılayarak kendini tatmine etme" gayesi yerine gelebilirdi. Zira sırf rüya anlatımından ibdaha işlevsel olabilirdiaret olan ikinci oturumda bu yapılmış ve ortaya çıkan atmosfer çok daha başarılı olmuş. !!Heveskaçıran içerir: İrfan Galip, felsefi sorgulamaları yalnızca şikâyet etmek sanan, yirmilerinin başında tatminsiz bir genç adam. Okuduğu kitaplardan elde ettiği bilgilerle yazdığı yazılar gazetelerce reddedilir, hasbelkader yayınlattığı bir yazı ile de kendi gururunu okşar ama okuyuculardan bir dönüt gelmeyince iyiden iyiye çıktığı yumurtanın kabuğunı beğenmez olur. Başarısız bir iltifat girişimi sonrası beğendiği genç kızın onu umursamadan çekip gitmesiyle kadını aşağılayan, küçük gören ilmi bir yazı dizisi hazırlar. Hızını alamaz o sıralar Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpıp kıyamete sebep olacağı korkuları taşıyan İstanbul hanımlarına mahsus bir konferans vermeyi kararlaştırır. Emeli, onları daha bir korkutmaktır. Gel gör ki ilk konferanstan sonra "Kadın Doğduğuna Üzülen Bir Zavallı" imzasıyla gelen bir mektup onu yerle bir eder. Mektup sahibi kadın selamunaleyküm der demez ona ilan-ı aşkta bulunan İrfan Galib'in çektiği yoksunluk dolunay gibi ortaya çıkar. Üstelik mektup sahibinin şaşkınlıkla "Nasıl âşık olabilirsiniz böyle?" alayına rağmen onu sevdiğini itirafa devame der. Bu arada mektup sahibi kadın, İrfan dahil tahsilli tahsilsiz tüm erkekleri kadına karşı takındıkları tutumlar, tavırlar nedeniyle eleştirir. Galip ise kalkıp bir de ona evlenme teklifi eder! Açıkçası kurguda bana makul gelmeyen noktalardan biri de buydu. İrfan'ın postacıyı takip etmesi, "âşık olduğu (?!)" kadının gerçek yüzünü öğrenmesi, bir başka kadının onunla ilgili tahammül edilmez gerçeklerden söz etmesi, buna rağmen İrfan'ın ona evlilik teklif etmesi, onu hiç görmeden içgüveysi olması... Bunlara aldırdığım yok. Ancak, sonradan adının Feriha Davud olduğunu öğrendiğimiz kadın ne kadar entelektüel bir tartışma zemini açarsa açsın, bu İrfan kırk senedir hatun yüzü görmemiş Robinson Crusoe gibi onu görmeden, sırf bir mektupla âşık olur ve konuyu tartışmayı daima ona duyguduğu aşka bağlar. Böylesi aklı başında mektuplar yazan Feriha Davud'un kalkıp böyle bir kadın düşmanı ile evlenmesi bana çok mantıksız geldi. Çünkü ilk mektubu yazmadaki amacını asla gerçekleştiremedi. İrfan'a yazdığı şu satırlar, adamın kumaşını göstermektedir: "(...) gözünüzde kadın ancak o bakımdan (hissi ve cinsi açıdan sevilmek için) kendisiyle konuşmaya değerdir. Önemi bundan ibarettir.(s.90)" Hakikaten de İrfan'ın bu donanımlı hanımla hiçbir entelektüel diyalog kurma hevesi yoktur, onunla yalnızca sevgili olmak istiyordur! Kadın ne yazarsa yazsın "Ben sizi seviyorum" deyip durur. Sanırım Çalıkuşu'ndaki Feride'nin Kâmran'la tekrar birleşmesinden sonra beni en çok hiddetlendiren son, Feriha Davud'un izdivacı kabulü oldu. Kimilerinin karşı çıkıp, Halley dünyaya çarpacağından dolayı Feriha'nın (bakire ölenin melek olacağı inancından ötürü) zifafa girmek istememesini ve İrfan'ın da bu isteğini kabul etmesini romantik bir delil olarak ileri sürebilirler. Ancak sırf bir mektup yazdı diye bir kadınla evlenmek istediği gerçeğini değiştirmiyor. Feriha'nın evlenmesinin tek nedeni, eğer o biriyle evlenmezse sokağa bile çıkmasına müsaade etmeyen anne babası onu belki de kaba saba bir adamla evlendirecek. Yani kabulün nedeni toplumsal baskıdan bir kaçma arzusu. Açıkçası bir romandan beklenecek karakter değişiminin hiçbir nevini İrfan'da görmüyoruz. Bayağı bir tip olduğunu söyleyebiliriz. Kurgunun yazıldığı devirde bilhassa yanlış batılılaşma konusunu işleyen metinlerde İrfan gibiler gırladır. Bunun aksine Feriha, İrfan Galip'ten daha az yer verilmesine rağmen doğrudan bir karakter sayılabilir. Zira söylemleri de eylemleri de kendine hastır. İrfan Galip, olay örgüsünü başlatsa da şekillendirme noktasında çok zayıfken Feriha bir kaptanı andırır. İki temel kahraman dışında, İstanbul'a hakim olan korkunun resmini veren kitabın açılışındaki komşu kadınların, kuyruklu yıldız kaydıktan sonra yine görenmesi komposizyon açısından kurguyu tamamlamış olurdu. Yazar, başta görülen Emeti Hanım'ı sonda tekrar sahneye çıkarsa da bu Halley'in korkusu için değil, kadınların kadınlara karşı takındığı gelenekçi tavrı yansıtmak içindir. Daha fazla içerik için yazı defterimi ziyâret edebilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
Edebiyat
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
·
2.176 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.