Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 19 Şubat 2025 00:11 "Gevezeliği bırak. Şu anda ömrümün en ehemmiyetli dakikalarını yaşıyorum. Hislerim beni şimdiye kadar asla aldatmamıştır. Müthiş bir şey oldu veya olacak."
İçimizdeki Şeytan
Sabahattin Ali’nin 1939 da yazdığı romanı İçimizdeki Şeytan; Macide ve Ömer’in arasındaki dalgalı bir aşk hikayesiyle başlıyor. Bu haliyle ilk başlarda tesadüfün gölgesinde yeşeren, naif ve imrenilen bir aşkın büyüyüşünü okuduğunuzu sanabilirsiniz (ben başta öyle düşünmüştüm ve çok da hoşuma gitmişti ). Okudukça yeni karakterlerle tanışacaksınız, Ömer’in en yakın arkadaşı Nihat, Emine hala, Bedri, İsmet Şerif, Emin Kamil…. Her karakterin derin analizleri yapılan romanda aslında bu genç aydınların her birinin dünyaya başka başka pencerelerden bakıp konuştuğunu fasıl sohbetlerinde satır aralarında keşfediyoruz. Baş karakterimiz Ömer, Macide ve Bedri aşk üçgeninde savrulan üç isim. Onlarda hayata dair birer temsil aslında. Bedri gerçek bir aydın, idealist bir öğretmen. Çalıştığı kasabada vatanına hakkıyla hizmet etmeye çalışıyorken hayatın her anında karşılaşacağınız o yargılayan, karanlık ve empati bilmeyen bakışların radarına yakalanıyor işinden ayrılıyor. Bedri aslında toplumda hepimizin kimi zaman kurbanı olduğu kimi zamanda bizzat kendisi olduğu doğruculukla gizli çıkarcılıkla karşı karşıya kalıyor. Macide ise o dönem kız çocuklarının kaderinin nasıl çizildiğini gösteriyor bize. Bir tesadüfle okula başlar birkaç sene devam ettikten sonra yine bir tesadüfle okuldan alınır (ansızın gelen koca kız oldu artık ne işi var okulda, evde otursun nakış öğrensin aydınlanması!). Yazar Macide’yi şanslı olarak düşünmüş ki Macide müzik eğitimi için Balıkesir’den İstanbul’a gelmiş, akraba evinde kalan yapı olarak güçlü bir kadın. Etrafında olup bitenlerin ve hislerinin farkında ve karar vermekten çekinmeyen bir karakter. Bir gece ansızın bavulunu alıp gidişlerinden anlıyoruz bunu. Kitaptaki birkaç kadın karakterden en önemli olanı Macide ve yazar onunla okura aşık ve cesur kararlar verebilen bir kadının kendisiyle ilgili idealleri, hayalleri ve sevgilisine karşı yaşadığı güvensizlik kaygılarını anlatıyor. Bavulun alıp gittiğinde gidecek bir yeri olmadığını bilse de kendine olan saygısından ona atfedilenleri kabul etmiyor. Ömer ile olan ilişkisinde her ne kadar sevgilisini çok sevse de sağlıklı bir ilişkiden uzak olduklarının, Ömer’in iradesindeki zayıflığın birlikte bir gelecek kurmalarına engel olduğunun farkında. Ömer ise başlı başına bir psikolojik inceleme olarak önümüze seriliyor. Ömer hayatı günübirlik yaşayan, kafasına estiği gibi davranan ve yaşamı pek de ciddiye almayan bir genç. Bir memuriyeti de var fakat dönemin memur tiplemelerinden oldukça uzak. Başta özellikle Nihat ile olan konuşmalarından hayata dair anlam arayışında kaybolmuş olduğunu sansak da sonrasında bu kaybolmanın kararsızlıktan başka bir şey olmadığını görüyoruz. Bütün hayatının bir karasızlığının pençesinde savrulduğunu zaman zaman kabul etse de çoğu kez bunun içindeki onu ele geçiren şeytanın işi olduğunu savunur. Hatta bu şeytanın her insanın içinde yaşadığını ve onları yaşamaktan, gerçek bir iş yapmaktan alı koyduğunu iddia eder. Aşkında, işinde, dostluklarında hep bu şeytana kaybeden ve hayatı gittikçe çıkmaza sürüklenen bir karakter. Onun bu hallerinde zaman zaman yaşadığımız ikilemleri bulabilirsiniz hatta içinizden gelerek yapmadığınız işlerde kendinizi ikna etmeye çalışan yanınız ile bunu neden yaptın diye soran iç sesinizi ömerde rahatlıkla görebilirsiniz. Tekrar tekrar okunacak derinlikte, keyifli ve güçlü bir kurgu olan İçimizdeki Şeytan kendi adıma okumakta geç kaldığım bir roman oldu.
NOT: Kitaptaki Nihat karakterinin Nihal Atsız'a bir gönderme olduğunu ve Atsız'ın da bu göndermeye imalı ve sert bir dille karşılık vererek Sabahattin Ali'yi bir çarpışmaya davet ettiğini yeni öğrendim.