Gönderi

Puan vermedi·240 syf.··
2025 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2025 08:09
Öncelikle belirtmek istediğim kitabın ilk bölümlerinde duyduğum ve son satıra kadar bitmek bilmeyen korkunç çaresizlik hissiydi. Bunu talihsiz kahramanımız Budai ile birlikte bütünüyle yaşadım neredeyse nefessiz kaldım. Macar dilbilimci Budai bir dilbilim kongresine katılmak için birkaç günlüğüne Helsinki'ye gitmek üzere uçağa biner ancak kendisini Helsinki yerine hiç bilmediği, duymadığı, dilini konuşamadığı farklı bir ülkede bulur. Neredeyse beş lisan bilen Budai'nin bildiği bu diller burada hiçbir işe yaramaz. Sayfalar ilerledikçe kitabı okumayı bırakıp bırakmamak arasında gitgeller yaşadım ama öyle bir şey ki son satıra kadar acaba iyi bir şeyler olacak mı merakıyla okumaya devam ettim. Kimseyle diyaloğa giremediği, mahşer yeri gibi kalabalık, insanların ihtiyaçlarını karşılamak istediklerinde bile uzun kuyruklar oluşturduğu bu kaos ortamında Budai'nin işi gerçekten de zordu. Yerleştiği otelde nedendir bilinmez pasaportu elinden alınıp geri verilmemiş ve Budai bunun sebebini dahi öğrenemeyecek kadar çaresiz kalmıştır. Çünkü o ülkede konuşulan dil hiçbir dile benzemiyor, insanlar onun derdini anlatma çabalarına dahi kayıtsız, kalıyordu. İletisimsizlik Budai'yi çareler üretmek zorunda bırakıyordu. Zorlukla bulduğu bir telefon rehberindeki harflerden yola çıkarak, kelime yapılarını inceleyerek ya da şehir haritasında işaret ve kelimeler üzerinde çalışarak lisanı çözmeye çalışıyor fakat bunların hepsi sonuçsuz kalıyor, onca bildiği lisana rağmen bu çok kalabalık şehirde tam bir yalnızlık yaşıyordu. Otelin asansöründe görevli kadın Epepe (bir kelimeyi bile farklı şekillerde telaffuz ettikleri için bu kadının isminin Epepe'mi Dede'mi ve Veve'mi olduğunu dahi anlayamıyor Budai) ile yaşadığı kaçamak, belki de onu sonuca götürecek bir gelişmeydi. Budai bir yandan bu ülkeden kaçış yollarını ararken bir yandan da ailesinin ondan haber alamadığı için onu arayacağı umudunu taşımaktadır. Gelelim asıl dikkat çekici konuya, Budai şehirde çaresizce kendisine yardımcı olacak birilerini ararken bir yandan da şehirde sürekli yükselen, çok kısa süreler içinde kat üstüne kat eklenen bir gökdelen dikkatini çekmektedir. Belki de bu bölümde, Babil Kulesi efsanesi Ferenc Karinthy için bir ilham kaynağı olmuştur. Efsaneye göre tanrı, kendisine ulaşmak için bir kule inşa eden insanların bu isteklerini kendisine yapılan saygısızlık olarak görür ve ceza olarak, o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dillerini karıştırıp bir karmaşa yaratır. Bunun sonunda da insanlar birbiri ile anlaşamaz hale gelirler. Budai'de kitabın bir bölümünde şüpheye düşerek ya buradaki insanlar da kendi aralarında farklı diller konuşuyor ve birbirini anlamıyorlarsa diye de düşünmüştü. Hem sürekli yükselen gökdelen hem de Budai'nin bu düşüncesi Babil Kulesi efsanesini akıllara getiriyor. Epepe sonuç olarak aynı dili konuşmayan, konuşamayan insanlar arasındaki iletişimsizlik, kaos ve çaresizlik kitabı. Okuması zor çünkü sabır gerektiriyor. O çaresizlik hissi insanın sinirlerini bozuyor. Ama okunması da gerekir diye düşünüyorum
Edebiyat & Roman
EpepeFerenc Karinthy · Notos Kitap · 2023230 okunma
·
81 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.