Sinan - İki Oyun üzerine
10/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Sinan - İki Oyun (1) HÜNKÂR İLE MİMAR “MUHTEŞEM SÜLEYMAN – MİMAR SİNAN” DRAM BİR PERDE * Bu oyun, Devlet Tiyatroları Edebi Kurul’unun 18.11.2006 gün, 1500 sayılı toplantısında görüşülerek Genel repertuvar havuzuna alınmış, “Hünkâr ile Mimar” adıyla 2009 – 2010 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. * Tiyatro oyunu okumak zordur. Devam eden karşılıklı diyaloglar, aralarda hareketleri, fondaki müziği, çevreyi betimlemeler, ışıkların kararması – açılması gibi detaylar olağan bir okuma deneyimini biraz farklılaştırmakta. Yazarın düşlediği ortam, her okuyucunun zihninde farklı canlanırken, sahnede tamamını yönetmenin gözünden izleriz. Kendisi de emekli bir yüksek mimar olan yazar bu oyunu yazarken, hayran olduğu büyük usta Mimar Sinan’ın da bir insan olduğu, herkes gibi duyguları olduğu ve hatta kendisi gibi bir insan olan Sultan Süleyman ile oyununda anlattığı gibi görüşmeler yaptığı kurgusu ile hayal gücünün sınırlarını zorluyor ve önsözde şöyle sesleniyor bizlere: * “Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır, Olmaya baht-u saadet dünyada vahdet gibi.” - Muhibbî * Muhibbî, Kanuni Süleyman’ın mahlası: Muhabbeti bol, “Seven” demek. Kendine şiirlerinde takma ad olarak bu sözcüğü seçmesinin özel bir nedeni olmalı. Sultanına “Hûrrem” adını uygun görmüş: Mutluluğunu gösteren, sevinçli, “Sevildiğini bilen” anlamına geliyor. Büyük dedesi Fatih Sultan Mehmet; “Nizam-ı Âlem” yasasının sahibi Ulu Hakan, kendine “Avnî” mahlasını almış: “Yardım eden” demek. Bu tercihler, kişiliklerinin de aynası. Sultan Süleyman sevgiyi yeğlemiş, yardımı değil… Her ikisi de mutlak bir iktidarın tek temsilcisiydi. Korku dolu bir saygının doruğunda oturdular. Evet; güçle, zorla saygı olur… Saltanat; yukardan yardım etmeye çok elverişli bir mevkidir Ya muhabbet ya sevilmek?.. Ya, seveniyle aynı seviyede buluşabilmek?.. Kanuni gibi, yalnızlığa mahkûm olacak kadar yüce bir makamda bulunanların yaşadığı bu çelişkiyi anlamak çok zor. Saygının mesafeli duruşuyla, sevginin yakınlığını bağdaştırmakta zorlanınca, “Muhteşem” unvanına yakışanı seçiyor. Danışmayı ise: bir başkasına muhtaç olmak gibi algıladığı için, sohbete çağırdığı Sinan’a bile açılamıyor. Koca Sinan’a gelince; O, korkuya dayalı saygıyı da mevkiini korumaya dayalı kaygıyı da çoktan aşmıştır. Dünyalara hükmeden bir Hünkâr’ın karşısında; pâyelere önem vermeden, özünde ‘İnsan’ olan cevhere dostluk köprüsüyle ulaşmayı bilmiştir! Ülkeler fethetmiş bir Padişah ile, sanatıyla gönüllerde yer etmiş bir mimarın beş asır önce yaptıkları bir sohbeti izliyoruz. Tarihten; yalnız olayları, kişileri değil, kimlikleri ve özelliklerini de tanımak mümkün. Bir tiyatro oyununda kurmaca olaylar, aslına ne denli uyar bilinemez. Ancak karakterleri yaratırken; içlerinde yaşayan İnsan’ı doğru yakalayabilirsek, uymayanları kesinlikle bilebiliriz. Bir sanatçının koca mermer bir bloktan benzemeyen yerlerini atıp, özünü ortaya çıkardığı bir heykel gibi… Bu oyun bir belgesel değil. Tarihi bir dekor önünde simgesel olarak İnsan Süleyman’ı, İnsan Sinan’ı göstermeye çalışırken; gerçeği, kültürümüzün mayasında arıyor Koca Sinan, Muhteşem Süleyman’ın belki de sohbet edebileceği tek dostuydu! Kâbus gibi bir gece, sabaha kadar konuştular. Dilerseniz biz de kulak misafiri olalım. (2) DÜŞLERDE SELİMİYE “SARI SELİM – MİMAR SİNAN” DRAM BİR PERDE * Bu oyun, Devlet Tiyatroları Edebi Kurul’unun 07.04.2008 gün, 1516 sayılı toplantısında görüşülerek Genel repertuvar havuzuna alınmıştır. * Osmanlı'nın en güçlü döneminde yaşayan Sinan, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat olmak üzere, üç padişaha mimarbaşı olarak hizmet etmiştir. Kitaptaki ilk oyunda işlendiği üzere bu büyük isimlerin insan olarak baş başa yapmış olabilecekleri sohbetler kurgulanmış ve aktarılmıştır. * “Biz bülbül-i muhrikdem-i gülzar-ı firakız, Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden…” - Selimî * Tarihte Sarı Selim; lâkabı olan rengin solukluğu gibi, silik bir kişilik olarak bilinir. Çoğu Sultan gibi o da bir şairdi. Divan edebiyatında, şairlerin şiirlerinde imzaları yoktur. İsimleri yerine, kendi seçtikleri ‘mahlas’larıyla anılırlar. Sarı Selim’in mahlası da kendi gibi… “Selimî!” Farklı anılmak değil, olduğu gibi hatırlanmak istemiş. “Doğru-dürüst” demek. Eski vakanüvislerin deyimiyle, “Sultan Selim-i Halim”… Yani: Yumuşak huylu ve dürüst Sultan! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, II. Selim için: “Babasının son sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa’ya mührünü verip, devlet gemisini bu usta kaptana emanet etti. Vezirinin işlerine ne kendisi müdahale etti ne de yakınlarına ve mahremlerine müdahale imkânı verdi.” diyor ve ekliyor: “İçkiye düşkündü fakat riyadan nefret ederdi. Saltanat yılları Osmanlı tarihinde kansız bir adalet devri oldu. Kıbrıs adası ve Yemen onun devrinde fethedildi. Ayasofya çökmek üzereydi, Mimar Sinan’a restore ettirdi ve türbesini de onun avlusuna yaptırttı. Bugün Edirne’nin başında bir sanat tacı gibi duran Müslüman Türk’ün büyük abidesi Selimiye onun yadigârıdır. Bu adama herhalde büyük hükümdar denilir!” Mimar Koca Sinan’ı anlatan oyunumuz, “Sinan Huzurda” adıyla iki perdelik olarak tasarlanmıştı. O’nu; Kanuni Sultan Süleyman ve Sarı Selim’in huzurunda, birbirine hiç benzemeyen bu iki Padişahla sabahlara kadar süren sohbetlerine katılarak tanıtmak istemiştik. Tarihte devamlılıklarından başka hiçbir ortak özelliği olmayan bu iki padişahı sahneye taşıyınca, kendi özgün kimlikleriyle ayrı ayrı ele almanın daha uygun olacağını düşündük. “Hünkâr ile Mimar” adlı birinci oyunumuzda Koca Sinan; uzun süre saygı duruşunda ve ayakta bekletilmesi üzerine, Kanuni Süleyman’a: “Hünkârımın niyeti sohbet olsa, bu ihtiyar kuluna da oturacak münasip bir yer gösterirdi.” diye sitem ediyor. Oturmasına izin veren Sultanın: “Sakın ola ki bu müsamahamı bir duyan olmasın!” uyarısına ise: “Varsın bu emsalsiz hoşgörünüzü kimseler bilmesin, Sultan Süleyman biliyor ya, o yeter!..” diye nükteli bir cevap vermekte bir sakınca görmüyor. Aynı Sinan: “Düşlerde Selimiye” adlı ikinci oyunumuzda kendisini ayakta karşılayıp yer gösteren Sultan Sarı Selim’e: “Bağışlayın Sultanım, zat-ı şahane ayakta dururken oturmasını istemeyin bu naçiz kulunuzdan…” diye karşı çıkıyor. Selim’in: “Karşımda el-pençe divan duran bir Koca Sinan varken dikkatim dağılır, lâfı toparlayamam… Lalam gibi, hocam gibi otur. Biz bizeyiz, nasılsa kimseler bilmeyecek…” demesi üzerine: “Ben biliyorum ya Sultanım… İradeniz, saygımla tezat düşer…” derken belki de o eski günleri hatırlıyor. Böyle konuşması bir çelişki değil… Çünkü, Sinan’ı Sinan yapan tüm değerler, kendi özsaygısından kaynaklanıyor! İki Sultanın belki de tek ortak yanı yalnızlıkları. Kanuni danışacak, konuşacak bir dostu bile olmadığını söylerken: “Çevremde sürüyle insan var; ya her meseleyi halletmekte sınırsız bir güce, üstün bir zekâya sahip olduğumu sanarak aldanırlar, ya da bu masala riyakârca beni dahi inandırmaya çalışırlar!” diye hayıflanıyor. Sarı Selim bu yalnızlığı: “Divanda vüzeraya sorduklarımla, onların cevapları sağırların hasbihaline benzer. Ben; ‘Koskoca Padişah nasıl olur da bilmez!’ derler diye hep kaygıyla sorarım… Onlar: ‘Padişaha akıl öğretmek ne haddimize?’ diye düşünüp saygıyla kaçamak cevap verirler. Ne soru soruya benzer ne cevap cevaba!” diye yakınıyor. Selim öyle bir Sultan ki; içkinin verdiği cesaretin, hükmetmek için yeterli olmadığının bilincinde… Ağır devlet sorunlarından kaçıp, hareme sığınırken bir Sultanın buna hakkı olduğuna kendini inandırmaya çalışıyor. Tek başına odasına kapandığında; bilinçaltındaki ölüm korkusunu ve yalnızlığını, musikinin sihirli gücüyle yenmeye çalışıyor. Kendisini bir şehzade olarak taht için hazırlamayan babasını bir türlü affedemiyor. İçinde biriken tepkiyle Muhteşem Süleyman’ın gölgesinde kalmamak, tarihe geçmek, gelecekte de anılmak için çırpınıyor. Karşısında baba şefkatiyle derdini dinleyen bir bilge… Yarattığı eserlerle düşleri düşünceyle taçlandıran, düşünceyi sanatıyla taşlaştıran gerçek bir sanatçı! Tarihte çığır açmış bir mimar… Koca Sinan var! Drama sanatı adına; tarihi kişileri, yaşadıkları ortamda, çağdaşlarıyla birlikte düşünerek yola çıksak da onları günümüze getirirken, kimliklerini evrensel değerlerle birlikte yorumlamak gibi bir görevimiz var. Kadim kültürümüzün o kutsî, manevî mirasından esinlenerek. Hünkar ile Mimar - Düşlerde Selimiye Cem Günen
Edebiyat
Hünkar ile Mimar - Düşlerde SelimiyeCem Günen · Platanus Publishing · 20221 okunma
·
179 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.