·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Nisan 2021 23:47 Sayfama ismini veren, hikâyesi hem bana esin hem de hüzün kaynağı olan İphigenia'ya değinmenin artık sırası gelmişti. Öncelikle tragedya okumayı çok sevdiğim için eseri bayılarak okudum ki zaten ilk sahnelendiğinde birincilik ödülü almış ve bugünlere gelmiş olması da ne kadar kıymetli olduğunu bizlere gösteriyor. Kim peki benim esin kaynağım İphigenia? Truva Savaşı hepinizin malumu, Truva Prensi Paris güzeller güzeli Helene'yi görünce ona aşık olur ve evli olmasına rağmen onu ülkesinden kaçırıp Truva'ya getirir. Ancak Helene'nin kocası Menalous, bu ihaneti affetmeyecek ve abisi Agamennon ile birlikte topladığı ordusuyla Truva'ya savaş açacaktır. Lakin gemilerini yola çıkaracakları gün fırtına dinmek bilmez ve rahipler bu fırtınanın tanrıların öfkesinden kaynaklandığını ve tanrıların kurban istediklerini, söylerler. Önce güvercin, sonra farklı hayvanlar sırasıyla kurban edilse de fırtına da gazap da bir türlü dinmez. En sonunda bir rahip tanrıların kurban olarak Agamennon'un kızı İphigenia'yı istediklerini söyleyince işte benim İphigenia'mın hikâyesi de burada başlar. Merakınızı canlı tutmak için gerisi ve sonunu anlatmayacağım. Agamennon kızına kıydı mı, gerçekten onu kurban verdi mi, bir baba olarak buna göğüs gerdi mi; okuyup öğrenmek size kalsın. Gerçi yaşadığımız hayatların içinde kurban edilmek için kan akması gerekmiyor; her gün birilerinin egosuna, çıkarına, yavanlığına kurban edilmeye alışık olan bizler aslında İphigenia sendromunu derinden yaşıyoruz. Ben belki de bu yüzden kendimi karakter ile bu denli özdeşleştirdim. Eğer okursanız külliyatınıza çok kıymetli bir eser daha eklemiş olacaksınız diyerek mutlaka tavsiye ediyorum.