Yazarın Körlük kitabının ardından, acaba neyle karşılaşacağım diye düşünürken, beni farklı bir seviyede şaşırtan bir kitapla karşılaştım. Tüm yorumlara, eleştirilere, dini konulara kattığı yorumlara karşı, bu kitabı bir hikaye gözüyle okudum. Bana hiç bir açıdan rahatsız edici gelmedi. Jose bana bir hikaye anlattı ve ben de onu dinledim. Bir kitabın amacı, eğer okuyucu düşündürmekse oscara aday olmalı bu kitap bence :)
Bundan sonrası konuyla ilgili spoiler içerebilir... Kitabın en güzel kısmı, Tanrı'nın hiçkimsenin öldürememesiyle cezanlandırılmış Kabil'in zaman içinde yolculuk yapabilmesi fikri. Ben okurken kitabı, aslında Kabil hiç ölmüyorsa, şu an aramızda da yaşıyor olabilir fikriyle okudum. Düşünsenize ilk insanın yaratılışından beri ceza olarak ölmeyen biri. İlk katil. Belki bizden biri!!! aramızda!! belki de ben!!! Kitabının bir bölümünde sen hem Habil'sin hem de Kabil'sin diyordu. Yani hepimiz, hem Habil'iz hem de Kabil'iz aslında. Kader veya dini hikayelere kattığı kendi yorumuna girmeyeceğim ama son bölümdeki agresifliği beklenmedik bir sıçrama yapıyor okuyucuda. Nuh'un gemisindeki tüm insanları öldüren Kabil !!! Sırf Tanrı'ya olan kini yüzünden herşeyi yok etmesi!!! Tanrı'dan rol çalması !!! İnsanlığın sonu ??? Bu yazdıklarım size tanıdık gelmiyor mu ? Küresel ısınma, çevre kirliliği, tükenen kaynaklar, DNA sıyla oynanmış insanlar, hayvanlar.... Çoğu kişi bu son sahneyi rahatsız edici bulmuş. Oysa ben sadece bize aktarılanı bildiğimizi düşünüyorum. Insanlık kaç kere yeniden oluşturulup inşa edilmiştir? Kaç felaket atlatmıştır? Bunları bildiğimizden emin miyiz ki? Kaç kere insan nesli tükenmiştir ve kaç kere daha tükenecektir!!! Insanoğlu kendini kaç kere mahvedebilir?? İnsan kendi içindeki kötülüğe, katile kaç kere karşı koyabilmiştir?