Sırça Fanus, yalnızca bir kadının depresyonunu anlatan bir roman değil, varoluşun kendi ağırlığı altında nasıl çökebileceğinin soğukkanlı bir tasviri. Sylvia Plath burada trajediyi büyütmüyor, dramatize etmiyor, yalnızca en yalın haliyle gösteriyor: insanın dünyaya ait hissedememesini, seçimlerin boğuculuğunu, hiçbir yöne gidememenin paralizini. Esther Greenwood’un önünde onlarca seçenek var ama hiçbirine gerçekten uzanamıyor. Çünkü birini seçmek, diğerlerinden vazgeçmek demek. Ve o bekledikçe, incirler çürüyüp yere düşüyor.
Ve sonra sırça fanus iniyor. İnsanlarla konuşuyor ama sesleri boğuk, dünyayı izliyor ama ona dokunamıyor. Hayat akmaya devam ediyor, ama Esther onun dışına itilmiş gibi. Plath burada depresyonu bir “olay” olarak değil, bir varoluş biçimi olarak resmediyor. Duygular soluyor, dünya bulanıklaşıyor ve giderek daha fazla içeride, daha fazla yalnız, daha fazla kopuk hissediyorsunuz. Hiçbir şey dramatik değil, her şey olağan. Ve belki de en korkuncu bu.
Esther’in fanusu kırılmadı, sadece çatladı. Ama bazı camlar kırılınca içeri ışık sızmaz, yalnızca daha küçük parçalara ayrılarak insanı daha da yaralar. Plath’in dünyasında bazı insanlar hayata kök salamaz, bazı hikâyeler bir yere bağlanmaz, bazı fanuslar sonsuza kadar kapanır. Ve insan bazen bu camın ardında yaşamayı öğrenmek yerine, sadece içeride tükenerek kaybolur. Sylvia PlathSırça Fanus
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,2bin okunma