Cem Alan'ın ilk kitabı olan Eski Garaj İçi Öyküleri'ni çok sevmiştim. Şimdi ikinci kitabı, çiçeği burnunda "Son Meyhane" ile geldim.
İçerisinde birbirinden çarpıcı 10 öykü var. Aidiyet ve yabancılaşma teması ön planda. Aslında modern dünyada bu hissiyat sebebiyle çok fazla öze dönme çabası başladı ama sanırım nafile...
Öykü olunca 10 farklı hikaye, 10 farklı mekan ve onlarca farklı duyguya temas edeceksiniz. Cem Alan , öykülerin her birinde sıradan karakterin gözüktüğü gibi olmayan iç dünyalarını ele alıyor.
"İnsanın alıştığı zorluk, bilmediği bir fırtınadan evlaydı."
Hem yalın, hem doğal akışa benzer hem de çarpıcı bir üslubu var. Böylelikle etkili hikayelerini ve duyguları direkt okuyucuya aktarıyor.
Kısa ama mesajları net bu öykülerin gündemi modern insanlar ve yazar insanın en karanlık noktasına davet ediyor okuyucuyu.
"Herkes kendi içine hapsolmuş."
Farklı hayatlar, yaşanmışlıklar, biraz tebessüm ile bolca empati ve su gibi bir okuma vaad ediyor.
"Ölümü beklemek, ölümün kendisinden kötüydü."
En çok hangisini sevdin derseniz. 2 arkadaşın hayatlarının bir gecede değiştiği "Deli", bir çiçek ile hayatı güzelleşti mi, sonuna mı geldi okurken karar vereceğiniz bir genç kadının hikayesini okuyacağınız "Adam Çiçeği" ve çok hassas olduğum bir konuyu işleyen "Son Treni" sevdim. Evde fazlalık olduğunu düşünen bir ihtiyarı konu alıyor.