·280 syf.····Okunma: 13 Mart 2025 00:49 Maksim Gorki'nin otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı olan çocukluğum, asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan yazarın çocukluğuna geniş bir bakış açısı sunuyor. Küçük yaşta fazlaca acımasız olaylarla ile tanışan Aleksey'in yaşadıkları onun tüm ömrünü etkileyecek kadar ağır olacaktır. Beni bilenler bilir zor şartlarda yetişmiş, anne-baba sevgisi almamış, çocukluğunu yaşamamış, erkenden büyüyüp, olgunlaşmış olan yüreği yaralı çocuklara karşı büyük bir hassasiyetim vardır. Aleksey'in çocukluğunu okurken içim nasıl sızladı, yüreğim nasıl burkuldu anlatamam. Kendisi küçük ama yüreği kocaman olan o çocukların hepsini kanatlarımın arasına alıp okşayıp, sımsıkı sarmalamak, yaralarını öpmek gelir içimden.. :(( ömür boyu sızlar o çocukların yüreği ömür boyu..
Geçelim kitaba; beş yaşında babasını kaybeden Aleksey'in aynı gün kardeşi de ölü doğmuştur. Babasının ölümünün ardından annesiyle birlikte büyükannesi ve dedesinin yanına taşınırlar. Burada Aleksey, iki dayısı, kuzenleri, dedesinin kumaş boyama atölyesindeki çalışanları ve kiracıları ile yaşamaya başlar. Daha beş yaşında olan Aleksey, yaramazlık yaptığında dedesi tarafından kırbaçlanma cezası alacağını öğrenir. Dedesi çocukların dayakla, korkuyla terbiye edilebileceğini savunan bir adamdır. Yeri geldiğinde kendi karısını dahi dövecek kadar katı yüreklidir. Aleksey'in evde tek sevdiği kişi büyükannesidir. Büyükannenin tatlı, sevecen, sakin sesi, yumuşak davranışları ve anlattığı masallar Aleksey üzerinde oldukça etkilidir. Evde hergün şiddetli kavgalar yaşanır. Dayıların miras kavgaları, annesinin birdenbire kaybolup gitmesi, evde çıkan büyük yangın sonrası yaşananlar aileyi büyük sıkıntılara koyar. Yangın sonrası başka bir eve taşınırlar.
Büyükannenin dışında Aleksey'in en yakın arkadaşı, ondan katbekat büyük olan İyi İş'tir. Evde İyi İş'i kimse sevmez, sadece Aleksey, ondaki benzersizliği anlamış, onunla arkadaş olmuştur. Aleksey, onun sayesinde bakış açısı bakımından birçok gelişme yaşar. Örneğin bir tavuğun, bir kuşun, bir çiçeğin farklı yönlerini keşfeder. Ancak evdekiler Aleksey'in İyi İş'le arkadaşlıklarını hoş görmezler ve alt tabakadan olan İyi İş'i evden kovarak, Aleksey'den ayırırlar.
Evde iki Tanrı'ya inanılır. Büyükannenin Tanrı'sı daha bağışlayıcı, merhametli iken, dedesinin Tanrı'sı korkutucu, cezalandırıcı bir Tanrı'dır. Tanrı diye bahsedilen aslında ikonalardır. Aleksey, büyükannesinin Tanrı'sına inanmayı seçmiştir. Bir süre sonra Aleksey'in annesi geri döner. Kardeşlerin hak talepleri, dedenin anneyi varlıklı birine verme çabaları, evdeki huzursuzlukları tetikler. Evdeki çatışmalar, bağrışmalar, kavgalar sonrası bir anda sanki hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine sarılıp, ağlaşan aile, Aleksey'i oldukça şaşırtır ve Rus insanının acıları alaya alan, üzüntüleriyle eğlenmeyi seven bir yapıları olduğunu düşündürür.
Aleksey'in annesi kendisinden on yaş küçük bir adamla yeniden evlenir. Dedesi, anneye drahoma vermek için evi satar. Küçük bir yere taşınır, maddi durumları gittikçe kötüleşmiş, iflas etmişlerdir. Bir annede, bir dedede kalan Aleksey, evlendikten sonra annesinin değişimine şahit olur. Hem annesinden, hem babalığından yediği dayaklar artar. Gittikçe hırçınlaşıp, yaramazlık yapan Aleksey, okuluna da adapte olamaz. Öğretmenleri ondan şikayetçidir. Annenin drahomasını kumarda yiyen babalık kayıplara karışır. Anne, kucağında çocuğu ile babasının evine geri döner. Evdeki maddi sıkıntılar Aleksey'i küçük yaşlarda mahalle çeteleri ile toplanıp, hırsızlık yapmaya iter. Bazen hurda satarak büyükannesine destek olur ama çoğu zaman çalar. Tüm yaşananlar sonrası büyükanne kendini içkiye vermiş, dede iyice aksileşip, cimrileşmiş, Aleksey'in annesi ise hastalanıp, ölmüştür. Anne toprağa verildikten birkaç gün sonra büyükbaba daha sekiz yaşında olan Aleksey'i yanına çağırıp, şöyle der.
“Hadi, Aleksey, boynumda madalya değilsin sen benim, bu evde yerin yok artık, git, insanların arasına karış...”
Ve şu alıntı ile noktalamak istiyorum. Çünkü bu alıntı aslında Aleksey'in yaşadığı herşeyi biriktirdiğini ve büyüdüğünde yazılacak hikâyelere dönüştüreceğini gösteriyor, ki öyle de yapmış.
"Çocukluğumda kendimi, arıların balını bıraktığı gibi; sıradan, sade insanların her birinin ruhumu zenginleştiren bir şeylerini, yaşamla ilgili bilgilerini, düşüncelerini, deneyimlerini bıraktığı bir arı kovanı gibi düşünüyorum. Bu bal sık sık acı, kirli oluyordu, ama gene de her bilgi bir çeşit baldı."
Kitapla kalın.