Altı çizili cümlelerim yok, bir başkasının çizili cümleleriyle okudum çünkü kitabı. Gelgelelim bir kadın öyküsü, onu sevmemem için kötü bir kadının öyküsü olması gerekirdi ancak. Fakat Türkan, yaşamında kötülük için bile kendisine deneyim alanı açmamış/açılmamış içinde bir ömürlük coşku, sevgi, şefkat, merhamet duygularını demleyip bohçalamış, aslında misafir olarak gittiği başından belli olan evde hayatı boyunca bir hayalet birde hayaletten hallice bir adamla bu duyguları sonunu kendininde görmediği bir vakte ertelemiş de ertelemişti. Böylece yalnızca kadın değil kendine yürüyen bir kadınında öyküsü olmuş oldu. Yolda pek çok şeye de rast geldi, yasa, vedaya, hoşçakala, durmaya, dinlemeye, bir evin ev olması için ötekinin gelmesine gerek olmamaya, çocuğa, Mavi’ye, kuşlara, görülmeye, sevgiye. Biz sevginin hayatımızda açabileceği çığırı fazla hafife alıyoruz bence. Birilerinin bizi sevmesine, sevilebilirliğimizi ispat etmesine, bizimde buna izin vermeye olan ihtiyacımız azımsanabilir gibi değil.