·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Mart 2025 15:55 Asimov'un meşhur Vakıf serisinin binlerce yıl öncesindeki cinayet olaylarına değinerek evreninin oluşumunu detaylı bir şekilde işlediği Robot serisinin ikinci kitabı. Okudukça Asimov'un dehasını takdir ettim. Yapay Zeka ve robotikteki gelişmeler olsun, bu gelişim sonucunda ortaya çıkacak etik ve küresel sorunlar olsun oldukça nokta atışı tahminler yapmış Asimov. Üç Robot Yasası'nın bariz tacizlerini ve eksikliklerini görebildiğimiz Çıplak Güneş'te, Elijah Baley isimli dünyalı dedektifimiz Solaria isimli oldukça gelişmiş bir gezegene bir cinayeti aydınlatmak için gönderiliyor. Dünya'dakilerin yeraltı şehirlerinde, açık alandan korkarak ve Uzaycı olarak adlandırılan diğer gezegenlerdeki insanlara kıyasla daha kötü koşullarda yaşadığı bir gelecekteyiz. Dünya'lıları "aşağılık hayvanlar" olarak nitelendiren Uzaycılar, sosyal iletişim ve analiz gibi konularda oldukça yetersiz kaldıkları için aşağılık gördükleri Dünya'lıların bir dedektifine ihtiyaç duyuyorlar. Serinin ilk kitabı olan Çelik Mağaralar'da da asıl adamımız Baley'e eşlik eden Aurora'lı ortağı insansı robot Daneel Olivaw, bu kitapta da bize eşlik ediyor. İnsana benzemek ve onu taklit etmek konusunda kusursuzluğa en yakın prototip olan Daneel, Nazi'lerin Übermensch fantezisinden fırlamışçasına İskandinav ve güçlü bir görünüme sahip. Güçlü görünümünün ardındaki Pozitronik beyin, onu emirlerin ve üç yasanın içinde daire çizip duran bir köle haline de getirse, kölelerin en gelişmişi ve başarılı taklitçisi olduğunu söylemek yeridir.
(buradan sonrası spolier alert.)
Solaria'lı sosyolog -ayrıca gezegendeki tek sosyolog- Dr. Anselmo Quemot'un Solaria'daki sistemin oluşumu hakkındaki fikirlerini oldukça çarpıcı ve gerçekçi buldum. Quemot'a göre, yirmi bin insana ve yüz milyonlarca robota ev sahipliği yapan Solaria'nın mükemmel işleyen sistemi ancak tek bir topluluktan örnek alınmış olabilir: Spartalılar! Spartalıların kendilerinden sayıca üstün olan Helotlar'ı tamamen kendi kontrolleri altına sokup köle yapmaları, yanında bir sorumluluğu da getirmişti: Askeri anlamda her zaman üstün kalmak ve yenilmez olmak. Bu sayede kendilerine karşı sayı avantajı olan Helotları olası isyanlardan her daim uzak tutup, kendi küçük topluluklarında yarattıkları güçlü hiyerarşi ve anlayış sayesinde "efendi" yaşamlarına çalışmak zorunda olmadan devam edebiliyorlardı. Solaria'lılar da isyan etme ve çatışma ihtimali neredeyse sıfır olan robotların efendiliğinde yaşayıp, Spartalılar gibi sürekli kendilerini güçlendirme ihtiyacı duymadan, Atinalılar gibi sanat ve bilim uğraşı içerisinde rahatça yaşayabiliyorlardı. Koskoca gezegende yaşayan yirmi bin kişiden söz ediyoruz. Herkesin kendine ait bir şehir boyunda arazisi ve emrine amade yüzlerce robotu var. Böyle bir topluluğun içinde sosyal iletişim gereksizleşmeye başlar. Münzevilik ve merdümgirizlik mikro-evrim geçirerek toplum piramidinin taşlarını yeniden döşer. Sözde mükemmeliğine bu denli yaklaşan bir toplumun, sınırların dışına çıkmadan ve insanlara karışmadan çözemeyeceği tek bir sorun vardır pek tabii: Enerji kaynakları. Galaksinin dört bir yanına dağılmış milyarlarca insan ve robot, eninde sonunda enerji kaynaklarının tüketimi ve daha fazlası konusunda birbiriyle husumete girer. Kaçınılmaz olan bu sonuçta. Düşünün, kendi mavi yaldız zerremizde dahi algımızın değer kattığı kağıt parçaları; arabalarımıza yakıt ve yaldızımıza zehir olan sürüngen kalıntıları için birbirimizin soyunu kurutup, türümüzü kurutma ihtimaline soyunan nükleer "ex machina'lara" bel bağlıyoruz. Asimov'un profesyonel bir fütürist olarak özellikle tahminlediği iki aşama söz konusu bana kalırsa. Henüz uzaya açılacak ve taşınacak kadar efektif olmadığımız Dünya geleceği ve bütün teknolojimizle Atina'yı kucaklayıp galaksiye taşıdığımız Solaria geleceği. Bugünkü konumumuza özellikle bakacak olursak, mağara fareleri olmaya daha yakınız gibi görünüyor. Europa'dan ufak bir taş örneği almak ve abiyogenez ile dünya dışı yaşam ihtimalini incelemek için dahi yıllar süren çalışmalar yürütüyoruz. Turistik amaçlı uzay yolculukları halen çok uzak görünüyor. Öte yandan, Güneşten gelecek herhangi bir Jeomanyetik Fırtına ve Koronal Kütle Atımı ihtimali ödümüzü patlatıyor. Süslü teknolojik oyuncaklarımız bozulacak, radyolarımız devre dışı kalacak diye tir tir titriyoruz. Güneşte gerçekleşen patlamaların dünyayı etkileyecek boyutlara geldiği bir senaryoda, tıpkı Asimov'un anlatısında olduğu gibi yeraltı şehirlerine tıkışıp kalmamız pek muhtemel görünüyor. Olumlu bir şeyler arayacak olursak da, robotikçiliğe meftun Solaria'lılarla benzeşen yönümüz; bugün tıpkı Asimov'un CPU'dan ilham alarak ortaya attığı Pozitronik robot beyinleri gibi, nöronal ve snaps ağlarını taklit ederek çalışan nöromorfolojik devre çalışmalarında büyük yollar kat etmemiz. Yapay Zeka'nın ve Robotların gelişimi kaçınılmaz gibi görünüyor artık. Daneel Olivaw gibi kusursuz yardakçılarımız uzak gelecekten bize el uzatıyor gibi görünse de, efendileri olacağımız robota benzeyen robotlar pek de uzakta değil gibi.
Eh, asıl mesleği biyokimyagerlik olan bir adamın elinden çıkma kurguyu analiz ederken karmaşık terimlere ve alanlara girmek bir noktada zorunlu oluyor. Zorakilikten ve bilimsel tümevarımlardan az da olsa uzaklaşıp, Asimov'un sanatsal anlamda neler yaptığına göz atalım bir de.
Öncelikle dile ve üsluba bakmak gerekirse, bi' Anthony Burgess veya Orwell olmasa da Asimov'un da kendine özgü bir dil ve kelime havuzu icat ettiğini söyleyebilirim: Uzaycılar, Kitapfilmler, İzleşmeler ve Pozitronik... Liste uzar da gider. Burada Asimov'u diğerlerinden ayıran, oluşturduğu kelime kalıplarını yüzeysel şekilde tutmak yerine içlerini doldurup kurgu örgüsünün içinde yavaşça işlemek. Tabii diğer yazarlar bunu yapamıyor demiyorum. Demek istediğim Asimov'un bu kavramları daha çok birer "Chekhov's Gun" olarak kullanması. Aksiyon başlatıcı işlevi gören söz konusu yeni kalıplar, bazen halihazırda sahip olduğumuz herhangi bir olgunun daha gelişmiş halini tabirlemek için kullanılıyor, kimi zaman da hareketi başlatan ve yönlendiren bir işlevsellik görevi üstleniyor. Misal; kurgusal evrenin karakter bütünlüğünü koruyabilmek adına işlev görevi gören izleşme teknolojisi, bilgi edinme yolunu kolaylaştıran ve hızlı bir şekilde karaktere mevzu bahis bilgiyi aktaran kitapfilmler. Birer bağlayıcı olarak anlatının daha hızlı şekillenmesini ve anlatışın kuvvetlenmesini sağlamaktalar. Ayrıca dilin yalınlığı ve geçişler müthiş. Yeni bir bölüme geçmek, bir filmi izlerken sahnenin ortam ve atmosfer açısından değişmesi gibi. Bütünlük her geçişte korunuyor ve kurguya yük bindirmiyor. Bu kadar sade ve yalın bir dil kullanımı görmeyeli uzun zaman olmuştu ne yalan söyleyeyim. İthaki Yayınları'da Türkçe'ye çevirirken bu yalınlığı korumaya özen göstermiş. Sadece bazı paragraflarda çeviriden dolayı olayı anlamayıp üzerine düşünmem gerekti. Bu da kitabın birebir çevirisinin yapılmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Bazı kelimeler ve kalıplaşmış deyimler Türkçe'ye çevrilirken olduğu gibi bırakılmış. Bir de diyalogların karakter gelişimlerinde önemli bir yer tuttuğunu söyleyebilirim. Olaylar hakkındaki çözümlemelerimiz ve anlayışlarımız, anlatıcının eklemeleriyle değil de diyaloglarda tanıklık ettiğimiz anlatılarla şekilleniyor.
Elijah Baley karakterini detaylı bir şekilde incelemekte de fayda var. Kitabın daha ilk başlarında fark ettiğim şey, okudukça Elijah Baley'in gözümde tıpkı The Boys'taki Billy Butcher gibi canlanmasıydı. Daha sonra aklıma Mr. Robot'tan Christian Slater, Invincible'dan Nolan Grayson geldi. Daha çok çizgi romanlarda ve 21. yüzyılın modernist sinemasında gördüğümüz bu karakterler, niye içlerine baktığımız zaman hep Elijah Baley'e benziyordu ki? Üzerine düşündükçe aklımda bir kaç ışık yandı. Elijah, özüne baktığımızda tam bir kahraman arketipi. Narratoloji (hikayebilim) ve Storytelling açısından baktığımız zaman, başkahraman her zaman benzer özellikler taşımıştır. İlyada'nın Aşil'i; Nigelungen'in Sigurd'u, Gılgamış ve dahası... Bütün o mistik ve kült eserlerin özüne indiğimizde, bizi belirli ortak özelliklere sahip kahramanlar karşılar. Baba figürünün en asil temsilleri, fedakarlıkla yoğrulmuş ezgilerin sahipleri, sisteme ve dünyaya hicivlerin en fenaları onlardır. Öne çıkan mevzu bahis destanlardan ve edebiyatın kolektif bilincinden fırlayan bu kahramanlar, bana kalırsa hep şu iki temel üzerinde şekillenmiştir. 1: Bir Kurgu Nasıl Başlar?
Kurgu ve hikaye demek, bizi günlük hayatın olağan akışının dışına çıkartarak yeni bir alan sunan ve bilinmeyene karşı olan şevklerimizi tetikleyip bizi içine çekebilen anlatılar demektir. Şimdi, bir kurgunun nasıl oluşabileceğini düşünelim. Bir toplantıdasınız mesela. Karşınızda oturan iş arkadaşınız özene bezene yaptığınız proje hakkında alelade konuşuyor. Sizi rezil etme ve yaptığınız işi küçük düşürme niyetinde. Siz de sesinizi çıkarmayıp kendinizi bastırdınız. Ya da küçük laflarla karşı çıkıp kendinizi minimal düzeyde savunmaya çalıştınız. Ne oldu? Çatışma yok, değişiklik yok, başlatıcı yok. Bir kurgu başlamadan bitti. Çünkü hiç var olmadı. Ya da yolda yürüyorsunuz, karşınıza açlıktan ve kanayan yaralardan bitap düşmiş bir sokak köpeği çıktı. Saatinize baktınız, bir işe yetişmeniz gerektiğini hatırladınız ve köpeğe yardım etmediniz. Ya da hiç oralı bile olmadınız... Yine potansiyel bir kurgu daha başlamadan bitti. Buradan çıkarmamız gereken asıl husus, ilgi çekmesi için çatışmaya ve farklılığa ihtiyaç duyan kurgunun, anomaliyi ve cesurluğu içinde barındıran karakterlere, durumlara ihtiyaç duymasıdır. Bizi sıkmayacak ve seveceğimiz bir kurgunun yaradılışı, o kurguyu taşıyabilecek bir başkahramanın varlığına bağlıdır. Şimdi ikinciye geçelim. 2: Kime İhtiyaç Duyuyoruz?
Özellikle modern toplum bazında konuşacak olursak -çünkü anlattıklarımı eninde sonunda modern kurgu sistemine ve elijah baley'e bağlayacağım- barizdir ki belirli özelliklere sahip olan insanlara büyük bir ihtiyaç duyuyoruz. Peki nedir bu özellikler? Günümüz toplumunda ve aile kurumunda oldukça yıpranmış ve tökezlemiş olan baba figürünün oldukça kuvvetli bir temsili mesela. Monotonluğun ve tekdüzeliğin egemen olduğu topraklarda, aykırı kalabilen ve sesini yükseltebilen insanların varlığı mesela. Hızlı düşünebilen ve karar alabilen, fedakarlıktan çekinmeyenlerin varlığı mesela. Belirli bir hedefin ve ilkenin ardından, önüne çıkan bütün engellere rağmen devam edebilenler mesela. Düşününce, bugünlerde tam da ihtiyaç duyduğumuz şeyler bunlar, değil mi? Kurgunun en ihtiyatlı amaçlarından biri de, yol göstericilik yapmasıdır. Kurgular bizim karşımıza böylelerini çıkartacak ki, biz de onları görüp kendimize çekidüzen verelim. Bu iki temeli kaptığımızı düşünüyorum. Şimdi, tüm bunların Elijah Baley'le ne alakası var? Favorlerini uzatacak kadar eskide yaşamış bir adamın bilimkurgu polisiyesi ile ilgisi ne? Gelelim fasulyenin faydalarına.
Kurgularımızdaki en evrensel ibarelerden biri de, statükoya karşı verilen mücadeledir. Bu mücadelenin kökeni destanlara uzanır, bugün en son hangi film veya kitap yayımlandıysa onda son bulur. Fakat bu mücadelenin taşıyıcısı olan başkahramanımız konusunda büyük bir kırılma gerçekleşmiştir. Bu kırılma; Aşil'i Superman'e, Hektor'u Batman'e devşirmiştir. -tabii araya Nietzsche'den bize ulaşan bir takım dekadanlar girmiştir- Peki ya bu kırılmanın başlangıcı kimle yapılmış olabilir? Naçizane tavsiyeme ve düşüncelerime göre: Elijah Baley! Bin yıllardır süregelen baba figürünü içinde barındıran maskülen ve yolculuk müptelası, fedakarlıktan ve cesurluktan çekinmeyen başkahraman arketipi. Walter White'a meth pişirmeyi öğreten, Billy Butcher'a Compound V enjekte eden, asıl adamımız Elijah Baley'dir. Klasik tanrısal kahraman arketipinden uzaklaşılarak günümüz modern kahraman arketipinin oluşmasında bir mihenk taşı olma görevi üstlenmiştir Baley.
Bu arada, Çıplak Güneş'e bir şarkı armağan edecek olsaydım, bu şarkı kesinlikle "System Of A Down - Toxicity" olurdu.