Puan vermedi·128 syf.··Beğendi
· “Son Senfoni”: Mahler’in Sessiz Vedası
Bazen bir yaşamı anlatmanın en iyi yolu, onun son anlarına bakmaktır. Robert Seethaler, “Son Senfoni”de tam da bunu yapıyor:
Gustav Mahler’i, bir geminin güvertesinde, geçmişin melodileriyle baş başa bırakıyor. Dünya onun müziğini duydu ama içindeki fırtınayı kimse tam anlamıyla bilemedi. Şimdi ise besteler, hatıralar, aşkları ve pişmanlıkları arasında gidip gelen bir adam var karşımızda.
Seethaler, sözcükleri öyle ustalıkla seçiyor ki Mahler’in zihnine giriyor, onun yorgunluğunu, anılara tutunuşunu hissettiriyor. Müziğin içindeki duyguyu olduğu gibi cümlelerine taşıyor. Roman, büyük olaylarla değil, küçük ama derin izler bırakan anlarla ilerliyor. Mahler’in düşüncelerinde gezinirken, onun sadece bir besteci değil, geçmişin ağırlığını taşıyan bir insan olduğunu görüyoruz.
Seethaler’i “Tütüncü Çırağı” ile tanımış ve çok sevmiştim. O romanda da anlatımındaki sadelik ve derinlik dikkat çekiciydi; ancak “Son Senfoni”, Seethaler’in edebiyatındaki en rafine noktalardan biri. Sessiz ama etkileyici, az ama çok şey anlatan bir roman.
“Bir insanın hayatı, notaların arasındaki sessizliklerde de saklıdır.”
#alıntılarım
“Yardım diye bir şey yok, diye düşünmüştü. Umut da yok, bu dünyada yapayalnızız.”
“Dünya sonuçta kişinin kendi etrafında dönüyordu.”
“Bana bir kez gerçek anlamda baksaydın, o zaman beni görürdün.”