Puan vermedi·816 syf.····Okunma: 15 Mart 2025 18:27 Almanya siyasi birliğini henüz 1871 yılında sağlamışken hem İngiltere hem Fransa hem de Rusya’ya karşı üç cephede birden savaşacak güce sadece 40 yılda nasıl ulaşabildi? İşte Peter Watson, Alman dehası kitabında bu soruya cevap aramıştır. Ancak Watson bu kitabında Almanya’daki teknolojik gelişmeler ve pozitif ilimlerdeki ilerlemelerden ziyade edebiyat, tarih, felsefe, tiyatro, şiir, müzik, psikoloji, din, resim, sinema gibi beşeri ilimlerdeki ilerlemeleri ele almıştır. Yazarın bu yolu seçmesinin sebebi aslında Almanya’nın H*tler’den, Panzer tankları ve denizaltılardan ibaret olmadığını okuyucuya göstermektir.
Kitabın özetine geçmeden önce Prusya’nın, Alman İmparatorluğu’na nasıl dönüştüğünden kısaca bahsetmek gerekir.
Prusya, 17. YY’ın başına kadar Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na bağlı bir dükalıktı. 1618’de çıkan 30 Yıl Savaşları’ndan galibiyetle ayrılan Prusya 1648 yılında imzalanan Vestfalya Anlaşması ile sınırlarını bir hayli genişletti. Daha sonra 1701-1713 yılları arasında gerçekleşen İspanya Veraset Savaşı’ndan galibiyetle ayrılarak Krallık statüsünü kazandı. 19. YY’ın başında cereyan eden Napolyon Savaşları’nın ilk yıllarında topraklarının büyük bir kısmını kaybetse de Waterloo Savaşında Fransızları mağlup etmeyi başardı. 1867 yılında Otto von Bismarck'ın başbakanlığa atanmasıyla hızlı bir atılım yapan Prusya önce Danimarka’yı mağlup etti. Hemen ardından Avusturya-Macaristan’ı mağlup ederek tüm Cermen ırklarının koruyuculuğunu üstlendi. 1870-71 yılında da Fransa’yı yenerek Alsace-Lorreain bölgesini ele geçirdi. Yapılan bu savaşın ardından Prusya Kralı I. Wilhelm, Alman İmparatorluğu’nun kurulduğunu tüm dünyaya ilan etti.
Almanya’nın bir dükalıktan İmparatorluğa dönüşmesinin altında yatan en büyük sebeplerden bazıları “Pietist Hareket” ve “Okuma Devrimi”dir. Pietizm kelime anlamı olarak “görev bilinci” anlamına gelmekte olup Protestanlık kökenli bir din akımıdır ve Pietizm’e göre dünyada yapılan iyi işler mahşer gününde insanların kaderini belirleyecektir. Pietistlere göre bir insan bu dünyada diğer insanlara yardım ederek yaradılış amacını gerçekleştirir ve Tanrı’ya yaklaşır. Bu akım sayesinde I. Friedrich Wilhelm zamanından itibaren Prusya, modern Avrupa’nın en disiplinli halkı haline gelmiştir. Okuma Devrimine gelecek olursak; özellikle 18. YY'dan itibaren Prusya’daki büyükşehirlerde ödünç verme kütüphaneleri ve okuma dernekleri kurulmaya başlanılmıştır. Buna ek olarak kitapların Latince bastırılması geleneği terk edilerek Almanca kitap basımı konusunda yazarlar teşvik edilmiştir. Kitabın diline ek olarak bu dönemde teolojik konulu kitapların basım sayısında gözle görülür bir düşüş olmuş pozitif ve beşeri ilimleri işleyen kitaplar basılması desteklenmiştir. Tüm bunlara ek olarak 1820’lerden itibaren 7-14 yaş arası çocukların okula gitmeleri zorunlu kılınmıştır. Bu yıllarda Almanya’da süreli yayın, üniversite, fizik ve kimya laboratuvarlarının sayısı tüm Avrupa ülkelerini geride bırakmış ve okuma yazma bilmeyenlerin sayısı %0,5’e kadar düşmüştür.
Prusya’nın ilerlemesindeki bir diğer sebep ise Büyük Friedrich döneminde yapılan reformlardır. Bu dönemde askeri konularda ıslahatlar yapılmış, ekonomik kalkınma projeleri hazırlanmış, basın özgürlüğü güvence altına alınmış, idam suçlarının sayısında azaltma yoluna gidilmiş ve Prusya hukukunun kodifikasyonu gerçekleştirilmiştir.
Son olarak en önemli atılımlar üniversiteler hakkında olmuştur. Önceden üniversiteler Prusya Prensleri ve özellikle Kilisenin emri altındaydı. 18. YY’dan itibaren üniversiteler Prenslerin ve Kilisenin baskısından çıkarılarak özerk bir statüye dahil edildi ve üniversitede hocalık yapacak kişilerin Kilisede eğitim görme uygulaması terk edilerek sınava tabi tutulmak suretiyle akademiye alınmaya başlanmıştır. Üniversitelerde teorik eğitimden ziyade öğrencilerin araştırma makaleleri sunmaları ve eleştiriye tabi tutmaları zorunluluk haline getirilmiştir. Bunların arasından en iyi makaleler Prusya hükümeti tarafından bastırılarak literatüre kazandırılmıştır. İşte bu eğitim anlayışı sayesinde Albert Einstein, Mozart, Beethoven, Goethe, Benz, Diesel, Krupp, Friedrich Nietzsche, Arthur Schopenhauer, Carl Gustav Jung, I. Kant, Alfred Wegener, Charles Darwin, Siemens, Heinrich Hertz, Hermann Hesse, Bach gibi sanatçılar ve bilim adamları yetişmiş ve Alman bilimi, dünyanın gıpta ile baktığı bir alan haline gelmiştir. Bunun sonucu olarak Almanya 1933 yılına kadar Avrupa’nın entelektüel açıdan en önde gelen gücü haline gelmiş olup dünyada en fazla Nobel ödülüne sahip ülke konumuna gelmiştir.
Peter Watson bu kitabında, aslında, Alman fikir dünyasının Avrupa’yı nasıl etkilediğini detaylı bir şekilde açıklamıştır. Eğer Alman mühendisliği ve savaş sanayisi dışında Almanya’nın fikir dünyasının nasıl geliştiğini ve Avrupa’yı nasıl etkisi altına aldığını öğrenmek istiyorsanız bu kitap kesinlikle başucu kaynağınız olacaktır. Kitabı okuduğunuzda şunu fark edeceksiniz ki; gün içinde sıklıkla kullandığımız teknolojik aletler, hayat farkındalığımızı artırmak için öğrendiğimiz psikolojik terimler, hayranlıkla baktığımız sanat eserlerinin altında bir Alman’ın insanlara faydalı olmak amacıyla insanlık için gece gündüz sarf ettiği emeğin bir ürünüymüş.