Son derece beğendiğim bir sahne:
Doktor ve karısı bir kiliseye girerler. Kilisedeki tüm dinsel resimlerde bulunan insan ve onlara eşlik eden hayvan figürlerinin gözleri beyaz bir boya ile kapatılmıştır. Benzer şekilde heykellerin de gözleri beyaz bir bezle örtülmüştür.
Bunu kimin yaptığı bir yana, bunların ilahi figürler olmasının bir anlamı vardır. Yüzyıllarca bu figürler sıradan insanları, tabir yerindeyse, izlemiştir. Bu izleme hem bir takip, hem de birliktelik anlamı taşır. Yani Tanrı hem bize dost hem de gözü üzerimizde olan bir yargıçtır.
Burada gözlerin bağlanmasının birden fazla anlamı olması gerekir. Öncelikle ilahi güçler artık insanı izlemez veya izleyemez. İnsanlık Tanrı tarafından yalnız bırakılmıştır. Ortada zavallı insanoğlunu güdecek hiçbir çoban kalmamıştır. Bu yalnız bırakmayla birlikte Tanrı artık yargılayıcı bakışlarını insana çevirme hakkını da kaybetmiştir.
Ben burada Tanrı diyorum ama pekala kilise de denebilir. Hatta öyle olması daha olasıdır, zira umudun aranamayacağı yerlerin Tanrı gibi soyut kavramlardan ziyade kurumlar olduğu gözümüze sokulmaktadır.
Kilisede gözleri bağlı olmayan tek bir figür vardır: gözleri oyulmuş ve onları gümüş bir tepside taşıyan bir kadın. Bu kadın pagan Roma tarafından katledilmiş bir Hristiyan şehidi olan Azize Lucy'dir ve elbette körlerin ve göz hastalığı taşıyanların koruyucu azizesidir. Kilisenin anlatısına göre, şehit edilmesinden önce gözleri oyulmuş fakat Tanrı mucizevi şekilde ona gözlerini geri vermiştir. Güzel bir gönderme. Yalnız Saramago burada figürü "gözleri oyulmuş" olarak nitelendirse de gözleri oyulmuş bir kadın kilise duvarlarına konulmak için fazla korkunçtur. Bu yüzden genelde tepside gözleri tutarken resmedilmekle birlikte kendi gözleri de mevcuttur. Klasik bir resmi aşağıdaki bağlantıda olduğu gibidir:
encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn:AN...
Bir de estetik açıdan atlanmaması gereken şu sahne var:
Doktorun karısı, ilk körün karısı ve koyu renk gözlük takan genç kız balkonda soyunur ve yağmur altında yıkanırlar. Birbirlerini de yıkarlar ve doktorun karısı hariç kör olsalar da birbirlerinin güzelliklerini överler.
Bu sahne Türkçede Üç Güzel, Üç Cazibe ya da Üç Lütuf adlarıyla bildiğimiz, İngilizcede The Three Grace ya da İtalyanca Tre Grazie adlarıyla bilinen klasik Rönesans dönemi çalışmasıdır. Rubens, Raphael, Boticelli ve Canova başta olmak üzere bir çok sanatçı bu klasik konuyu çalışmıştır. Örnek bir heykel çalışması aşağıdaki gibidir:
upload.wikimedia.org/wikipedia/commo...
Bu Kızlar Zeus'un üç kızı olan Aglaia, Euphrosyne ve Thalia'dır ve insanlığa tanrıların bir lütfu olarak görülürler. Neşe, zerafet ve genç bir güzellik. Aynı zamanda nymph'ler gibi suyla da ilişkilidirler.
Aslında antik dönemde de işlenen bir konudur fakat o dönemde ilahi karakterleri çıplak resmetmek söz konusu değildi. Bu ancak Rönesans döneminde adet olmuştur. Biraz sanatçıların anatomi çalışma hevesi ve kısıtları aşma güdüsünden kaynaklanmaktadır. Dinsel resimlerde çıplak karakter kullanılamayacağından pagan olan bu karakterleri çıplak resmetmek daha "yedirilebilir" oluyordu. Sonrasında da, sanat bir gelenek olduğu için, bu çıplaklık sanatçıdan sanatçıya baki kaldı.
Bizim üç kahramanımızın insanlığa bir lütuf gibi sunulması çok hoşuma gitti açıkçası.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma