Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 43 dk.
Sayfa Sayısı:
96
Basım Tarihi:
2022
İlk Yayın Tarihi:
1950
Yayınevi:
Can Yayınları
Orijinal Adı:
L’Été
ISBN:
9789750756450
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Kışın ortasında, içimde bir yaz.
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2025 11:11
Camus’nün Yazı, güneşin yakıcı ve şefkatli ışığını bir ruh hâli gibi önümüze seriyor. Bu kitap bir romanın düzenli ritminden çok, ara sıra duran, derin nefes alan bir deneme koleksiyonu; satır
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2025 2. kitabı
Adına aldanip aldığım bir kitap. Yaz imgesi ben de güzel şeyler oluşturuyor fakat beklediğimi karşılamadı. Cümleler çok anlaşılmaz ve gereksiz bir şiirsellik veya edebiyat havasi var. Stream of Conciousness diyebileceğimiz teknikle sadece düşündüklerini yazdığı bir anlatım şekli var. Varoluşçu yazarları seviyorum fakat Camus üniversitede çok fazla reklamını yapmalarına rağmen bu kitabi beni etkilemedi. Aynı şekilde Sisifos Soyleni kitabında da sadece Sisifos anlatısı beni etkilemişti. Onun dışında anlatılanları sadece okumak için okumuştum. Sıradan bir okuyucu için Camus sıkıcı gelebilir.
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
6/10
·96 syf.··
2022 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2022 00:03
Camus nün okuduğum üçüncü kitabı ve birkaç tane denemeden oluşuyor. Yabancı ve Tersi ve Yüzü kitaplarına göre Yaz kitabı kendini okutturmayı pek başaramadı bana göre. Bunun sebebi denemelerden oluşması. Fakat denemelerde üstüne düşünülecek birçok fikir ortaya çıkıyor, özellikle Gizlem adlı denemede “uyumsuzluk”, “anlamsızlık” gibi kavramları sorgulamamıza olanak sağlıyor. Yazarı daha iyi anlamak adına okunması gereken ne kitap olduğu kanısındayım.
Edebiyat
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
Albert'in beyni
Puan vermedi·96 syf.··
2025 4. kitabı
Kitap anlatım olarak zor başlıyor. Sonrasında kolaylaşıyor ya da ben anlatıma alıştım. Hikaye tarzında bir felsefe kitabı denebilir. Alber Camus'ün diğer eserleri hakkında ufak fikirler var. Ancak tamam en bağlantılı değil. Biraz günlük ya da not defteri havasında yazılmış. Kesinlikle 1-2 günde okurum yaa diye düşünmeyin. ince olsa da sindirerek okumak lazım. Maalesef 2-3 yerde okurken sıkıldım. Satın alıp okumak yerine Kütüphaneden vs ödünç alınabilir. Olağan üstü bir kitap değil sadece Albert Camus'nün neler yazdığını merak ettiğim için okumak istedim. Puan: 10/6
İnsan ve Duygular
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
Camus’nün Yaz’ı üzerine
Puan vermedi·96 syf.··
2025 17. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2025 10:12
Camus’nün Yaz’ı, yalnızca bir kitap değil; güneşin kavurduğu taş duvarlarda yankılanan bir düşünüş biçimi, bir varoluş sesi. Sayfaları çevirdikçe, sanki Akdeniz’in tuzlu rüzgarı yüzüme çarpıyor,
Edebiyat-Düşünce
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
Yaz”, bir mevsim kitabı olmaktan çok daha fazlasıdır
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
Merhabalar kitapsevenherkes ailesi Albert Camus’nün “Yaz” adlı eseri, yalnızca bir mevsimin betimlemesi değil, insanın iç dünyasına açılan bir pencere gibidir. Camus, güneşi, ışığı, denizi ve taşları anlatırken aslında bize yaşamın özünü fısıldar. Göz alıcı bir doğa tasvirinin arkasında derin bir varoluş sorgulaması gizlidir. Camus’nün satırlarında yaz mevsimi, sadece sıcak günlerden ibaret değildir; dinginliğin, yeniden doğuşun, içsel bir hesaplaşmanın sembolüne dönüşür. Onun kaleminde güneş, kimi zaman insanı özgürleştiren bir ışık, kimi zaman da hakikatin sert yüzünü gösteren bir ayna gibidir. Okurken insan, kendi yaşamına dönüp bakar. Bir yanda denizin tuzlu esintisi, bir yanda varoluşun ağır soruları… İşte bu denge, Camus’nün yazılarında en çok hissedilen şeydir. “Yaz”, bir mevsim kitabı olmaktan çok daha fazlasıdır: İnsan olmanın, yaşamı tüm acısıyla ve güzelliğiyle kucaklamanın bir manifestosudur. Bu yüzden “Yaz”, yalnızca Camus okurlarına değil, hayatın anlamını sorgulayan herkese seslenir. Satır aralarında hem güneşi hem de gölgeyi hissedersiniz.
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2023 105. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2023 21:13
1939-1953 yılları arasında yazılmış 8 denemeden oluşuyor kitap. Yazarın kendi ülkesi Cezayir’e, Antik Yunan’a ve sıkça bahsettiği II. Dünya Savaşı sonrası Avrupasına dair düşüncelerine yer verilmiş. Camus’nun yazdıklarından anladığım kadarıyla canını sıkan her şeye karşı çareyi Akdeniz’e ve denize sığınmakta buluyor. (Ortak noktamız)
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20222,512 okunma
Cut
9/10
·96 syf.·
2025 14. kitabı
·
Albert Camus’nün denemelerinden oluşan bir kitabıdır. Kitap, yazarın Akdeniz kültürüne ve doğasına duyduğu derin hayranlığı, aynı zamanda varoluşçu bakış açısıyla harmanlanmış yaşam sevgisini yansıtır. Camus, bu eserinde özellikle mutluluk, ışık, doğa ve insanın varoluşu üzerinde duruyor. Camus, Akdeniz coğrafyasına duyduğu bağlılığı metinlerinde oldukça güçlü bir şekilde aktarır. Deniz, güneş, ışık ve doğanın muhteşem döngüsü üzerine şiirsel betimlemeler yapar. Doğa, insana yaşamın keyif veren ve anlamlı yanlarını hatırlatan bir kaynaktır. Mutluluk, absürd gerçekliğin farkında olarak hayatı olduğu gibi kabullenmekten geçer. Yaz sıcağı, deniz dalgaları ya da bir ağaç gölgesi gibi basit şeylerin mutluluk kaynağı olabileceğini vurgular. Yazın geçiciliğiyle insana ölümün ve yaşamın sonluluğunu hatırlatır. Ancak bu, umutsuz bir tema olarak değil; yaşamın geçiciliğine rağmen onu kucaklamanın bir yolu.. Akdeniz’in etkileyici doğasını ve insanın yaşam sevgisini anlatır. Camus, burada yaşamın maddi ve somut yanlarına vurgu yapıyor. İnsanlık tarihine ve yeryüzünün geçmişine dair derin bir sorgulama içerir. Doğanın ve insanın yüceliği karşısında alçakgönüllü bir duruş sergiliyor. Camus’nün diğer eserlerine kıyasla daha hafif ama bir o kadar da derin bir kitap. Doğa ile insanın uyumunu, yaşam sevgisini ve felsefi düşünceleri aynı potada eriten bir başyapıt olarak değerlendirilebilir. Kitap, hem şiirsel bir üslupla insan ruhuna dokunuyor hem de felsefi anlamda varoluş üzerine düşünmeye davet ediyor. Akdeniz havasını hissederek, yaşamın güzelliklerini bir kez daha fark etmek isteyen herkese tavsiye edilir.
1000Kitap
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20212,512 okunma
Kışın ortasında, içimde yenilmez bir yaz bulunduğunu öğreniyordum
Puan vermedi
Kitabı okurken elimde kağıt parçalarından bir şeyler okuyor gibi değil de, Cezayir’in güneşinde, onun çok sevdiği denize bakmak için, sahilde kumlara oturmuş Albert CamusAlbert Camus dan bu hikayeleri dinliyor gibi
1000Kitap
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20212,512 okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2015 915. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2015 21:32
Eser sekiz kısa deneme yazısından oluşuyor.Kitapta ki ilk deneme 1939 son deneme ise 1954 yılında yazılmış... Albert Camus bu eserini doğdu, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği yer olan Cezayir'i esas alarak; sert doğası ve çekici yakıcılığını diğer kentlerle kıyaslamaya başlayarak yazmış... Doğasına, denizine, dağlarına duyduğu bu şiirsel sevgiyi tüm yaşamına yansıtarak kendi felsefesini oluşturmuş... Eser de Yunan Mitolojisi ve Avrupayı sade bir dille yargılıyor. Denemelerde yer alan şehirleri duygusal ölçü de sevmiş ve eleştirmiştir. Paris onun gözünde yürek için bir çöl iken, Viyana'da sessiz bir genç kızdır. Cezayir ise dostluk gülüşünün dünyaya yayıldığı, başkaldırının, aşkın parçalandığı ve denize karşı yakılan ateşin keyfini bilenlerin gidebilecekleri yerdir... Yazar eserinde kendi kişiliğinden ve duygularından da bahsediyor... Açıkçası bu eserin bir bütün olarak roman olmasını isterdim. Bir deneme yazılmış aradan 3-4 yıl geçmiş ve tekrar yazılmış bu da biraz kopukluğa sebep oluyor. Bu konu kitabın arka kapak yazısında da belirtilmiştir. Yaz adı altında topladığı metinler, her zaman olduğu gibi, yazarın başka metinleriyle bağlantılıdır; bu nedenle bu denemeleri, Camus'nün Düğün ve Bir Alman Dosta Mektuplar, Tersi ve Yüzü, Sürgün ve Krallık adlı kitaplarıyla bir bütün içinde düşünmek gerekir. (Arka kapak yazısından)
Felsefe
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20212,512 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.