Ceyda Karadağ

Ceyda Karadağ
@ceydakaradag
Industrial Engineer
16 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
10/10
·296 syf.··
2025 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2025 00:00
Freud’un etkisinde yetişmiş biri olarak, davranışları geçmiş travmalarla açıklamak bana hep mantıklı gelmişti. Her duygunun bir kökü vardı, her eylem bir geçmişten sürükleniyordu. Ama bu kitap, alıştığım düşünce düzenini sorgulattı. Adler’e göre travma bir kader değil, bir yorum biçimi. Mutsuzluk, düşündüğümüzden daha fazla bizim elimizde. Bu iddia ilk başta rahatsız edici geliyor ama sonra fark ediyorsun: rahatsız edici olması, onu yanlış yapmıyor. “Hayatın anlamı yoktur” fikrine hep yakın hissettim ama bu kitapta ilk defa bu düşünceye umutla yaklaşan bir ton gördüm. Anlamın verilmediğini, inşa edildiğini söylüyor. Yani boşlukla yüzleşmek bir yıkım değil, bir başlangıç. Bu, bana kendi düşüncelerimin arkasını daha net görmek gibi geldi. Eskiden varoluşsal sorgulamalar içimi sıkarken, şimdi alan açıyor. Adler’in yaklaşımı, insanın geçmişinden çok şu anki tutumuyla tanımlandığını söylüyor. Bu da “ben böyleyim çünkü geçmişte şu oldu” söylemini boşa çıkarıyor. Aslında bu epey cesaret isteyen bir şey. Çünkü eğer mutsuzluk bir sonuç değil de bir seçimse, sorumluluk artık geçmişte değil, tamamen sende. Bu kitap Freud’la arama mesafe koymadı, ama düşünsel yelpazemi genişletti. Artık tek bir kurama yaslanarak değil, farklı pencerelerden bakarak anlamaya çalışıyorum. Ve sanırım esas değişim de tam olarak burada başlıyor: geçmişi açıklamak değil, geleceği şekillendirmek için düşünmek. Ichiro Kishimi Fumitake Koga Kendinle Savaşma Sanatı
Kendinle Savaşma SanatıIchiro Kishimi · Koridor Yayıncılık · 20192,533 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·256 syf.··
2025 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2025 15:40
Sırça Fanus, yalnızca bir kadının depresyonunu anlatan bir roman değil, varoluşun kendi ağırlığı altında nasıl çökebileceğinin soğukkanlı bir tasviri. Sylvia Plath burada trajediyi büyütmüyor, dramatize etmiyor, yalnızca en yalın haliyle gösteriyor: insanın dünyaya ait hissedememesini, seçimlerin boğuculuğunu, hiçbir yöne gidememenin paralizini. Esther Greenwood’un önünde onlarca seçenek var ama hiçbirine gerçekten uzanamıyor. Çünkü birini seçmek, diğerlerinden vazgeçmek demek. Ve o bekledikçe, incirler çürüyüp yere düşüyor. Ve sonra sırça fanus iniyor. İnsanlarla konuşuyor ama sesleri boğuk, dünyayı izliyor ama ona dokunamıyor. Hayat akmaya devam ediyor, ama Esther onun dışına itilmiş gibi. Plath burada depresyonu bir “olay” olarak değil, bir varoluş biçimi olarak resmediyor. Duygular soluyor, dünya bulanıklaşıyor ve giderek daha fazla içeride, daha fazla yalnız, daha fazla kopuk hissediyorsunuz. Hiçbir şey dramatik değil, her şey olağan. Ve belki de en korkuncu bu. Esther’in fanusu kırılmadı, sadece çatladı. Ama bazı camlar kırılınca içeri ışık sızmaz, yalnızca daha küçük parçalara ayrılarak insanı daha da yaralar. Plath’in dünyasında bazı insanlar hayata kök salamaz, bazı hikâyeler bir yere bağlanmaz, bazı fanuslar sonsuza kadar kapanır. Ve insan bazen bu camın ardında yaşamayı öğrenmek yerine, sadece içeride tükenerek kaybolur. Sylvia Plath Sırça Fanus
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,2bin okunma
10/10
·428 syf.··
2025 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2025 00:00
Hayatta gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, önce durup şu soruyu sormamız gerekiyor: “Beni bugüne kadar ben yapan şeyler, bundan sonra da beni ileriye taşıyabilir mi?” Dr. Joe Dispenza, Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak kitabında bu sorunun cevabını ararken, bizi kendi benliğimizin derinliklerine inmeye davet ediyor. Alışkanlıklarımızın yalnızca birer davranış değil, beynimizin derinliklerine kazınmış yollar olduğunu, düşüncelerimizin ve duygularımızın bu yolları nasıl beslediğini anlatıyor ve en önemlisi, bu döngüden çıkışın hem bilimsel hem de ruhsal bir yolculuk gerektirdiğini gösteriyor. Kitapta beni en çok etkileyen fikir, “olanla otur” yaklaşımıydı. Günümüzde çoğumuz, hissettiklerimizden kaçmanın yollarını arıyoruz: kendimizi oyalıyoruz, üzerini örtüyoruz ya da yok sayıyoruz. Ama Dispenza diyor ki, “Değişim ancak hissettiklerinle yüzleştiğinde başlar.” Bu benim hayatımda da sık sık uyguladığım bir şey. Meditasyona oturduğumda zihnimde ne varsa – korku, öfke, kıskançlık ya da hayal kırıklığı – onlara alan tanıyorum. Onları bastırmak yerine görmeyi ve anlamayı seçiyorum çünkü bir duyguyu gerçekten görüp kabul ettiğinizde, onun üzerinizdeki etkisi azalıyor. Eski benliğin bağımlılıklarını bırakmanın tek yolu, önce onları tanımaktan geçiyor. Dispenza, bu süreci yalnızca spiritüel bir anlatıyla değil, bilimsel temellerle açıklıyor. Beynimizin nörolojik bağlantılarının, geçmiş deneyimlerle nasıl şekillendiğini ve meditasyonun bu bağlantıları yeniden yapılandırabileceğini öyle açık bir şekilde anlatıyor ki, değişimin mümkün olduğunu sadece hissetmiyor, aynı zamanda biliyorsunuz. Ama bu kitabın asıl etkileyici yanı, size yol göstermesi değil; sizi kendi yolculuğunuzun mimarı olmaya teşvik etmesi. Eğer gerçekten bir şeyleri değiştirmeye hazırsanız, önce
Kendiniz Olma Alışkanlığını KırmakJoe Dispenza · Butik Yayınları · 20151,518 okunma
10/10
·288 syf.··
2024 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2024 00:00
Adler’i okurken bir şey fark ediyorsunuz: İnsan aslında hiçbir zaman olduğu gibi değil. Kendini sürekli yeniden kuruyor. İnsanı Tanıma Sanatına dair söylediklerini okurken, bir yandan hayatınızda hep yapmak istediğiniz ama bir türlü yapamadığınız o soruyu soruyorsunuz: “Ben neyin peşindeyim?” Çünkü Adler, insanın sadece çevresine değil, kendi içindeki boşluklara da bakması gerektiğini söylüyor. “Aşağılık kompleksi” ya da “üstünlük çabası” dediği şeylerin tam da bu boşluklarla ilgili olduğunu, yani bir eksiklik hissiyle başladığını anlatıyor. Ama bu eksiklik, bir çöküş değil, bir yolculuk. Hedef, başkalarının onayını almak ya da sadece kendini savunmak değil; aslında bir yerlerde kendi içsel dengeyi bulabilmek. Adler, insanın niye böyle davrandığını, neye ulaşmaya çalıştığını anlamadan, onu çözmeye çalışmanın yanıltıcı olduğunu belirtiyor. Okudukça, insanın ne kadar karmaşık bir varlık olduğunu ama aynı zamanda bu karmaşanın bir şekilde düzenli bir şekilde işlediğini fark ediyorsunuz. Kitapta öğrendiğiniz bir şey var: “İnsanı tanımak, kendini tanımakla başlar.” Çünkü insan, kendisiyle yüzleşmeye başladığında, toplumsal normlardan, geçmiş travmalardan daha özgür olabilir. Ama asıl mesele şu: Bir insanın içindeki “ben”i anlamadan, onu etrafındaki dünya ile bağdaştırmak imkansız. Adler’in kitabı, bu karmaşık, bazen korkutucu yolculuğa çıkmak için bir davet ama en başından beri bildiğimiz bir şey var: Herkes bir yolculuk yapıyor, ama gerçek anlamda başlamak, önce kendinle barışmakla mümkün. Alfred Adler İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma SanatıAlfred Adler · Maya Yayıncılık · 20227,7bin okunma
8/10
·256 syf.··
2024 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2024 23:33
Özgür Ruh kitabını okumaya başladığımda, zihnimde sürekli konuşan bir ses fark ettim. Bu ses, geçmişte yaşadıklarımı yeniden anlatan, geleceğe dair sürekli varsayımlar üreten ve her şeyin kontrol altında olması gerektiğini söyleyen bir iç diyalogtu. Başlarda bu sesin benim bir parçam olduğunu düşünüyordum, ama Singer’ın “O ses sen değilsin” cümlesiyle fark ettim ki, bu ses yalnızca bir gözlemci. Benim kimliğim değil. Kitabın en etkileyici yönü, bu farkındalık anını yalnızca bir kavram olarak değil, bir deneyim olarak sunması. Singer, bizi bu sesin arkasında kim olduğumuzu keşfetmeye çağırıyor. Bu, zor bir çağrı çünkü geçmişten getirdiğimiz izler, acılar ve mutluluklar zihnimizde yankılanırken, onları serbest bırakmak başta imkânsız gibi görünüyor. Ama Singer, özgürlüğün bu serbest bırakma sürecinde yattığını anlatıyor. En çok duygularla ilgili bölümleri beni etkiledi. Bize hep öğretilen, duyguları bastırmak ya da kontrol etmek oldu. Ama Singer tam tersini söylüyor: “Bırak aksın.” Bunu ilk defa gerçekten denediğimde, içimde yükselen duyguları tutmadan izlediğimde bir hafiflik hissettim. O an anladım ki, aslında hep kendi yükümü taşımışım. Singer, yaşamın kontrol edilecek bir şey olmadığını, ona direnmeden teslim olmanın bizi gerçek anlamda özgürleştireceğini söylüyor. Bu teslimiyet, zayıflık değil; aksine en büyük cesaret. Kitabı okurken, sürekli zihnimle savaşmak yerine onun ötesindeki sessizliği fark etmenin ne kadar değerli olduğunu gördüm. Özgür Ruh, yaşamın akışına güvenmeyi, zihnin ötesindeki huzuru bulmayı ve gerçekten özgür olmayı arayan herkes için bir yol haritası. Michael A. Singer Özgür Ruh
Özgür RuhMichael A. Singer · Sola Yayınları · 2017189 okunma