Merhaba arkadaşlar! Bugün size #çingeneler adlı eserin incelemesi ile geldim.
İstanbul’un eski devirlerinde, zamanın akışının bazen saz tellerinde, bazen gölgelerin arasında kaybolduğu bir akşamüstü… Topçular’daki çingene çadırlarının arasında yankılanan büyülü bir şarkı, kaderin iplerini görünmez bir el gibi dokuyor. Bu şarkının çağrısına kapılan iki dost; mirasyedi, hovarda İrfan Bey ve ona hem gölge hem de tanık olan Hayri, bilinmez bir dünyanın eşiğinde durduklarının farkında bile değiller.
İstanbul’un gizli ruhunun, gecenin içinde yankılanan gülüşlerin, müziğin ve dansın ete kemiğe büründüğü bir rüya. Şehir burada sadece bir mekân değil, canlı bir varlık gibi nefes alıyor. Sulukule’nin dar sokaklarında yankılanan kahkahalar, Galata’nın meyhanelerinde içkilerle ıslanan hüzünler,Ayvansaray’da harmancıların yaktığı ateşler… Hepsi İstanbul’un kalbinin çırpınışları gibi.
İrfan bey,Alafranga sevdasının peşinde koşarken, alaturkanın büyüsüne kapılıyor. Başta burun kıvırdığı çingene müziği, ruhunu ele geçiriyor.Geceyi aydınlatan ateşlerin etrafında dönen kadınlar, tılsımlı sözlerle örülen şarkılar,zamanın akışını değiştiren danslar.Artık onun dünyasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Roman ilerledikçe gerçek ile hayalin sınırları belirsizleşiyor. Zaman eğilip bükülüyor; belki de bir kadeh şarabın içinde, belki de bir keman yayının titreyişinde kayboluyor. İrfan Bey’in hatıra defteri, sadece yaşananları değil, bir insanın ruhunun dönüşümünü de anlatıyor. O artık yalnızca bir mirasyedi değil, kederle mutluluğu aynı anda yaşayan bir düş gezgini.
Karşısına çıkan her çingene başka bir hikâye fısıldıyor. Kimi göçebe, kimi yerleşik; kimi kurnaz, kimi tutkulu… Gavur Etem’in gülüşü, Mangaptut Nazlı’nın fısıldadığı gizli kelimeler, Çakır Emine’nin delici bakışları… Hepsi, İrfan’ın kaderinin iplerini çözüyor ve onu dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarıyor.
Eserimiz, bizi bir zaman makinesine bindiriyor. İstanbul’un sokaklarını, kaybolan seslerini, geceyi aydınlatan ateşlerini anlatırken, tarihin tozlu sayfalarından fısıldayan unutulmuş hikâyeleri kulağımıza üflüyor. Bu roman, yalnızca bir anlatı değil; bir rüya, bir şarkı, bir hatıra…
@inkilapkitabevi