Mustafa Kutlu’nun Rüzgârlı Pazar’ı, onun o kendine özgü duru ve içten anlatımıyla okuru sarıp sarmalayan hikâyelerinden biri. Küçük Anadolu kasabalarının, esnafın, zanaatkârın, eskiye dair ne varsa artık unutulmaya yüz tutmuş güzelliklerin hikâyesini anlatıyor. Ama bunu bir ağıt yakarak değil, içli bir tebessümle, insanın içini ısıtan bir dille yapıyor.
Kitapta, modernleşmenin getirdiği hızlı değişime ayak uyduramayan insanların, mesleklerin, değerlerin hikâyelerine tanık oluyoruz. Rüzgârlı Pazar bir metafor gibi aslında: Eskiden beri var olan, kim bilir kaç insanın yolu düşmüş bir yer ama zamanın rüzgârına dayanamıyor, yavaş yavaş siliniyor. Kutlu, o silinişi anlatırken karakterlerini çok canlı çiziyor; sanki yanımıza oturmuş bir amcadan, bir ustadan, bir çıraktan bahsediyor.
Belki en güzel yanı, okurken bir yerlere dönmüş gibi hissettirmesi. Bir eski çarşının taşlarını, bir demli çayın sıcaklığını, bir esnafın "bereket versin" deyişini duyuyormuşsunuz gibi. Bu yüzden Rüzgârlı Pazar, sadece bir hikâye kitabı değil, aynı zamanda bir hafıza kaydı gibi. Eskiye duyulan özlemi anlatırken, bugünün hızına kapılmış insanına da “Bir dur, bak bakalım neleri kaybediyorsun?” diye soruyor.
Kutlu’nun diğer eserlerini sevenler için yine aynı tadı verecek, ama ilk defa okuyacaklar için de iyi bir başlangıç olabilir. Çünkü onun kitaplarında hep bir şeyleri kaybediyoruz ama aynı zamanda hatırlıyoruz da.
Mustafa KutluRüzgarlı Pazar