Hayvan Müzesi, doğanın ve insanın evcilleştirilemez yanlarıyla yüzleştiren bir roman.
Sanatçının, dünyayı tıpkı bir zoolog gibi kataloglamaya çalışması, kaosla başa çıkmaya çalışırken karşılaştığı bir engeldir. Hayvanlar gibi, her şeyin bir düzene sokulabileceğini düşünerek, doğanın vahşi ve kaçak yanlarını görmezden geliyor.
Okur, metin içinde bir iz sürücüye dönüşüyor. Her parça, her iz, vahşi bir gerçekliğin yerini işaret ediyor ama asla tam olarak yakalanamıyor. Bir müzenin duvarlarında yankılanan boşluklar, kaybolmuş hikâyeler, açıklanamayan ilişkiler, anlatı boyunca devam ediyor. Bu kayboluş, anlatının en temel gerçeği gibi.
Hayvan Müzesi, insanın anlatı kurma çabasıyla, bir hayvanın doğasını evcilleştirme çabası arasındaki ince farkı vurguluyor. Bir hayvanın doğasını anlamak, yalnızca ona bakmakla değil, ona özgürlük tanımakla mümkündür. Adamımızın hikâyesi de aynı şekilde, ne kadar anlatılmaya çalışsa da, kaybolur. Ancak belki de gerçek hikâye, kaybolmuş izlerin arasında, eksik kalan parçaların oluşturduğu boşluklarda başlar.