Okuması kısa ama etkisi uzun süren bir kitap önerisi ile herkese merhaba.
Hani hep deriz ya ‘’hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti’’ diye. Kahramanımız tam olarak bunu yapıyor aslında. Kendisini dinlemeye gelenleri büyüleyen, saatlerce ayakta alkışlanan, ömrünün sonuna gelmiş ünlü bir müzisyen. New York’tan Avrupa’ya giden bir geminin güvertesinde ölümü beklerken, tüm hayatı boyunca yaşadıklarını gözden geçiriyor. Kitabın adı; onun yarım kalan, on birinci ve son senfonisinden geliyor.
Mahler’ in geçmişiyle yüzleşmesini, kızı Maria’nın ölümü, yanında olan diğer kızı Anna ve hayatının aşkı Alma’yı, tüm anılarını, kendisinin müziğiyle olan bağını ve hastalığının onda yarattığı durumları bir deniz yolculuğu ile birlikte görüyoruz.
Yazar Robert Seethaler, o kadar yalın ve akıcı bir dille yazmış ki; elinizden bırakmanız mümkün değil. Süslemelerden uzak ama bir o kadar da etkileyici. Adeta bir sanatçının ömür dökümüne sayfa sayfa tanıklık ettiriyor.
Kahramanın gerçekten yaşamış, ünlü bir karakter olmasının da kitabı seçmemde etkili olduğunu söyleyebilirim. Bu yazıyı yazarken Gustav Mahler’in bestelediği senfonileri arka planda dinliyorum. Anlattıklarının derinliğine inmeme ve onu daha yakından tanımama yardımcı oluyor sanki.
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021433 okunma
Son Senfoni, okurken hüznü ağır ağır hissettiren,bittiğinde ise insanda dingin bir kabulleniş bırakan bir kitap. Yazarımızın sade ve gösterişsiz dili, anlatıyı zayıflatmak yerine derinleştiriyor.Söylenmeyenler, söylenenlerden daha çok yer kaplıyor. Kitap, okura hazır bir sonuç sunmuyor,aksine onu kendi iç yolculuğuna davet ediyor. Bu açık uçluluk, metni tamamlayan şeyin yazar değil okur olduğunu hissettiriyor.Bittiğinde ise geriye bir hikâyeden çok, insanın kendi iç sessizliğinde yankılanan dingin bir nota kalıyor. Robert Seethaler
Bir kitabın kapağını açınca oluşan bilinmezlik bir de son sayfayı bitirince gözden geçen sahneler akla hücum eden iz bırakan cümleler.. Her insan içinde biraz inceleme yapar ama kelimelere dökmek hep zor gelmiştir bana .. Ama Mahler.. uzun zamandır karakterini bu kadar anladığım bir kitap okumamıştım . Piyano tutkusu , kar betimlemesi , ılık bahar , doğa .. Sanki kafamın içinde bir Mahler vardı da ben yeni kitap halini okuyorum . Kafasına hücum eden onca düşünceyle başa çıkamayışı, üşümesi , yalnızlığı , çaresiz kalışları .. Hayal dünyasından çıkıp gerçek ümitsizlikle sınırsız yüzleşmesi .. Akıp gitti bu kitap ve ben sanki Gustav Mahler’le o gemide oturup ,üşüdüm . Kendisine ve hiç kimseye güvenmedi . Yaşama da güvenmedi . Ölümü ve müziği sözle ifade edemedi . Yanılgılar silsilesinde yanılmadığı en büyük gerçek bence buydu . Yağmurlu bir gün , çiçekler önüne katıldı.. Demem o ki okumaktan pişman olmazsınız .
Pişman olmadım .
Gustav Mahler bir geminin güvertesinde battaniyesine sarılı.
Eşi ve kızının yanına henüz gitmek istemiyor. Bunun için haklılığı tartışılır sebepleri var.
Örneğin beş dakika önce gitseydi bir şey değişir miydi? Veya beş dakika sonra gidecek olsa? Tabii önce ayağa kalkacak gücü olmalı, sonrasında adım atmak için..
Şimdilik gece, deniz ve o var.
.
Ünlü müzisyen Mahler. Kendisini dinlemeye gelenleri büyüleyen, saatlerce ayakta alkışlanan büyük yetenek.
Tahmin edersiniz ki baş döndürücü bu. Biraz da korkutucu. Omuzlarındaki yük tek kişilik değil çünkü. Yitirdiği bir evladı var onun, sorunlu bir evliliği.. Ah bir de hastalığı.
Hem de günden güne ölümüne yaklaştıran türden. Tam da bu günlerine odaklanmayı seçmiş Robert Seethaler. Belki de Mahler’in kendi kadar üne sahip olmayanlarla paylaştığı en temel şeyin fanilik olmasından.
.
Tütüncü Çırağı (ki bu kitapta da Freud detayı bulunmakta), Bütün Bir Ömür ve Toprak’ın ardından Son Senfoni’yi okumamazlık edemezdim.
Seethaler mekân, zaman fark etmeksizin etini kemiğini hissettiğimiz karakterleri anlatıyor hep. Onların hayatlarındaki o kırılgan anları, geriye alamadıkları zamanı, güneşin aydınlattığı çiçeklerin kokusunu içlerine çekişlerini.
Ve okudukça onun karakterlerini tanıyorsunuz. Doğum ile ölümleri arasında adına hayat dedikleri şeyin nasıl biricik olduğunu, öte yandan ne çok ‘aynılık’ barındırdığını görüyorsunuz. Bu sebeple Seethaler’ı okuduğumda bir manzaraya bakıyor gibi hissediyorum. Dingin, tül inceliğinde bir manzara bu. Bitişe ve başlangıca dair tüm renklerin, aynı yolda yürüdüğü..
.
Regaip Minareci her zamanki gibi çok sevdiğim çevirisi, Barış Şehri kapak tasarımıyla –
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021433 okunma
Bu roman, besteci Gustav Mahler’in son günlerini konu alıyor. Ölümüne yaklaşan Mahler’in, bir transatlantik gemisiyle Amerika’dan Avrupa’ya yaptığı yolculuk sırasında geçmişini, müziğini ve hayatını sorguladığı bir iç monolog.
Mahler gibi büyük bir figürün son günlerine odaklanmak, insana gösterişli, dramatik bir anlatım vaat eder değil mi? Ama Seethaler bambaşka bir yol seçiyor: sessizlikle, durgunlukla, kayıplarla konuşuyor. Mahler’i orkestralarla resmediyor ama müziğin sesini kısıp, uzaktan gelen bir ezgiyi dinletiyor okura. Dupduru, sade, melankolik bir dille sarıyor bir ömrün pişmanlıklarını, hatıralarını, hüznünü.
Beni en çok etkileyen yanı ne oldu biliyor musunuz? Açıp Mahler’in birkaç senfonisini arka arkaya dinleyin. Onun müziğinde de sessizlikler, duraklamalar, neredeyse görünmeyen ama hissedilen boşluklar var. Müzik sadece notalardan değil, aynı zamanda suskunluklardan oluşuyormuş gibi . Seethaler de romanda bunu yapıyor: Diyalog yok denecek kadar az, anlatım boşluklarla örülü, sessizlik bir anlatı öğesi. Birbirlerine bu kadar benzemeleri, ikisinin de sessizliğin kıymetini biliyor oluşu nasıl güzel.
#regaipminareci çevirisi
Gemide yolculuk yapan yaşlı bir adamın içsel hesaplaşmaları, pişmanlıkları. Bence vakit kaybıydı. Muhtemelen bu yazarın okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte son kitabıydı da. Kimseye önermem.
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021433 okunma
Dünya çapında üne sahip müzisyen ve orkestra şefi Gustav Mahler, dünyalar güzeli eşi Alma ve kızı Anna ile birlikte Amerika'dan Avrupa'ya giden transatlantik gemisindedir.
Bu yolculuk sırasında geçmiş hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçerken okuduklarımızla bizler de bu anlara tanıklık ediyoruz. Küçücük bir çocukken kaybettikleri kızlarını öğrenmemiz yüreğimizi dağlarken çoğunlukla iş/konser gezilerinde onlarla birlikte geziyoruz.
Bir yolculuk kitabıdır Son Senfoni. Şimdiden geçmişe, Amerika'dan Avrupa'ya, yaşamdan ölüme.. Mahler artık ömrünün sonuna gelmiştir. Ve geçmişini kesitlerle gözler önüne sererken yaptığı hataları, pişmanlıkları, yaşanmışlıkları ve yaşanmamışlıkları düşünür. İşine ayırdığı zamanlarda eşini ne kadar ihmal ettiğini çok geç farkına varır. Ve ölüm yaklaştığında korku ve pişmanlıkla yaşamın amacını sorgulamaya başlar.
Tütüncü Çırağı kitabı ile tanınan yazar bu kitabında da benzer ögelerle çıkıyor karşımıza. Mesela Mahler yahudidir. Ve Freud küçük bir sahneyle bile olsa yine karşımıza çıkmaktadır. Ancak ikisi de gerçekten yaşamış ünlü karakterler olunca aralarındaki hayalî konuşmayı merak etmiyor değiliz.
Timaş yayınlarının yeni başlattığı bir uygulamayla sonlandıralım. Kitabın son sayfasındaki barkodu telefon kameranıza okuttugunuzda tavsiye niteliğinde yayınevinden çıkan bir kitabın ilk 16 sayfanın pdfsine ücretsiz bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Çok hoşuma gittiğini belirtmek isterim.
Regaip Minareci'nin Almanca aslından yaptığı çeviri akıcı ve temiz..
Son dönemde, elimden bırakamadan okuduğum kitaplardan biri oldu!
Robert Seethaler benim favori yazarlarımdan ve bu son kitabı da diğerlerinden farklı değildi benim için.
Avusturyalı besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler’in hayatını konu alıyor son senfoni. Onun, yarım kalan, on birinci, son senfonisi kitabın adını taşıyor. Onun hayatının son anına kadar yanında kalmamızı, hislerine, düşüncelerine eşlik etmemizi sağlıyor. Bir biyografi aslında ama ilginç bir biyografi. Sanki Mahler’in zihninde bir gezintiye çıkarıyor Seethaler bizleri. Onun geçmişiyle yüzleşmesini, oralardan çekip çıkardığı anılarını, müziğiyle olan bağını ve müziği hayatında konumlandırışını, tüm hayatını irdelemesini, son ana kadar kaçmaya çalıştıklarını, bedenindeki rahatsızlıkları, bir deniz yolculuğu ile birlikte görüyoruz. Psikanalitik literatürde “deniz” ana rahmini simgeler. Bu yolculuk sanki bir yandan ona hayat veren ve tüm yaşamını içine alan bir yeri temsil ederken, bir yandan da ana rahmine geri dönüşü, durağanlığı, yani ölümü simgeliyor gibi düşündürdü bana.
Özellikle müziğiyle olan bağı, konserlerini hatırlaması, orkestra şefliği yaptığı zamanlara geri dönüşü, canlılığa duyduğu arzuyu, ölümden en azından zihnini uzaklaştırmak ister gibiydi. Ve onun ölüme doğru yolculuğunda bile notlarının sesi duyuluyordu.
“Ölüm bile yaşayanların bir buluşuydu yalnızca. İnsan ölümü hayal edebildiği sürece ölüm gelmemiş demekti.”
Onun için son ana kadar yoktu ölüm.
.
.
.
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021433 okunma
-Herkese selamlar️ Bir türlü paylaşmaya fırsatımın olmadığı #sonsenfoni ile geldim. Yazarın kalemine hayran kaldım. Cümleleri çok fazla süslemeden olduğu gibi yazması kitabın su gibi akmasına sebep oldu.
Kitap; çok ünlü bir müzisyenin New York’tan Avrupa’ya gemiyle çıktığı son yolculuğunu anlatmakta. Dünyanın en ünlü, en büyük müzisyeni, ama vücudu artık dünyanın gücünü taşıyacak durumda değil.
Gemi çalışanları onu el üstünde tutmaya çalışırken, o kendini bir ömrün hatıralarına teslim ediyor.
Son Senfoni, geçmişle yüzleşen yorgun bir sanatçının, kristal berraklığındaki dokunaklı portresi.. Bu bir veda senfonisi.
Kitapla ve sevgiyle kalın️
“Son Senfoni”: Mahler’in Sessiz Vedası
Bazen bir yaşamı anlatmanın en iyi yolu, onun son anlarına bakmaktır. Robert Seethaler, “Son Senfoni”de tam da bunu yapıyor:
Gustav Mahler’i, bir geminin güvertesinde, geçmişin melodileriyle baş başa bırakıyor. Dünya onun müziğini duydu ama içindeki fırtınayı kimse tam anlamıyla bilemedi. Şimdi ise besteler, hatıralar, aşkları ve pişmanlıkları arasında gidip gelen bir adam var karşımızda.
Seethaler, sözcükleri öyle ustalıkla seçiyor ki Mahler’in zihnine giriyor, onun yorgunluğunu, anılara tutunuşunu hissettiriyor. Müziğin içindeki duyguyu olduğu gibi cümlelerine taşıyor. Roman, büyük olaylarla değil, küçük ama derin izler bırakan anlarla ilerliyor. Mahler’in düşüncelerinde gezinirken, onun sadece bir besteci değil, geçmişin ağırlığını taşıyan bir insan olduğunu görüyoruz.
Seethaler’i “Tütüncü Çırağı” ile tanımış ve çok sevmiştim. O romanda da anlatımındaki sadelik ve derinlik dikkat çekiciydi; ancak “Son Senfoni”, Seethaler’in edebiyatındaki en rafine noktalardan biri. Sessiz ama etkileyici, az ama çok şey anlatan bir roman.
“Bir insanın hayatı, notaların arasındaki sessizliklerde de saklıdır.”
#alıntılarım
“Yardım diye bir şey yok, diye düşünmüştü. Umut da yok, bu dünyada yapayalnızız.”
“Dünya sonuçta kişinin kendi etrafında dönüyordu.”
“Bana bir kez gerçek anlamda baksaydın, o zaman beni görürdün.”
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021433 okunma
Robert Seethaler, 1966'da Viyana'da dünyaya geldi. Ödüllü bir oyuncu ve yazar olan Seethaler, Der Trafikant romanı ile dünya çapında üne sahip oldu. Son romanı Ein Ganzes Leben (Bütün Bir Ömür) ile satış rekorları kırdı, Man Booker International'ın da aralarında buluduğu birçok ödüle aday gösterildi. Hayatını Berlin ve Viyana arasında sürdürüyor.