Puan vermedi·517 syf.··Beğendi
· İncelememe şunu söyleyerek başlamak istiyorum; Martin Eden asla tek başına bir aşk romanı değildir. Sebeplerime gelmeden önce kitap hakkında kısa bir bilgilendirme geçeceğim.
Kitap, Jack London tarafından 1909 tarihinde, naturalizm ve realizm akımı etkisinde yazılmıştır. Bu sebepledir ki bazı okurlar kitaptaki betimlemeleri yersiz ve sıkıcı bulmuş. Anlaşılabilir bir durum olarak değerlendiriyorum bunu, naturalizm etkisiyle yazılmış romanları okumak zaman zaman insanı bunaltabiliyor. Ancak şunu da eklemeliyim ki, ben bu romanın tek kelimesinden dahi sıkılmadım. Üstelik okuması öyle zevkli ve edebi açıdan doyurucu ki ne kadar anlatsam az kalır. Levent Cinemre bir çevirmen olarak harika iş çıkartmış, takdir ettim ve hayran kaldım.
Romanımız, Martin Eden’ın Ruth karakterini görüp aşık olmasıyla başlıyor. Kendisi bir proleter, yani işçi. Yalnızca bir ablası var, annesi babası yok. Geçimini sağlamak adına denizcilik yapar, kalan vaktinde ise serserilik yapmakla meşguldür. Aslında Ruth ile tanışana kadar da bu hayattan çok da şikayetçi değildir, hiç yoktan iyiyse mutludur.
Gelgelelim maalesef Martin burjuva sınıfı ile tanışır ve tüm olay da burada patlar. Ruth’a öyle aşık olur ki ona layık olabilmek adına okumaya ve öğrenmeye başlar. Günde yalnızca dört saat uyur ve geri kalan vakitlerde ise kendini geliştirmek adına okur ve öğrenir.
Gel zaman git zaman felsefe ile tanışır, kedine fikirler edinir. Yaşamını devam ettirmek adınaysa yazarlık yapmaya başlar ancak kimse yazılarına fiyat biçmez ve satın almaz.
Zaman geçtikçe kendini ‘bireyci’ olarak adlandırır ve eğitim seviyesini yükseltir. Artık eski proleter Martin değildir o, çok daha büyük, çok daha iyi bir versiyonudur. Artık insanlarla münakaşalar edecek kadar edebiyat, felsefe ve hatta biyoloji biliyordur. Kendini öyle kaptırmıştır ki Ruth’un onun bu yaptığını desteklemediğini bile gözardı eder ve görmez. Zamanla Ruth ondan uzaklaşmaktadır.
En acısı da budur zaten, Ruth için yaptığı her şeye karşılık sevdiği kadın onu asla bu konularda desteklemez ve hatta Ruth, zaman zaman Martin’in edebiyat ve felsefedeki fikirlerinden utanır. Ben kitabı okurken Ruth karakterinden pek de hazetmemiştim fakat bir noktada da onu anlayabilmiştim. Okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır, Ruth yalnızca gelecek garantisi istiyordu ve bulamıyordu. Martin yalnızca yazı yazıyor, yazılarını satamıyor ve sefalet içinde yaşıyordu.
Kitapta Martin çok kez sosyalizme karşı geldiğini ve bireyci olduğunu savunsa da ben Martin’de bunu asla göremedim. Martin hep eline ilk para geçtiğinde etrafındaki insanlara harcadı, kendini hep bir topluma ait görmek istedi; kabul edilmek istedi. O kafasında büyüttüğü, ilahlaştırdığı burjuvalardan olmak istedi. Bir yandan da toplumda tek başına varolabileceğine, en büyüğün her zaman küçükleri yediğine inandığını düşündü. Kendini bireyci sanma sebebi neydi diye düşündükçe tek bir sonuca varıyorum; savaşma gücü buluyordu. Kimse yanında yoktu ve kimsenin yanında olmasına ihtiyacı olmadığına kendini inandırmaya çalışıyordu. Her zaman önce kendini var etmeye odaklandığını sanıyordu ancak Ruth için görünür olmaya ve onun erkeği olmaya çabalıyordu. Kendini bireyci olmakla kandırıyordu, nitekim onun sonunu getiren de bireyciliği oldu.
Kitap bence aşktan çok sınıf ayrılığını ve insanların sınıf atlayabilmek adına nelerle savaştığını, nasıl şartlarda çalıştıklarını, aşklarınınım bile beş para etmediğini anlatıyor. Kapitalizmin kötülüğüne sık sık atıfta bulunulmuş, para arttıkça insanın değeri bu iğrenç sistemin sayesinde nasıl da arttığı gözler önüne serilmeye çalışılmış. Jack London’ın kendisinin de bir sosyalist olduğunu düşünürsek kitabın kocaman bir kapitalizm ve bireycilik eleştirisi olduğunu söyleyebiliriz bence.
Kitabı genel olarak çok beğendim. Bu yazının bir makale değil kısa bir inceleme olduğunu kendime hatırlata hatırlata ancak bu kadar kısaltabildim. Bana kalsa konuşacak çok şey var bu kitap ve karakterler hakkında fakat hiç istemeyerek kısa kesiyorum ve kitabı şu alıntıyla bitiriyorum:
“Kölelerden oluşan hiçbir devlet sonsuza kadar yaşayamaz.”