Çufçuf hocalar, cehennemde güvenle kullanabileceğiniz ateşte yanmayan kefenler... Günümüzde dahi insanların kolayca kandırıldığı ve her şeye inandırıldığı tarikatlarin soyu, bu kitapta 11. yüzyıl İran'ına kadar uzandığını gösteriyor bizlere. Bir tarikat grubunun başı olan Hasan Sabbah (veya İbn-i Sabbah), kendilerine bağlılığın kanıtlayabilen genç ve bakire olan oğlanları, onlara bir geceliğine cennete girebilmeleri vaadiyle kandırarak tarikatına üye yapan bir dolandırıcıdan ibaret. Aynı zamanda da kitabımızın baş kahramanı.
İnsanların; göremeyecekleri doğrulara inanmaktansa, tecrübe edebilecekleri yalanları tercih ettiğini anlayan Hasan Sabbah, onlarca yıl boyunca kendi sahte cennetini yaratırken, bir yandan da tarikatına kolayca kandırabileceği ve kendine bağlayabileceği genç askerler arayarak hayatını sürdürür. Kendine bu denli bağlı askerler yaratmasında ki amaç ise, İran Sultanı'nın gözünü korkutmak ve o zamanlar askerlik konusunda başarısını kanıtlamış Selçuklu İmparatorluğunu yerle bir etmektir. Aslında yazarımız Vladimir Bartol 'un hem İslam hem de Türk düşmanı bir insan olduğu göz önüne alındığında, kitapta yer alan Türk aşağılamaları da mantıklı geliyor aslında. Bkz. "Kitapta askerler birbirlerine hakaret etmek istediklerinde birbirlerine 'Kes sesini Türk!' şeklinde sesleniyorlar."
Peki Hasan Sabbah'ın kurduğu bu sahte cennete askerleri inandırmak nasıl böyle kolaymış gibi planlanıyor? Çünkü o zamanlar yeni yeni Hindistan çevresinde ortaya çıkan bir bitki var: Haşhaş. Hasan Sabbah gençliğinde yaptığı bir Hindistan ziyaretinde haşhaştan elde edilen afyonu tatma şansını yakalıyor ve afyon hapının kendisinde bıraktığı bu inanılmaz ve bağımlılık yapan etkiyi hiçbir zaman unutmuyor. İnsan beynini ne kadar kolay sulandırdığı ve iradelerini kapadığı kitapta belirtilen açık saçık bir gerçek. Ne yazık ki insanlarımız, afyon almasalar dahi, aynı bizler gibi sadece bir insanoğlu olan tarikat başlarına çok çabuk inanıyorlar.
Hasan Sabbah, planını başlatmak için denemelik olarak daha önceki savaşlarda başarı elde etmiş yüksek ihtimalle daha yirmilerine girmemiş üç tane genci seçtiriyor ve onlara bir hap uzatarak bunu yedikleri takdirde cennete ulaşabileceklerini iddia ediyor. Hapları alan gençler kötü bir bayılma seansından sonra Hasan Sabbah'ın köleleri ile sahte cennet bahçesine taşınıyor ve burada Sabbah'ın özel eğitim verdirdiği ve rol yapmaları için canlarıyla tehdit edilmiş genç kızların yanına bırakılıyor. Yani burada bir tiranın altında ezilmeyen kişi Hasan'ın -yani başlarındaki tiranın- ta kendisi.
Fedailerin Kalesi Alamut , yaşanmışlıkları anlatan bir kitap değil. Hasan Sabbah, gerçekten sahte bir cennet kurmadı, veyahutta Alamut Kalesi'nde kandırdığı ve Sabbah için kendini öldürmeye hazır olan askerler yetiştirmedi. Ama ne yazık ki, 500 sayfalık bu eseri okuduğunuz her karede, aklınıza gerçek dünyada yaşanmış olaylar geliyor. Genç askerlerin, bir bir Sabbah'ın adamı olan Daileri yani hocaları tarafından nasıl beyinleri yıkandığına şahitlik ediyorsunuz. Öğrenciler bu beyinleri yıkanılan bilgilerin Kuran ile çatıştığını söylediklerinde ise ya diğer inanmış arkadaşları tarafından baskı kuruluyor ya da Sultanları olan Hasan Sabbah'a yeteri kadar bağlı olmadıkları iddia ediliyor. Yani tam bir manipülasyon yuvası. Yeteri kadar inandığınızı kanıtlayamazsanız, sürekli acı içerisindeki talimlerle yaşamak zorunda kalır ve Hasan Sabbah'ın size vaadettiği cenneti göremeden yaşamınızı yitirirsiniz. Fakat Sabbah'a bağlılığınızı bildirirseniz; cenneti görür, oradaki hurilerin belki de bir tanesine aşık olur, ve Hasan Sabbah size "Öl." emrini verdiğinde koşarak bir kuleden kendinizi atarsınız veya kendinizi bıçaklarsınız. Eğer gerçekten iyi bir askerseniz belki de Japonların 'harakiri'sini uygulamadan önce bir suikast girişiminde bulunarak ölümünüzü taçlandırabilirsiniz bile. Ya da cennette sahte bir huriyken, bir daha aşık olduğunuz yakışıklı askerle konuşamayacağınızı anlayarak bu şekilde hayatınızı yönlendirebilirsiniz.
Burada kimin ölüp kimin ölmediğini söyleyerek keyifleri kaçırmak istemiyorum. Lakin şunu unutmayın, bazen iyi sonlar kitaplarda bile olmuyor.
Gerçekleri surata şak diye vurarak tarikatlerin sadece ve sadece Şeyh'i olduğunuz sürece yararlı bir şey olduğunu gösteren harika bir eser. Okumadan ölünmemesi lazım. 10/10