Puan vermedi·240 syf.····Okunma: 16 Şubat 2025 13:54 Macar Edebiyatçı Ferenc Karinthy' nin Epepe kitabını okurken ana karakter Budai' nin hissettiği yabancılaşma, kaos ve çaresizlik duygusunu iliklerime kadar hissettim. Dilbilimci Budai Helsinki Dil Bilim Kongresine giderken aktarma sırasında başka bir uçağa biner ve kendini neresi olduğunu bilmediği, onca dil bilmesine rağmen dilini anlamadığı ve zaman içinde birçok yöntem denemesine rağmen dilini çözemediği bir yerde bulur.
Bu kentte sürüklenen kalabalıklar her yerdedir. Yabancılaşma ve kaos hat safhadadır, kaosu anlatırken kullanılan en iyi metaforlardan biri bence stadta iki- üç yüz oyuncu , sekiz top ve on-onbeş formayla oynanan oyundu. Budai karmaşa içinde zaman mevhumunu yitirir, kaldığı otele sadece gelenler vardır , giden yoktur. Yoksa burası sadece gelinebilen ve gidilemeyen bir yer midir? İnsanlarla iletişime geçmek için çeşitli yollar arar , hatta kendini tutuklatır ancak iletişim kurmayı başaramaz. Sözsüz iletişim kurduğu asansördeki görevli kadına her seferinde farklı bir isimle hitap eder ; Epepe , dede, pepe vb.
Kentte her şey için sıraya girilmesi, yemeklerin sürekli hep şekerli bir tat vermesi, sürüklenen kalabalıklar, otel odalarındaki kümes ve Ankara Tavşanları içinde bulunulan absürt durumu anlatırken sık kullanılan temalar. Kitabın sonunda çıkan iç savaş yazar sanki konuyu toparlayamamis da yuvarlayıvermiş hissi uyandırdı bende. Ya da insanlarin da birbirlerini anlayamadıkları için bu kaosun yaşandığını, savaşın ortak dil oluşturulamadığinda ortaya çıkan bir sonuç olduğunu mu vurgulamak istemiş bilemedim.
Beğendiğim alıntılar şöyle:
" Mağduriyet duygusuna tutunarak hiçbir yere varamazdı. Çünkü kendinden başka acıyanı yoktu. " syf.196
"Ya onlar da birbirini anlamıyorsa? Ya insan sayısı kadar dil varsa?"