Freud’un etkisinde yetişmiş biri olarak, davranışları geçmiş travmalarla açıklamak bana hep mantıklı gelmişti. Her duygunun bir kökü vardı, her eylem bir geçmişten sürükleniyordu. Ama bu kitap, alıştığım düşünce düzenini sorgulattı. Adler’e göre travma bir kader değil, bir yorum biçimi. Mutsuzluk, düşündüğümüzden daha fazla bizim elimizde. Bu iddia ilk başta rahatsız edici geliyor ama sonra fark ediyorsun: rahatsız edici olması, onu yanlış yapmıyor.
“Hayatın anlamı yoktur” fikrine hep yakın hissettim ama bu kitapta ilk defa bu düşünceye umutla yaklaşan bir ton gördüm. Anlamın verilmediğini, inşa edildiğini söylüyor. Yani boşlukla yüzleşmek bir yıkım değil, bir başlangıç. Bu, bana kendi düşüncelerimin arkasını daha net görmek gibi geldi. Eskiden varoluşsal sorgulamalar içimi sıkarken, şimdi alan açıyor.
Adler’in yaklaşımı, insanın geçmişinden çok şu anki tutumuyla tanımlandığını söylüyor. Bu da “ben böyleyim çünkü geçmişte şu oldu” söylemini boşa çıkarıyor. Aslında bu epey cesaret isteyen bir şey. Çünkü eğer mutsuzluk bir sonuç değil de bir seçimse, sorumluluk artık geçmişte değil, tamamen sende.
Bu kitap Freud’la arama mesafe koymadı, ama düşünsel yelpazemi genişletti. Artık tek bir kurama yaslanarak değil, farklı pencerelerden bakarak anlamaya çalışıyorum. Ve sanırım esas değişim de tam olarak burada başlıyor: geçmişi açıklamak değil, geleceği şekillendirmek için düşünmek. Ichiro KishimiFumitake KogaKendinle Savaşma Sanatı